Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Psk.Rümeysa Betül Seyithanoğlu

http://blog.milliyet.com.tr/kalemterapi

21 Ekim '17

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
280
 

Sevimsizken Sev'ebilmek'

Sevimsizken Sev'ebilmek'
 

 

Ne kadar kolaydır değil mi sevimliyi, şirini ve iyiyi sevmek... Oysa insan denen kompleks varlık, her an sevimli ve iyi değildir maalesef ki.  Zaman zaman  düşüşleri, bunalımları, kırgınlıkları, sabırsızlıkları, kaprisleri olabilir. Sevimli insanın sevimsiz yüzü yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığında buna bağlı olarak aşk ve tutku hali sona ermeye başlayabilir. Evlilik sonrası kaybolan sevgilerin nereye gittiğine dair uzun uzun konuşulur, tartışılır. Aşk, tutku kalmamışsa artık, sevmenin anlamıda yoktur çiftlere göre.  Evde iki yabancı yaşamaya başlamıştır artık. Birbirine göre iki sevimsiz insandır onlar. Tıpkı mutluluğun peşinden savrulurken mutsuzlaşan insan gibi, yine aynı şekilde hep sevimliyi sevmek isterken sevgisizleşir insan.

Peki hep sevimli değilse bir insan sevimsizi sevmek mümkün müdür ?

Herşeyden önce sevginin tanımını doğru yapmak gerekir. Sevmek deyince, aşk ve tutku halinin sonsuza kadar sürmesi olarak anlaşılır. Buna karşılık aşk ve tutku geçici birer yüksek duygulanım halidir. Sevmek ise koskocaman bir eylemdir, bir etkinliktir. Çaba, özveri ve sabır ister.. Erich From'un sevgi kuramına göre; Sevgi vermektir. Vermenin karşılığı ise bir ''vazgeçiş'' halidir. Madde evreninde ise vermek, zengin olmak demektir. Çok şeyi olan kişi değil, çok veren kişi zengindir. Vermeyen, diğer bir deyişle vazgeçemeyen kişi ''yoksuldur''. Dolayısıyla vermenin çoşkusunu ve canlandırıcı gücünü bilemez ''yoksul kişi''.

Sevgi uğruna neyi vermelidir insan ?

İnsan, kendiliğinden güçlü ve gelişebilir bir potansiyeldir. Eğer bir kişi sevmek uğruna etkinliğe girişmek istiyorsa bilmelidir ki en önce kendinden vermelidir. Zamanını, duygularını, hislerini, kısaca yaşamını sevmek istediği insana açmalıdır. Böylece yaşamından bir şeyler vererek onu zenginleştirmiş olur. Bu, kişinin kendisini başkası uğruna harcaması demek değildir kesinlikle. Kendinden vermeye başlayan kişi ile muhatab alınan kişi arasında bir şey olur; verme eyleminden yeni bir potansiyel doğar. Bu potansiyel şudur; sevginin, sevgiyi doğurması.. Karşıdaki kişi bu etkinliğin oluşturduğu yaşama kendisini borçlu hissedecektir. Kısaca, verme etkinliği yeni bir verme etkinliğini geliştirecektir. Kendisine tutkun ve bağımlı kişiler verme eylemini gerçekleştiremezler. Çünkü tutkunluk hali özgürlüğü yok eder. Sevmek, tutkularından arınmış, özgür bir insanın gerçekleştirebileceği bir etkinliktir.

Sevimsiz..

Sevmeye karar vermiş bir insan, vermeye karar vermiş bir insan demektir nihayetinde. Sevimsiz gelen eş, aslında şu anlama gelmektedir; uğruna kendinden birşeyler verilmemiş eş demektir.. İlk baştaki aşk ve tutku halinde yapılan hiçbir eylem ekstra bir çaba gerektirmezken- çünkü içgüdüsel olarak içten gelen yoğun bir duygu seli vardır- sevme zamanı geldiğinde hergün yeniden yeniden uğruna çaba harcamak gerekir. Kendinden veremeyen, vazgeçiş eyleminde bulunamayan kişi sonuç olarak sevilmeyen kişi olacaktır. Çünkü sevgiyi, yine bir sevgi eylemi doğurabilir. Eşlerden hangisinin bu eylemi başlattığının hiç önemi yoktur. Bir verme, vazgeçiş halinde meydana gelecek olan şey ''Sevgi''dir.  Sevginin oluşturduğu güven ortamında ''sevimsizlik''' hali kaybolacaktır. Çünkü  sevgisizlik, bütün sevimsizliklere kapı aralar. Ancak bir ''Sevgi eylemi'' bu sevimsizlik halini yok edebilir. Gerçek sevgi, uğruna çaba harcanmışsa ve kişi yaşamından vermeye niyetlenmişse ortaya çıkabilir.

Sevgi insanın ayrılık, yanlızlık duygularını yenmesine yardımcı olur: bu duyguları yenmesine yardım ederken kişinin kendisi olarak kalmasını, bütünlüğünü yitirmemesini sağlar. Vermeye niyetlenmiş iki kişi düşünüldüğünde bir zenginlik halide kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Kendisi olarak sevildiğini bilen kişide özgüven duygusu gelişecek daha verimli bir insan olacaktır. Kısacası sevgi, uğruna verildiğinde eşlere pozitif yönde katlanarak geri dönecektir. Ve sevgi uğruna küçük bir vazgeçiş bile asla küçük sayılmamalıdır.

Örneğin eşini dinlemek için 1 saatini ayırmış kişi küçük bir eylemde bulunmuş olmaz. Bakıldığı zaman kendi işini yapmak için kendisine ayırabileceği 1 saatini, eşinin bir derdini dinlemek ve çözmek için niyetlenmiş kişi zamanından ve kendinden harcıyor, yani vazgeçiyor demektir.  Bu vazgeçiş durumunda ortaya çıkacak sonuç hiç şüphesiz ''sevgi''dir.

 

 

KAYNAKÇA

1) Erich Fromm, Sevme Sanatı(1996)

2) Dr.Gary Chapman, 5 Sevgi Dili

Meryem Kadıoğlu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Duygular insanın dış dünyasına karşı "etki-tepki" yasası doğrultusunda verdiği psikolojik reaksiyondur. Buna karşılık sevmek bizim duygularımızın sadece bir türüdür. Oysa nefret etmek, korkmak, endişe duymak, güvenmek veya şüphe duymak da yaşamımızın önemli halleridir. Yanlış olan bizim sevgi duygusallığımızı sanki biricik veya en önemli duygusallıkmış gibi algılamamızdır. Her şey dozunda olmazsa aklımızda bir sorun var demektir. Çünkü örneğin hak etmeyen birisini sevdiğimizde kendi kendimizi cezalandırmış oluruz. Selamlar

Matilla 
 25.10.2017 19:29
 

Bütün anlaşmazlıklar dinlememekten çıkıyor. Zamanla arada uçurumlar oluşuyor. Sizin de dediğiniz gibi sevgi sevimsizliği ortadan kaldırıyor.Yazınızı okuduğumda aklıma, ' Eşler birbirlerinin elbiseleridir' ayeti geldi... Selam ve saygılar.

Meryem Kadıoğlu 
 25.10.2017 18:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 129
Kayıt tarihi
: 18.07.17
 
 

Herkese Merhaba!! Hayat yolunda daha çocukken seçtiğim, aşık olduğum psikoloji alanında yazı yazm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster