Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '16

 
Kategori
Üniversitelinin Sesi
Okunma Sayısı
1770
 

Sevgisiz Toplum

Sevgisiz Toplum
 

Sevgiden yoksun kalan bir toplumun düştüğü kötü duruma başka bahane araması gereksizdir.


Yıllarca ülkenin en temel sorununu aradık milletçe. Eğitim diyen oldu, terör diyen, yozlaşma diyen... Bu kadar zor değildi bu sorunun cevabı ve bu kadar derinlere inilmemeliydi. Sevgiden yoksun kalan bir toplumun, düştüğü kötü duruma başka bahane araması gereksizdi...
 
Sokağa çıkın ve etrafınızdaki bütün karmaşanın, kavganın, gürültünün sebebini düşünün. Dolmuşta, otobüste, okulda, kafede.. Bir tarafın sergileyeceği ufacık bir tahammül bütün kavgayı bitirecekken, tahammülsüzlükte inat eden insanlar göreceksiniz. Empati kurma becerisini çoktan kaybetmiş, kalbinin katılığıyla övünebilen insanlar...
 
Peki, düşünelim biraz. Gurur duyduğumuz ve övündüğümüz kalbimizdeki o muhabbeti neden kaybettik? Nasıl bu kadar tahammülsüz ve hırçın bir toplum olduk?
 
Sorunun cevabı biraz gerilerde.
 
Çanakkale mahşeri hani, hatırlarsınız. Merminin mermiyle tokuştuğu, payitaht elden gider korkusuyla Osmanlı’nın can havliyle savunma yaptığı o harp. Daha önceleri yaptığı savaşların hiç birinde tekke ve dergahlardan asker çağırmayan Osmanlı’yı, onları da cepheye sürmek zorunda bırakan o katliam. Hani şu günlerde “Çanakkale Geçilmez!” diye haykırdığımız, ama bir müddet sonra düşman devlet gemilerinin İstanbul’a nereden geçerek geldiğini pek düşünmediğimiz savaş.
 
Bu noktada düşünmemiz gereken birinci bahis, Osmanlı’nın o zamana kadar savaşlara neden tekke ve dergahlardan asker çağırmadığıdır. İçinde ilimle birlikte muhabbeti barındıran, sanat ve bilim alanındaki eserleriyle cemiyet hayatına yön veren bu gönül adamlarını askere almamak en tabii haldi elbette. Çünkü şimdilerde zannedildiği gibi, tekke ve dergahlar için kapanılıp yalnız ibadet edilerek vakit geçirilen, basık havalı, kasvetli yerler değildi. Osmanlı’da ve hatta cumhuriyetin ilk dönemlerinde saygı duyulan sanatçılar ve ilim adamları ya bizzat tasavvuf terbiyesi almış, ya da tasavvuf terbiyesi almış olan kişiler tarafından eğitilmiş kişilerdi.
 
Cumhuriyetin ilanını izleyen senelerde, devletin idaresini elinde bulunduranlar “tekke ve zaviyeleri” kaldırma kararı aldığında; karşısında tepki koyacak ve bu yasağı engelleyecek bir güç bulamadılar. Sebebi, bu gönül insanlarının bir çoğunun Çanakkale’de İslam adına şehit olmalarıydı. Çok defa düşünmeme rağmen sebebini anlayamadığım bu yasak, sevgisiz bir toplum oluşumuza doğru atılan ilk adımdı.
 
Bu adımı takiben atılan, ve ilk adımı pekiştirme amacı taşıyan şeyhleri ve tarikat kurumlarını karalayıcı  kampanyalar da işin diğer ayağını oluşturdu. Filmlerde gösterilen üfürükçü ve sahtekar şeyhlerle halkın bilinçaltına “şeyh sahtekardır” algısını oturttular. Bugün Müslüman kalabilmiş ahaliyi dahi bu kurumlara karşı saldırgan yapan sebep bu.
 
Çok şükür. Onca yasağa ve karalamaya rağmen silsilesi bozulan ve dolayısıyla biten tarikat yok. Çünkü “tarikat” denen ve adı insanları ürkütmeye yeten bu kurumların beslendiği tek kaynak “sevgiydi”. Ve devrin idarecilerinin düşünemediği, akıl edemediği şey “sevgiye yasak” konulamayacağıydı.
 
İslam’da muhabbetin kurumu olan “tasavvuf”, ve onun sistematize edilmiş ekolleri olan tarikatlar insanlara sürekli “sevgiden” ve “aşktan” bahsetmiş ve o sevgi ve aşka ulaşma yollarını izah etmişlerdir.
 
İnanmayacaksınız. İsmi bu kadar ürkütücü gelen bir kurumun, beslendiği ve izah etmeye çalıştığı tek şeyin “aşk” olduğuna. Yastığına gece boynunun tutulmamasını sağlıyor diye öpücük konduran, ceketini soğuktan korunmasına yardımcı oluyor diye öperek giyen insanların hala var olduğuna da inanmayacaksınız. Hatta, bastığı taşın bile Allah’ı zikrediyor oluşunu hatırlayıp ona dahi yumuşak basan o koca gönüllü insanların yaşadığına da inanmayacaksınız.
                
Evet, her arayan bulamaz. Ama bulanlar arayanlardır. Aradığınızda yaşadıklarını ve hatta sayılarının çok olduklarını bile göreceksiniz.
 
Konuya dönecek olursak, bunca şeyi anlatıp neden “yobazlık” yaptığımın sebebine.
 
Yazdıklarımı okuyalım ve tekrar düşünelim.
 
“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” diyen bir Peygamberin ümmeti olarak, neden bu kadar sevgisiz bir toplum olduk?
 
Düşünelim, tefekkür edelim...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İki kere ikinin dört ettiğini bilmeyen insanlardan oluşan toplumlarda sevgiye dayalı aidiyet bağı olmaz! Selamlar http://blog.milliyet.com.tr/aidiyet-duygusu-nedir-ve-ne-ise-yarar-/Blog/?BlogNo=557298

Matilla 
 20.05.2018 9:44
 

Çıkarla oluşan hırs ve bilgisizliğin yerini gerçeklerle doldurursak akılsal sorunlarımız da zamanla giderilmiş olur.Kusurlu yüzyılların kirini pasağını yıkamaya bu bilgi çağı zaman harcamaz.Ancak günümüzdeki ayrışmaların,kavga ve gürültülerin adresine dokunmamışsınız hiç.Bu hakikatı arayıp bulmanızı öneririm.Kültürleşen dinimizi de...Selamlar.

Abbas Oğuz 
 30.06.2017 15:40
 

Yazınızdan,sanki "Çanakkale Zaferi"nin yaratıcıları tekke ve zaviyelermiş sonucu çıkıyor. Sevginin kaynağını da tekke ve zaviyeler olarak görüyorsunuz. Ne var ki toplumu ayrıştıran,parçalara bölmeyi amaçlayan,hatta laik,sosyal,hukuk devletini yıkmaya çalışanlar da bunlar.Selamlar.

Hüseyin Başdoğan 
 08.06.2017 10:58
 

Kusura bakmayınız ama toplumdaki sevgisizliği Çanakkale'den alıp Cumhuriyete bağlayıp daha sonra tekke ve zaviyelere dönerek basit ve de gerçeğe aykırı olan bir sentezlemeyle bağlamışsınız. Tekkelerde son dömemlerde neler olduğunu gördük; elbetteki bu son dönemde açığa çıkarılabilenler, ondan evvel neler oluyordu Allah bilir. Toplumdaki sevgisizliğin nedeni Biz ve ONLAR kutuplaşmasının getirdiği kaçınılmaz olandır.

SAHAFÇA 
 18.11.2016 3:48
Cevap :
Merhabalar. Evvela Tekke ve Zaviyelerin asli fonksiyonu muhabbet öğretisidir. Etnik olarak bu denli farklılığın olduğu bir coğrafyada insanları bir arada tutabilmenin tek koşulu da muhabbettir. Tekke ve Zaviyelerde neler yaşandığı ortada demişssiniz. Elbette kimi sahte şeyhlerin ve onların peşine takılanların varlığı da söz konusu. Ama bir orduda bir casus çıktı diye ordu lağvedilmez. Tarikat kurumunda da sahte mürşidler ortaya çıkıyorsa, ki normaldir, onları ayıklayıp yola devam edilmeliydi. Size nacizane tavsiyem, bu sentezin doğruluğunu yanlışlığını anlamak adına bugün hala irşad faaliyetlerine devam eden, geleneksel tekke ve dergahları hafta günlerinde ziyaret etmeniz. O ortamı soluduğunuzda, neredeyse tüm mahallelerinde, semtlerinde tekkeler bulunan bir toplumun muhabbet seviyesini anlayabileceksiniz.  30.11.2016 14:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 531
Kayıt tarihi
: 26.09.16
 
 

İşsiz, Tasavvufa meraka gayretli, Kültür-Sanat, ZG ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster