Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Haziran '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
4918
 

Sevişmeye tutulmak ve "Acı Ay"

Sevişmeye tutulmak ve "Acı Ay"
 

Öyle bir film düşünün ki, hastalıklı bir aşk var ortada ve iki taraf da birbiririne zarar veriyor. İki taraf da hem sevişiyor, hem savaşıyor.

Sevgiliniz sizi bir ömür tekerlekli sandalyeye mahkum etse, onu "hâlâ" sever miydiniz? Ya dibe vurduğunuz bir gecenin sabahında, sevgiliniz diskodan gelip, doğum gününüz olduğu için size bir paket uzatsa ve paketin içinden bir silah çıksa?

Adeta "intihar et" dercesine... Kurşunları mı sayıp öper miydiniz, kendinizi ya da onu vurur muydunuz?

Paris'te bir yılkı atı gibi dolaşıp duran Oscar, Londra'da bir otobüste gördüğü kızı unutamayan bir adamın, Mimi adındaki bu kızı araması ve bulmasıyla başlıyor ilişkileri.

Birbirlerine delice âşık olan bu çift, öyle çok sevişiyor ki, sonuda ne aşkın ne de sevişmenin tadı kalmıyor. Adam eski bohem hayatını özlemeye, bir zamanlar sevdiği kadını aşağılamaya başlıyor.

Kadın onurunu parçalayarak onunla kalmak istediğini söyledikçe, erkeğin gözünde daha da düşüyor. Kadının önünde başka kadınlarla flört etmeler, yaptığı yemeği beğenmemek, saçlarını komşu kadının finosuna benzetmek...

Peki neden kopmuyorlar? Kopamıyorlar, çünkü aralarındaki yalnız birbirini anladıklarını düşündükleri, hastalıklı bir bağa dönüşmüş durumda. Kesip atamıyorlar...

Sonunda adam kadını kürtaj yapması için ikna ediyor ve sonrasında uzaklara bir tatil bahanesiyle uçağa biniyor. Tabii ki o uçaktan da gizlice kaçıyor.

Sonrasında bohem hayatına dönüyor ama aşk, peşini bırakmıyor.

"Acı Ay" (Bitter Moon) adlı bu film 1992 yapımı ve Roman Polanski yönetmiş. Kibar bir adam olan Nigel (Hugh Grant) bir deniz yolculuğu sırasında evliliğindeki seks ateşini tekrar yakalamak istemekte. Tek problem başka bir kadına aşık olması... O da engelli adamın ateşli eşi...

"Vahşi takıntının bu olağandışı ve orijinal yolculuğu, aşka, sadakate, evliliğe ve şehvete yepyeni bir bakış açısı getiriyor" denmiş... "Vahşi, Seksi, Ahlaksız Ve Eğlenceli" diye açımlanan film, bana kalırsa, aşkın karanlık yüzünü sizi şok edici şekilde gösteriyor.

Acı Ay da oradan geliyor. Her insan Ay gibidir, göstermedişği bir yüzü vardır. O yüz çirkinlikleri, acıları kapatır kiminde, kiminde çok özel sırları.

Bazı aşklar da öyledir, Ay'ın o yüzü karanlıktadır ve acıdır. Çikolata gibi tatlı görünen yüzünde bol bol dans, romans, sevişme vardır.

Görünmeyen kısmında bir usturanın ağzında öpüşür durursunuz. Fanteziler, sertlik ve takıntılar...

Peki bu kısım gerçekten aşk mıdır? Yoksa insanların hastalığını sağaltan bir araç mı? Yoksa ikisi de mi değil....

Şurası bir gerçek ki aslında bu iki kişinin arasında bir aşk yok. Hastalıklı bir bağ var. Dans etmeyi seven bir garson kız ve hayatını çalışmadan, dede parasıyla geçiren, başarısız bir yazar...

Film, Grant'ın şok olan ifadeleri eşliğinde, takıntının seksi, romantizmin vahşi yanını gözler önüne seriyor. Hugh Grant (filmde aslında yan rolde), Peter Coyote, Emmanuelle Seigner ve Kristin Scott Thomas gibi oyuncuların performansları ise izlenmeye değer. Özellikle Coyote'nin ve Kristin S.Tomas'ın başarısı büyük.

Nigel, Oscar'ın anlattıklarını dinlememek istemesine rağmen bu hastalıklı hikâyeye öylesine tutluyor ki, karısını aldatmak için fırsat kolluyor...

Filmdeki tüm erotik sahneler, ilişkinin boyutunu göstermesi açısından önemli ve yerinde. Final ise ilginç bir süpriz...

Polanski”nin filminden çıkarılabilecek birkaç önemli ders var: Aşkı yaşarken kendin olmaktan uzaklaşmamak, erkek egoizminin sınır tanımazlığı, bir kadının asla affetmeyeceği, aşkta takıntıların zarar verdiği, uçlarda olmanın felaket getirdiği, insanları yok ettiği, tutkulara körü körüne esir olmanın kısa dönemde zevkli ama uzun dönemde yok ediciliği, bir ilişkinin nerede başlayıp nerede ve nasıl bitirilmesi gerektiği...

Oscar ile Mimi arasındaki, Obsesifliğin (takıntılar) ve hedonizmin (hazcılık) içiçe geçtiği bu ilişkiyi filmin tek sahnesi özetliyor:

Oscar, Mimi'ye bağırıp, onu azarladıktan sonra soruyor: "Hem sen neden dans etmiyorsun?

Mimi'nin cevabı bir lokma gibi boğaza oturuyor: "Dans kalpten gelerek yapılır, benin kalbim kırık!"

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3577
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster