Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1201
 

Sevmek Mi Sevilmek Mi?

Sevmek Mi Sevilmek Mi?
 

\"ben tanrı\ ın hediyesiyim\" genç kız bu söz karşısında utancını gizleyemiyordu. bir şeyler söyleme


Genç kız nihayet uyanmıştı. tüm gece boyunca uyumuştu. gözlerini ovuşturdu. elbiselerini düzeltti. Şaşkındı.

- neredeyim ben? siz kimsiniz?

- demek dün gece neler olduğunu hatırlamıyorsun?

- Çok içtiğimi hatırlıyorum o kadar...

- evet, kapıyı sana açtığımda çok sarhoştun gerçekten. kapıyı açar açmaz bana ilk söylediğin söz suydu:

\"ben tanrı\ ın hediyesiyim\" genç kız bu söz karşısında utancını gizleyemiyordu. bir şeyler söylemek istiyor ama nereden başlayacağını da bilemiyordu. Şaşkınlığını biraz olsun gizlemek için:

- peki ya sonra ? dedi.

- İşin doğrusu ben tanrı\dan böyle bir hediye beklemiyordum. Şaşırdım bir an. gerçeği arayan birisine senin gibi bir serabın gösterilmesi doğal gelmedi bana. ben bunları düşünürken sen de şu anda yattığın yerde sızıp kaldın zaten.

- dün geceden beri yerde mi yatıyordum? diye sordu şaşkınlıkla.

- evet, düşüp sızdığın yerden kaldırmadım. biliyorsun seraba dokunulmaz. bütün . gece tanrı\ ın seni almasını bekledim. ama görüyorsun ki hala gelmedi. sahi söyler misin sen hangi tanrı\ ın hediyesisin böyle?

ferda sitem dolu bir utangaçlıkla:

- lütfen benimle alay etmeyin, dedi.

- alay etmiyorum. sadece seni anlamaya çalışıyorum. İstersen önce sana bir kahve yapayım da kendine gel. kemal kahveleri getirdiğinde ferda biraz olsun kendine gelmişti. Üzerindeki yabancılığı atmaya, doğal olmaya çalışıyordu.

- benim adim ferda. İki sokak ilerideki sitelerde oturuyorum. dün gece için özür dilerim. arkadaşlarla yasadığım bir çılgınlıktı o kadar. Çok utanıyorum.

- ben de kemal. bu evde tek başıma yaşıyorum. (bir an duraksadı kemal). senin hakkında ne düşündüğümü merak ediyorsun değil mi?

- biraz öyle...

- hiç... hiçbir şey düşünmedim.

- neden?

- Özel olarak hiçbir insan üzerinde düşünmem pek.

- gecenin yarısında kapını çalıp evinde yatan bir kız hakkında bile mi?

- evet...

- Çok garip bir insansın.

kemal sustu... ve sonra

- söylesene maskeli bir baloda insanların gerçek yüzlerini tanımak mümkün müdür sence?

- tabii ki değil.

- İşte şu toplumda gördüğün bir çok insan ve sen... hepiniz maskelerinizle yaşıyorsunuz. su toplum maskeli bir balodan farksızdır bence. hem de zamana, kişilere ve olaylara göre her an değişen maskelerin kullanıldığı bir balo... bu yüzden pek anlamlı gelmiyor bana insanlar üzerinde düşünmek.

- kendini soyutluyorsun insanlardan.

- Öyle de denebilir. zaten toplum ferdin en büyük düşmanıdır bence. bu yüzden insanlardan hiçbir şey almamayı yeğliyorum. buna rağmen her şeyimi vermeye de hazırım onlara.

- İnsanların sevgisini de reddeder misin, örneğin?

- en başta onu. bugünün sahte sevgileri bir insanin kalbini yaralamak için seçilen en tehlikeli yoldur.

- ama insan hiç sevilmeden yasayamaz ki...

- bunda yanılıyorsun. İnsan sanıldığının aksine sevilerek değil severek yaşar. İnsan sevilmek ihtiyacında olan zayıf bir varlık değildir. kısacası sorun bence sevilmek değil sevmektir.

- sevdiğin halde sevilmiyorsan?

- sevilmek senin sorunun değil onun sorunu. bence sevmek bir insanı kendi içinde hissetmendir. sevilmek ise kendini bir insanin içinde hissetmen. anlayabiliyor musun? sevmek seni zenginleştirir, sevilmek değil. bunu evreni kapsayacak şekilde de düşünebilirsin.

- nasıl yani?

- evrensel anlamda sevmek kainatı kendinde seyretmek, sevilmek ise kendini kainatta seyretmektir. ferda\ ın kafası karışmıştı. hiç bu kadar derinlemesine düşünmemişti sevgi üzerine.

bunu fark eden kemal:

- bunları bir anda anlamak sana güç gelebilir. ama biraz düşünürsen umarım anlayabilirsin. Şunu unutma ki insanlık bugün ikinci tas devrini yaşıyor. birinci taş devrinde insanlar yumuşacıktı. sevgi sayesinde her şey yumuşacıktı. sadece evleri ve aletleri taştandı. simdi ise her şeyimiz yumuşacık, yüreklerimiz taş gibi. hatta taştan da katı. Çünkü öyle taslar vardır, üzerlerinde otlar yetişir ve öyleleri de vardır ki... kemal\in gözleri nemlendi bunları söylerken. yılların acılarını, ihanetlerini, buruklukların, kelimelere döküyordu aslında. ağlamaklı bir hale dönüşüyordu sesi kesik kesik...

uzun bir sessizlik oldu. bütün bir hayat şeridi geçti ferda\ ın gözleri önünden. eğer kemal\in anlattıkları doğruysa sevgi hiç olmamıştı hayatında. bir anda gözleri duvarda bir çerçevede olan mısralara takıldı:

\"donuk sevgiler çağındayız sıcak sevgiler cehennemde yanıyor sevgi... yaşanmayacak kadar güzel, fark edilmeyecek kadar sade, duyulmayacak kadar doğaldır.\"

kemal duvarda ağlayan bir çocuk portresi gösterdi ferda\ya: .

- biliyor musun bir çocuğa verilecek en değerli besin şefkattir. ve de cesaret. bunlar öyle hassas bir dengeye sahiptir ki, denge bozuldu mu işte şu insanları görürsün karşında... Şefkat ve cesaret kurbanları... kimileri aşırı şefkatin yanında cesaretsiz büyütülürler. bu insanlar küçücük bir dünya kurmak isterler kendilerine. güçsüzdür bu insanlar, kolayca kırılırlar. dünya çok acımasızdır öylelerine göre... kendilerini sevecek birilerini ararlar hep. o kadar yoğunlaşırlar ki bazen şiddetli bir arzuyla birine doğru akmak isterler. cesurca sevemezler. cesareti öğrenememiştir bu insanlar. Öte yandan da cesur insanlar... dünyayı bile devirebilirler. ama basit bir sevgi oyunuyla kolayca yıkılıverirler. dünyayı titretecek cesareti taşıyan . bu insanlar kalplerine dokunan bir parmakla diz üstü çöküverirler yere. ve su sözleri duyar gibi olursun onlardan: \" dağ düştü üstümüze yıkılmadık ama İnsan değdi tenimize acısı yıktı bizi...! cesaret onları o kadar sertleştirmiştir ki sevdikleri insanı kolları ile kalpleri arasında neredeyse öldürür.

kemal sustu birden. ferda bir . şeylerin olduğunu hissetmişti. Çözmek istiyordu kemal\i.

- niye sustun?

- bana ne şefkati öğrettiler nede cesareti.

- ama tüm bunları biliyorsun sen

- nasıl olduğunu merak ediyorsun değil mi, anlatayım. bir an durdu sonra:

- İnsanların nefretinden sevgiyi, ihanetlerinden sadakati, . korkaklıklarından cesareti öğrendim.

- İnsanlar bu kadar acımasız mi? gerçekten seven insanlar yok mu hiç?

- bırak sevgilerini gülmeleri bile doğal değil onların. seni senin için değil kendileri için severler. o kadar iyi o kadar güzel ve o kadar haince severler ki hayran olmamak elde değil . biliyor musun? sevgi ve ihaneti sanatsal bir uyarlamayla o kadar güzel sahneye koyarlar ki son sahnede öleceğini bile bile seyredersin oyunu. mükemmel bir katildir onlar. seve seve öldürürler seni. dudaklarından sevgi sözcükleri yükselir. yapacağın tek şey gözlerini kapatıp sevgi atmosferi içinde sevgi sözcüklerinin sağanak yağmuru altında ölümü beklemendir. anlıyor musun?

- sen sevilmekten korkuyorsun

- belki...

- neden? - neden mi? ben her insani kalbime misafir edebilirim, sevebilirim yani. kalbimden eminim çünkü. sevdiğim insani rahatsız edecek hiçbir şey yok kalbimde. ama kimsenin kalbine girmek istemem. Çünkü bilmiyorum nelerle karsılaşacağımı. bilmiyorum hangi tuzaklar bekliyor beni. ve bilmiyorum o insan bunlardan haberdar mı?

- fikirlerimi alt üst ettin. her şey karıştı. sevmek sevilmek, nefret sevgi... hatta şu ana kadar gerçekten yaşayıp yaşamadığımı düşünüyorum.

- aslında sana anlattığım her şeyi kendinde bulabilirsin.

- nasıl?

- kendini tanıyarak... yalnız kaldığın anlarda...

- yalnızlıktan kaçmışımdır hep...

- yalnızlıktan kaçmak kendinden kaçmaktır. bir düşünsene, doğarken de yalnızsın, ölürken de. o halde yasarken yalnızlıktan kaçmak anlamsız değil mi?

- yalnızlıkta insan ne bulabilir ki sıkıntı ve boşluktan başka?

- kendini gerçekten tanıyabilseydin uzaydaki derinlikten daha . derin bir iç uzayın olduğunu görebilirdin. bizler ruhumuzu öldürüyor sonra başına geçip ağıt yakıyoruz... benliğindeki zenginliği fark etseydin dünyada ikinci bir insan aramazdın biliyor musun?

- anlamadım!

- dünyada bir tek kişi vardın aslında. o bir tek kişinin içinde beş milyar insan.

- benliğim . bu kadar kalabalık mi?

- evet. benliğin tüm varlığın merkezidir. tüm acılar ve sevinçler yüreğinde gizlidir senin. Ölenleri yüreğine gömdüğün gibi doğacak çocuğun kalbi de senin içinde atar. hem acıyı hem sevinci yaşarsın iç içe, yan yana... hatta o kadar acı çekersin ki acı, acı olmaktan çıkar...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1175
Kayıt tarihi
: 14.03.10
 
 

1982 Ordu - Korgan doğumluyumilk ve orta okul öğremimi Manisa - Soma ilçesinde okudum lise dönemini ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster