Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Sevginin zıt anlamlısı nedir?

“Sevginin zıt anlamlısı nedir?” diye sorulmuştu; tereddütsüz “Nefret” demiştim!

Meğerse “Korku” imiş!...

Gel zaman-git zaman harbiden öyle olduğunun farkına varıyor insan!

Biraz düşünmek gerek üstünde, elbet…

Eeee, düşünelim o zaman!

******

“Sevgi” koşulsuzdur; mesela bir anne evladını normal şartlar altında koşulsuz sever; bir çiçek de sevilebilir, koşulsuz, bir hayvan da…

“Nefret” pek can acıtanlara ya da kendini ifade etme hakkı tanımayanlara karşı duyulan bir duygudur; o duygu ki insanın kendini de kemirir durur!

“Korku” daha naiftir “Nefret” karşısında; zira çocukluğumuzdan beri pek tanıdıktır, “Nefret” ise fazlasıyla kötülük kokar!

“Korku” öylesine fazla bilindik… Öyle içimize sindirdiğimiz bir şeydir! Sanki; olmazsa olmazı gibi hayatımızın…

******

“Sevginin zıt anlamlısı nedir?” diye sorulduğunda otomatik olarak “Nefret” diyecek çok kişinin yaşadığı bir ülkedeyiz; “Korku” zaten öylesine işlemiş ki hücrelerimize, farklısını dahi düşünemiyoruz!

******

Çok seven anne-babalar “Bacaklarını kırarım!” derler, yine çok seven anne-babalar “Öldürürüm!” derler; hatta “Bir denize git, boğul, öldürmezsem namerdim!” derler deniz kenarında yaşayan bazı ebeveynler.

******

“O kızı alma, hakkımı helal etmem!”, “Bunu böyle yaparsan evlatlıktan redderim!” diyen babalar, ak sütünü helal etmeyen analar, falan filan…

“Öte yanda iki elim yakanda olacak!” diyenler…

******

Düşünelim bakalım: “Sevgi” bu durumların neresinde gizli?

Fazla yormayalım kendimizi; Sevgi-mevgi bu durumların hiçbir yerinde gizli değil!

“Sevgi” yok ki zaten ortada; olmayan şey nereye gizlensin!

******

“Korku” ise pek çok…

Altına çişini kaçıran çocuğunun pipi ya da kukusunu yakanlardan mı başlasam, sinemaya gitmek isteyen kızını eve hapsedenlerden mi?

Arkadaşlarıyla gezmeye gitmesine izin verilmeyen genç kızların ilk bulduğu fırsatta ilk saçına eli değenin peşinden gidip kurda-kuşa yem olup da, bir telefon kamerasıyla çekilen resminin ailesine gönderilmesi korkusuyla çok kurda-çok kuşa yem olmayı tercih etmesine mi?

******

“Korku” öyle benimsenmiş ki ülkemde, “Sevgi”ye yer kalmamış, maalesef!

Sevgi ki; hoşgörüyü barındırır içinde…

Olduğu gibi kabulü…

Empatiyi…

******

Nefret ise almış başını gidiyor, dolu dizgin!

Hoş, kime ne!

Hatta; eyvallah!

******

Vallaha, böyle düşünenler var, ne diyeyim…

******

Bir ülkede “Korku” en tanıdık ve en bilindik duygu olup da, artık benimsenmişse… Arada tek-tük çıkan sesler ise ısrarla susturulmaya çalışıyorsa…

Yani; aslında bir hükümetin televizyon kanalı olması, sağlık sektöründe de başbakanın eşinin hisselerinin de olması, hattı zatında gazetelerin de sahibi olması hangi tür yönetime girer diye sorası geliyor insanın; lakin, sorulamıyor!

Hani, gerektiğinde örnek gösterilen Avrupa, Amerika, efendime söyleyeyim, Rusya, falan; işe gelindiğince örnek göstermek mümkün de, bir de işin gerçeğine bakmak lazım!

******

İşe gelinen her durumda örnek gösterilecek bir ülke var da; biz hangi ülkeler tarafından örnek gösteriliyoruz, bir de ona bakmak var!

******

“Korku” en çok ölüm ile fişteklenir; ölüm bizim gibi coğrafyalarda “sırat köprüsü” demektir!

Anasını satayım! Korkut, korkut; sonra pek güzel şey yaptım zannet; cennetten yer ayarlayanlar da var, inananlar da…

******

Yaşadığın anda oğlunu sevdiğin kadar kızını sevdin mi, bilader?

Hey, sen, sakallı amca, yan komşunun karısı çamaşır asarken sıyrılan eteğinden gözünü alamadın, bak, gözümden kaçmadı!

******

Yani… Demem o ki; zaten korkuları normal bellemiş bir vatandaş grubu varken, bu “Korku” potansiyelini güzel yakalamış bir de partimiz var!

******

Din, zaten, “Korku” haline getirilmiş; korkaklar tarafından, oysa “Sevgi” değil miydi aslolan?

Yahu; on altı yaşındaki kızını hangi baba, hangi abi, hangi bilmem kim katledebilir?

Hattı zatında o babanın eşi ve üç kuması vardır; dört eş meselesi ya…

******

Neyse…

Daha fazla söylenmeyeyim.

******

Ama; şunu da demeden geçemeyeceğim: Bir “Korku İmparatorluğu” var; görüyoruz, biliyoruz, yaşıyoruz…  Söylemeye korkuluyor, anasını satayım!

Ama… Hükümetler vatandaşı memnun etmek için varlar, yani, normal şartlar altında…

Memnun olmayanlar niye “Bertaraf” edilirler, onu anlamak mümkün olmadığı gibi, “Korkaklığın” ödül aldığını da anlamak mümkün değil, keza…

******

Balbay’lar hala içerideyken, yani hiç bir hukuksal temeli olmasına rağmen, bu bir korkudur benzerlerine salınıverilen; sıkıyorsa aynısını yap!

****** 

Sevgiden ve sevginin birleştirileceğinden dem vuruluyor geniş alanlarda, pek çok da parti toplantılarında; hangi sevgi, şekerim?

Nefret tohumlarının ekildiği topraklar kıraç olur; hoşgörüsüz sevgi ise olmaz; olur denirse yalan olur!

Korkuları ne yapacağız?

Tesettürler altına mı saklayacağız?

Peki, üç yaşında bir çocuğun, tam da, içki kötülüklerin anasıdır denilerek yasaklanmasının ardında, Afyon’da, oynadığı sokaktan kaçırılıp, çıplak bir biçimde, hem de tecavüz edilmiş hali ile ölüm-kalım savaşı verdiğini “Tüh! Yazıklar olsun!” diyerek savuşturup geçecek miyiz?

******

Çooook çalışmak gerek, çookkk!

Çoookk anlamak gerek, çoookkk!

Çok okumak, çok yaşamı denemek gerek; kendine fazla güvenip, ağzı laf yapana az güvenmek, mesela…

Lakin, bunun için özgüven gerekli, onu da vermiyorlar işte!

Cahil kal istiyor, sözde pek sevenler…

Eeee, bu durumdan prim yapanların da ekmeğine tereyağlı bal sürülüyor!

Hatta karabal şekerim, senin, benim yiyemediğimiz cinsinden!...

 

http://twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1250
Toplam yorum
: 4309
Toplam mesaj
: 223
Ort. okunma sayısı
: 1282
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster