Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '19

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
116
 

Sevilmeye Layık mıyız?

İnsanlar olarak 3 temel mesajı duyma ihtiyacımız olduğunu söylüyor psikologlar. Sevilmeye layığım, yeterliyim, değerliyim.

Yukarıdaki 3 temel mesaj içimizden gelmedikçe yaşamdaki mutluluğumuz ve tatmin dışarıya bağımlı olacaktır. Özelikle bağımlı diyorum zira bağlı olmak ve bağımlılık farklı şeyler.

Konu sevgi ise şu kesin ki her insanın sevmeye ve sevilmeye ihtiyacı var hayatta. Sosyal hayvanız çünkü.

Peki size çoğu insanın sevilmek için iyi olmaları gerektiğne inandıklarını söylesem.

İyi olduklarına ianmak için de doğru davranmaları gerektiğine inandıklarını eklesem. Ne dersiniz?

Bu bir paradigma hatası ya da kayması aslında çünkü hakikat okyanusundan gelen damlalar olarak sadece Yaradan’dan ötürü tüm yaradılmış olan her insan sevgiyi hak eder.

Tersini düşünebilirsiniz ve buna saygı duyarım, ancak şunu bilmelisiniz ki sizin değerinizi değerlendirme sürecini başkalarına bırakırsanız kendi içsel gücünüzü rehin verirsiniz. Bir başkasının hayatını yaşarsınız.  Çünkü her insan hayatı ve diğer insanları kendi tecrübesi, bilgi ve becerisi, zihin haritası, beklentileri, korku ve endişeleri kadar yorumlar ve algılar. Beden be bilinç ilişkisinin köprüsü olan ego mekanizması doğumdan sonra yaşam tiyatrosuna alışırken nice travmalar geçirerek o doğum anındaki saflığın kaybettikçe egosunun sağlıklı ve sağlıksız olan tarafları oluşur. Yaşamın dualitesi onu nurlandırdığı kadar gölgelere de boğar.

Zaten gölge olmadan ışık algılanmaz, ışık olmadan da gölge olmaz. O yüzden hayat okulunda ölümsüz olan ruhun tekamülü için ışık da gölge de şarttır.

İşe bu yüzden herkes kendi kabı kadar alır ve idrak eder. Kimse bu algılama sürecinde hakikati tam olarak bilemez. Hele konu soyut konular olunca.

Hakikati algılayamıyoruz, tamam. Peki doğru ne, yanlış ne? Kime göre neye göre?

Kişilere ve kültürlere göre değişen doğrular doğru olabilir mi?

Bin yıl önce olan doğrular bugün farklı yorumlar ve zamanın ruhu ışığında değişebildiğine göre geçmişin doğrusu bugünün doğrusu olabilir mi? Ya da da bugün doğru saydığımız yarının da doğrusu olmak zorunda mı?

Beşeri doğrular hakikat ya da mutlak doğrular mıdır?

Doğruyu bilebilir miyiz peki? Bilsek herhalde epistomoloji diye bir felsefenin alt dalı olmazdı.

Peki bir şeyi sadece doğru olduğu için nefsine ters gelse bile yapabilir miyiz?

Hani doğruyu bilsek ve dopru olanı yapabilsek bile, her an doğruyu yapabilir miyiz?

Yaralı egonun gölgeleri, idin çekiştirmeleri, düşünce hataları ve korkuların gölgelediği vicdan ile doğru olmak kolay mı?

Kul olarak bu dünya okulunun zıtlıklarla örülmüş sahnelerinde hatalarımızla öğreniyorsak o zaman doğruyu yapmak bir ütopya olsa gerek. Konu doğruya ulaşmak ve her nefeste doğru olanı yapmaya çalışarak hakiki insan olmak. Gölgeli olan alt benliğimizin değil, ışıklı üst benliğimizi yaşamak.

Konu bilmekten yapmaya geçmekle alakalı. Yapmak önce bilmekten geçtiğine göre ise doğrunun ne olduğunu önce bilmek lazım değil mi?

Cennetten kovuluş hikayemiz de zaten iyi ve doğruyu bilme ağacın meyvesini yiyerek olmadı mı? Doğruyu yanlıştan idrak ile ayırt etme becerisi maalesef cennetten kovulmuş olsak da insana özgü. Zıtlıklar olmasa ve de bu ikisi arasında ayırım yapmak zorunda kalmasak burası bir yaşam okulu olmadığı gibi savaş ve kavganın olmadığı bir cennet olurdu.

Demek ki doğruyu yanlıştan ayıramıyoruz ve bir de kendimize Homo-Sapiens yanş bilen insan diyoruz. Ne tezat ama.

İşte bu yüzden insanı hayvandan ayıran zeka yeterli değil onu akılla kullanmak lazım. Bunun da ötesinde bilgelik ile doğru ile yanlışı ayırt edebilip nefsimize rağmen doğru olanı yapmak lazım.

Doğrular ve doğruyu yapacak bilgelik konu olunca sanırım tam başarıya ulaşmak ve başarılı olanı bulmak zor.

Peki hal böyleyse iyi olmak ya da iyi olarak görülmek için gereksiz çabalara gerek var mı? Yok. Kendimizi bilmemiz, geldiğimiz ilahi kaynağı bilmemiz yeterli. Elbette ki hayatta bilgi, beceri ve yeteneklerimizi artırarak elimizden geleni yapacağız ancak hayat okyanusunun büyük dalgaları ile sınandığımız vakit içsel değerimizden süphe duymayacağız.

Bu şüphe olmadığı vakit sevilmek de kolaydır. Çünkü hata yapsak bile sevildiğimizi hissederiz İlle de doğruyu yapamasak sevilmeyi hak ederiz. İnsan olmak hata da yapmaktır. Zaten hatalarımızla var olmamıza izin veren bir Yaradan varken hatalarda kusur görmek kimin haddinedir? Bu yüzden Sufiler “kusur görenindir” der. Konu hata yapmamak değil, hataları sık tekrar edip kabahate düşmemek.

Evet başlarken 3 temel psikolojik mesajı duyma ihtiyacımızdan bahsettik. Sevilmeye layığım, yeterliyim, değerliyim.

SEVİLMEYE LAYIKSINIZ

YETERLİSİNİZ.

DEĞERLİSİNİZ.

Dışarıdan kimsenin bunu size söylemesine ya da hatırlatmasına gerek yok çünkü siz bütünün bilgisini içinde taşıyan kozmik parçalarsınız. Ruhsal özünüzde tüm iyilik, doğruluk ve güzellikler var.

Dışarıdan birileri bunların tersini söylerse de aldırmayın. Onlar kendi kusurlarını sizde görüyorlardır. Özgüveniniz ve özdeğerinizden şüphe duymayın. Elbette ki yanlışlarınız, hatalarınız, kabahatlerimiz varsa dinleyin ve geliştirin kendinizi. Ancak hata yapmak dünya okulunda tekamülün bir parçası. Bu evrende hata diye bir şey yok. Kusur hiç yok. HER ŞEY SİZİ SİZE BULDURMAK İÇİN YAŞANIYOR. O yüzden söylenene değil söyletene bakarak teşekkür edin ve doğruları hayatınıza entegre ederek yolunuza devam edin.

Geri bildirimleri hayatınıza uygularken de kendinize merhametsiz olmayın. Zira veli olsanız burada olmazdınız belki. Öğrenmek ve gelişmek için varsınız. Kendinize kızmayın, haksızlık etmeyin. ÖĞRENİN VE İLERLEYİN.

Kısacası hatalarınızla da SEVİLMEYE LAYIK, YETERLİ VE DEĞERLİSİNİZ. Hatanız varsa gönül almayı bilin ve tekrarlamayın yeter. Hele kabahate dönüşmesine izin vermeyin. Yaşam okulundan öğrenin ve ilerleyin.

 

Sevgiler,

Kenan

 

YAKINDA 2075 YILINDA GEÇEN, YAZILMAMIŞ VE AYKIRI BİR RUHSAL BİLİM KURGU ROMANI İLE TEKRAR OKUYUCULARLA BULUŞACAĞIM. BEKLENMEYENİ BEKLEYİN… TABULARI KIRMAYA HAZIR OLUN

 

Sosyal medya paylaşımlarım…

https://twitter.com/Naacel

https://www.facebook.com/public/Kenan-Kolday

https://instagram.com/kenan_kolday/

http://naacel.blogspot.co.uk/

http://www.felsefetasi.org/author/kenan-kolday

https://tr.linkedin.com/in/kenankolday

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 237
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1034
Kayıt tarihi
: 29.10.12
 
 

Çocukluğumdan beri kendimden büyük bir şeyleri arayıp durdum. Ve 1999 yılında yaşadığım şoklar il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster