Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
2454
 

Sevginin turnusol kağıdı

Minimal düzeyde kimya bilgisi olan herkes turnusol kağıdını ve ilgili deneyi hatırlar.

Bu deneye atıf yaparak çeşitli sosyal olaylar ve bu olaylar zinciri içindeki ilişkilerin gerçek boyutlarını anlamak için, savunduğumuz teze destek olsun diye, turnusol kağıdı örneğini zaman zaman vermekteyiz.

Bilinen, asidik veya bazik ortamların ayırt edilmesindeki belirteç özelliğinin dışında, kırmızıyı maviye, maviyi kırmızıya dönüştürmesinden farklı olarak, sevgi dostluk, arkadaşlık, iş vb ilişkilerinde turnusol kağıdı benzetmeleri yapılabilmektedir. Örneğin, “evlilik aşkın turnusol kağıdıdır” biçiminde bir önermeyle karşılaştığımızda, kendi düşüncemize uysun ya da uymasın, evliliğin aşk üzerindeki etkilerinin anlatılmak istendiği varsayımında oluruz.

Toplumsal hak ve özgürlüklerin nitelik ve nicelik durumlarıyla demokrasinin karakterinin belirlenmesinde yine turnusol kağıdı örneği verilebilir.

Sevgi ilişkilerinde, taraflar birbirlerini, bu arada kendilerini de, çeşitli olaylar karşısında sınama yoluna giderler. Yarattıkları ve kendilerinde yaratılan etkiler için bir mikyas, çoğu kez el yordamıyla, kullanmak zorunda olduklarını düşünürler. Tuttukları aynadaki yansıma ile kendi ilişkilerini yeniden oluşturur, ona tutulan aynadaki yansımaya olan ilgiyi, aynasını bir turnusol kağıdı gibi düşünerek anlamaya çalışırlar. Böylece birliktelik çizgisine doğru uzanan bir girizgah yapmış olurlar.

Dün akşam, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün bir ziyaretini konu eden, o kadar şaştım ki neresi olduğunu kaçırdım, bir haber vardı, bir TV kanalında. Bu vesile ile bir toplantı tertip edilmiş, kadınlı çocuklu kalabalık bir kapalı alanda olup biteni izlemektediler. Sayın Gül, ön sırada, arkada olacak değil ya, bir koltuğa kurulmuş, kucağına oturttuğu 6-7 yaşlarındaki bir erkek çocuğu, o görmeye pek de alışık olduğumuz yapmacık gülücüklerini ardı arkasına sıralayarak, sevmeye çalışıyor. Sevmiyor, “sevmeye çalışıyor” diyoruz, çünkü sayın bakanın bu işi, otomatik bir ilgiyle, zorunlu olarak yapmakta olduğunu ıkınıp sıkınmasından anlıyoruz.

Zaten buna hacet de kalmıyor. Çocukla bakan arasında geçen şu diyalog sahte sevgi ve ilginin o kirli perdesini aniden indiriveriyor:

Artık sıkıldığını her haliyle belli eden bakan, çocuğa;

- “Hadi artık, babana selam söyle, ”

Çocuk;

-“Ama benim babam vefat etti”, diye yanıtlıyor.

Bakanın sevgisi, ilgisi ve kulağı çocuğa yönelik olmadığından tekrarlıyor;

-“Olsun, sen yine de söyle, ona, Abdullah amcayı gördüm, ona Selamünaleyküm dedim de”, diyor.

Çocuk, her haliyle üzüntü ve özlem dolu yüreğinin dudaklarına vuran görüntüsünü saklayamadan hafifçe gülüp, bakanın kucağından iniveriyor.

Film kopuyor…

Şu memlekette, Clinton’un, Pinokyo’yu hasetinden çatlatacak kadar hacimli olan burnunu bir çocuğun avuçladığından bu güne kadar, bütün siyasetçiler, bakanlar fırsat yakaladıkça, gittikleri yerlerde ele geçirdikleri çocukları kaptıkları gibi havaya kaldırıyor, yanaklarına sahte öpücükler konduruyorlar. Nedeni basit: Sempati fukaralığı.

Clinton, planlı olarak, sahneye koyduğu o senaryodan sonra ülkemizde hem şahsi sempatisini ve hem de ABD “sevgisi” ni yeniden tesis etmeyi başarmıştı ya, bizimkiler de o hesabın peşinde anlaşılan.

Fakat burada sorgulamak istediğimiz o değil. Sorgulamak istediğimiz sahte ilgi ve sevgidir. Sorgulamak istediğimiz, Sayın Gül’ün aslında ne demek istediğidir.

Çocuk, bakana; “babam vefat etti” demesine rağmen, bakan; “olsun sen yine git söyle” biçimindeki ısrarın maksadı neydi?

Çocuğu duymadı desek olmaz Zaten kucağında, eli avucunun içinde, “yanak yanağa!” oturuyorlar.

Çocuğu tam olarak duydu da, “O aslında ölmedi, bu aklında böyle kala! Var git, revan ol yola! Böyle emreyledi Abdullah! Selam söyleyesin babana! Allah Allaaaaah Bismillah!!!” demek istediyse de, bu hiç anlaşılamadı ve hiçbir zaman da anlaşılamayacak.

Pekiiii. “Abdullah Amca’ya Selamünaleyküm dedim, de” cümlesini nasıl anlamalı?

Sözgelimi, çocuk, “merhaba Sayın Bakanım, günaydın Sayın Bakanım” veya “hoş geldin Sayın Bakanım” demiş olsa, taammümlere aykırılık mı olurdu? Olmazdı kuşkusuz ama, bakan sineğin yağının peşinde. Henüz okul çağında bile olmayan kız çocuklarının TV reklamlarında Kuran hatmederken gösterilen bir ülkede Hükümet üyelerinden birinin bu yollu bir temennisinin bulunmasında aslında anlaşılmayacak bir şey yok. Niyetler, eski niyet!..

Buna, kontrolsüz anda dışavurum deniyor sanıyorum.

Ve okuyucu ilgisinin, Sayın Bakan’ın “sevgi”sinin turnusol kağıdı olmasını umuyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 125
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 650
Kayıt tarihi
: 25.01.07
 
 

54 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanıyla ilgileniyorum. Çünkü düşünen ve yaşayan bir adamım. Esm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster