Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '14

 
Kategori
Öğretmenler Günü
Okunma Sayısı
137
 

Sevgisiz olmaz...

Sevgisiz olmaz...
 

Hayatta iki meslek vardır ki bunlar kişinin içinde yoğun bir insan sevgisi ve merhamet yoksa asla seçilmemeli, seçilmişse de eğer mümkünse derhal terk edilip başka bir branşa yönelinmelidir. Bunlardan ilki hekimliktir. Doktorlara hepimizin saygısı sonsuz. Ancak zaten canı yanmakta ve sıkıntılı olan hastaya ruhsuz ve acımasız gözlerle bakan bir doktoru hayal edebiliyor musunuz? Ya da sanki bir makineyi muayene eder gibi size sadece "Oranı aç, buranı indir," gibi ültimatomlar verip, gözlerinize hiç bakmayan, sizi gerçek anlamda hiç dinlemeyen bir hekimi? Peki, böyle bir doktora bir kez daha gitmeyi düşünür müsünüz? "Hayır," dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Her neyse benim bugün hakkında asıl konuşmak istediğim ikincisi. Tahmin edeceğiniz üzere, kalbinde sevgi, özellikle de çocuk sevgisi olmadan yapılamayacak, yapılması zinhar yanlış ve zararlı olan ikinci meslek öğretmenliktir. İşinizi yapıp evinize geldiğinizde hala aklınızda o gün anlattığınız dersi pek de iyi anlamamış olan öğrenciniz varsa, gece yatağınıza yattığınızda bir öğrencinizin anne babası boşandığı için şu saatte yatağında ağlıyor olup olmadığını düşünüp uyuyamıyorsanız, sofraya oturduğunuzda fakirlikten sıskası çıkmış olan bir öğrencinizin karnı bugün doydu mu diye endişe edip, bu yüzden iştahınızı kaybediyorsanız ve en önemlisi öğrencilerinize o gün yeterince verimli ve sevgi dolu olup olmadığınız konusunda kendinizi sık sık yokluyorsanız öğretmen özellikleri taşımaya başlamışsınız demektir. Aksi takdirde ne olur bırakın, terk edin bu işi. Mesai bitiminde dairesini terk eden memur gibi bıkkın halde okuldan çıkıp ertesi gün tekrar dönene kadar sadece anlatacağınız dersin programını ya da sınavda soracağınız zorlu soruları düşünüyorsanız o yavrucaklara yazık oluyor demektir.

Öğretmenlik sadece branşınız gereği bilgi aktarmayı değil, öğrencileriniz olan o çocukların içini görmeyi, acılarını, korkularını, sevgilerini paylaşmayı gerektirir. Lütfen onlar için yaşam boyu model olduğunuzu da unutmayın. Çoğu meslek seçiminde sizlerin iki dudağınızın arasından çıkacak imalara kilitli olurlar. Sizler yaşam şekillendiriyorsunuz, beyin değil.

Şahsen hayatımda iki tür öğretmenim oldu benim. Birincisi İstanbul'a taşındığımız yıl karşıma çıkan ilkokul 5. sınıf öğretmenimdi. İçimde hala öyle bir öfke var ki ona karşı, adını bile telaffuz etmeyeceğim. Hayatımı kararttı. Öz güvenimi yerlerde süründürdü. Anneme babama, "Bu çocuğu evlat edindiniz herhalde. Sizin gibi okumuş, kültürlü bir aileden çıkabilecek bir çocuk değil bu," diyerek çocuk yaşımda ağır depresyonlar geçirip, tırnaklarımı dibine kadar yememe sebep  oldu. Hala çok net hatırlarım, "Bu kadar aptal ve işe yaramaz bir çocuksam bu dünyaya niye geldim?" diye gecelerce ağlayıp, yok olmak istediğimi.

Hafızamda yer eden ikinci grup öğretmenler ise benim bu mesleği, yani öğretmenliği seçmeme sebep olan eli öpülesi, baş tacı edilesi insanlardır. Çok fazla değildir sayıları belki ama değerleri ve kalbimdeki yerleri ömürlüktür. Unutulmaz, silinmezler gönlümden...

Birincisi kendime olan güvenimi tekrar kazanmamı sağlayan ve beni ailemin gözünde tekrar yüceltmeyi başaran öğretmenim Engin İlker'dir. "Fulya'ya iyi bakın. Gözleriniz o kadar körelmiş ki göremiyorsunuz ama ben görebiliyorum. Bu çocuk, işlenmemiş bir cevher," diyerek annemin tekrar umuda kavuşmasını sağlamış ve beni o eşsiz kalbi, tüm olgunluğu, sonsuz sabrı ve aktarmaktan büyük haz aldığı bilgileriyle bir pırlantayı işler gibi işlemiştir.

Benim ikinci meleğim ise Türkçe öğretmenim Mukaddes Tuzla'dır. Benim her daim güler yüzlü, yüreklendirici, tatlı öğretmenim... Benim bir gün mutlaka yazacağımı ve onların da okuyup benimle gurur duyacaklarını söyleyen ve söylediklerinde haklı çıkan sevgili meleğim. "Hiçbir yetenek gizli kalmaz. Er ya da geç bir gün elbet ışığa kavuşur," demiş ve yüreklendirmişti beni. Üç çocuk sahibi olup, öğretmenliğe ara verdiğim sırada, üstelik kırk yaşında kalemi elime alacağımı söyleseler inanmazdım ama o bilmiş, hatta çok önceden görmüştü.

Ve son olarak size, benim hem öğretmen ve insan, hem de bir kadın olarak kendime model olarak benimsediğim lisedeki Psikoloji öğretmenim Süheyla Erol'dan bahsetmek isterim. Hayatımda gördüğüm en asil ve zarif görünüşlü öğretmendi kendisi. Onun duruşuna, hal ve hareketlerine, güzelliğine sadece ben değil, okuldaki bütün öğrenciler hayrandı. Çoğu insan Felsefe ve Psikoloji derslerinin sıkıcılığından bahseder. Ancak Pendik Lisesi öğrencileri için bu durum hiçbir zaman geçerli olmamıştır çünkü bizim öğretmenimiz Süheyla Erol'du. Biz onun derslerini ağzının içine bakarak dinlerdik. Bir gün onun kadar kültürlü, akıllı ve saygıdeğer olabilmekti hepimizin hayali. En sıkıcı sayılabilecek konu bile onun ağzından dinlenince destan tadında olurdu.

Özetle benim öğrenim hayatım boyunca sadece üç güzel meleğim oldu. Beni ben yapan insanlardı onlar. Bugünkü varlığım, duruşum, yapıyor olduğum işler, düşünce yapım ve insanlığım hepsi onların eseridir. Yazıma sevgiden dem vurarak başlamıştım. Yine öyle bitireceğim.

Sevgili meslektaşlarım, sevgili öğretmenler, onlarca yıl sonra bu memleketin bilinçli, güvenli, sağlıklı, faydalı ve erdemli insanlarla dolu olmasını istiyorsanız, lütfen yüreğinizde öğrencilerinize verecek bol bol sevginiz olsun çünkü unutmayın ki siz, o ruhların mimarısınız, bilgi depolarının değil. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 336
Kayıt tarihi
: 20.12.13
 
 

1993 yılında Uludağ Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. On beş yıl bo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster