Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Haziran '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1719
 

Sevmekten vazgeçme (Evlilik, çocuklar, boşanma)

Sevmekten vazgeçme (Evlilik, çocuklar, boşanma)
 

01 Haziran…

Güneş açmış gözlerini benimse gözlerim açılamayacak kadar kısılmış ağlamaktan...

Bu sabah, yine, yaşanmışlıklar, yollar, yıllar uzanıp geliyorlar peşimden…

Hani zaman zaman, sen; sürüklemek istersin de anılar gelmez ya peşinden, işte bu sabah anılar ben istemesem de bir bir gözlerimin önünden uzun uzun film şeritleri gibi geçiyorlar…

Bu sabah; kalbim yaralı, gönlüm kapalı, ellerim kollarım bağlı ve ben yaralı doğruldum yatağımdan. Anılar; dağ arasında, rüzgarı; içine hapseden vadide, yapayalnız haykırsa da aklımın en ücra köşelerine, yüreğim; ıssız ve sessiz gelincikler tarlası içinde, düşünüyorum.

Pencereyi açtım, güneşe baktım. Sabahın seher vakti, ha bir gayret umut diye geçirdim içimden. Anladım ki; güneşe kırgın, tüm çiçeklere küskün, hayata yorgunum bu sabah. Ne güneş ısıtıyor kalbimi, ne çiçekler çözüyor sessizliğimi, ne de hayatın kolları açık doluyor boynuma bu sabah..

Çocuklarım…

Bir kuvvet geliyor yüreğimin içine, kanım dolaşıyor yine içimde ve çocuklarım, çocuklarım benim hayatım..

Çocuklarımın yanı başlarındayım..Önce oğlumu seviyorum, uyurken ki o masum çatık kaşlı hallerini, yarı açık ağzını ve yüzündeki gülümsemeyi izliyorum, başını okşuyorum, yanaklarından öpüp, kokluyorum. Sonra kızıma bakıyorum, yüzüne düşmüş saçlarını ellerimle aralayıp yüzünü açıyorum, yine terlemiş boncuk boncuk, terini siliyorum, kirpikleri düşmüş yüzüne upuzun, gözlerini öpüyorum, hemen başlıyor mırıldanmaya uykuuum var beni uyandırma ne olur diye. Sonra gülümsüyor yarı uykulu sarılıyor boynuma, uzanıyorum yanına, oğlum geliyor , o da uzanıyor sol tarafıma. Çocuklarımın kokularıyla kapatıyorum gözlerimi nefes alabiliyorum daha fazla…

Çocuklarım…

Olup biteni bilmeselerde, sonucunu bildikleri bir durumu geciktirmek üzere uyumak istiyorlar sessizce..Aylardır yavaş yavaş değişmeye başlayan hayatları bu sabah biraz daha değişecek için için biliyorlar ve sessizce annelerine sarılmış uyuyorlar. Benimse gözlerim kapalı, yüreğimde çocuklarımın yürekleri, düşünüyorum sessizce…

Artık uyanma vaktiydi. Kızım; ayaklarından, oğlum; boynunundan gıdıklanırlar. Birinin ayaklarına, birinin boynuna dolanınca ikisi birden uyanırlar. Kızım; abisinin kendisini gıdıkladığını, oğlum; kardeşinin kendisini gıdıkladığını sanır ve başlarlar birbirlerini gıdıklamaya , gıdıklarken birbirleriyle eğlenmeye. Böyle böyle güne uyanırlar gülerek birbirlerini severek.

Çocuklarım; ömrümün en değerli yegane varlıkları, ömrümün değeri. Uyandılar, hazırlandılar, kahvaltılarını yaptılar, annelerine sarılıp öptüler.

Kızım : Anne, seni çok seviyorum, babamı da çok seviyorum. Bunu unutmayın. Dedi.

Oğlum : Anne, seni ve babamı çok seviyorum, her zaman seveceğim, siz de bizi sevin. Dedi.

Ben; her ikisine sarıldım ve gülümsedim.

Evde bir başınaydım şimdi. Aynadan yüzüme baktım. Hüzün; gözlerimin içine nüfuz etmişti, gözlerim; suskun, dilim lal olmuş, ellerim kollarım takatsiz, öylece baktım yüzüme. 14 yıl öncesinin benini aradım hüznümün içinde, aynanın önünde…Seninle konuştum sessizce…

14 yıl önceydi, bir sonbahar günüydü..Bir telefonla alel acele çıkmıştım evden, bir arkadaşım beni ofisine davet etmişti, o davete istinaden bir acele ile çıkmıştım evden. Yağmur yağıyordu yine. Yolda çarpıştık seninle. Ben de incelik nerde …..

- “ Önüne baksana turşu “ diye bağırmıştım önce.

Taaa o zamanlardan normal kelimeler, litaratüre uygun cümleler ve tavırlar yoktu bende.

- “ Hiçbirşey demeden bakmıştın yüzüme”

Bakışından ; “ yaa sabah sabah bela mıdır bu çıktı karşıma “ şeklinde bir hava vardı ama sen sonrasında hep red etmiştin. Bela da olsan tatlıydın şeklinde..

Aynı gün içinde yarım saat sonra aynı yerde karşılaşacağımızı kim söylese, “hadi canım sizde, film sahnesi m bu böyle “ diye söylerlerdi.

Arkadaşımın ofisine geldim. Her zamanki gibi bir güzel ıslanmıştım. Kurulanayım diye bir odaya aldılar, bir dakika sonra da seni aynı odaya aldılar. Bu kez ben “ eeee bela mısın sen benim başıma “ şeklinde geçirmiştim içimden. Neyse, sen; benimle sohbet etmeye çalıştıkça, ben; çok terslemiştim seni taa ki arkadaşım gelinceye dek. Gelipte ; senin de o’nun arkadaşı olduğunu söyleyinceye kadar. Ne çok utanmıştım o an. Nasıl gülmüştünüz, ben ise epey bir kızarmıştım.

İşte o gün birbirimizin gözlerinde yakalamıştık o ışığı..İşte o gün; hani kader varsa eğer, biz; birbirimizin kaderiyiz diye geçirmiştik içimizden.

Aradan çok kısa bir zaman geçmişti ki; bu kez tesadüfler değil, planlar-projeler getirmişti bizi bir araya. Ve iki yılın sonunda ben 24’ümde iken, sen 30’unda iken 12 yıl önce tam 12 yıl önce Hisar’daki sosyal tesisler de boğaza nazır bir bahçenin içinde baharı yaza bağlayan bir akşamda evlenmiştik birbirimizle.

Nasıl mutluyduk, nasıl eğlenmiştik. Öncesinde; ne planlar yapmıştık ama nikah günü tüm planlarımızın yerini daha yenileri ve sürpriz olanları almıştı. Hiçbirşey; yapmak istediklerimizden alıkoyamıyordu bizi. Horon mu yoktu, halay mı çekilmemişti, şarkılar mı söylenmemişti, danslar mı edilmemişti. Sesimiz kısılmış, ayaklarımız oynamaktan bitap düşmüştü ve geceyi sabah etmiştik.

Beyaz keten bir elbise almıştın bana hani şu Doris Day’in filmlerinde giydiklerinden, altı kloş ve pileli, üzeri vücudu saranlardan askılı bir elbise..Bu elbiseyle hep kutlamıştık yıl dönümlerimizi en mutlu anlarımızı çocuklarımızın doğumlarını ve yaş günlerini. Hani doğum sonrası kilolarımda bile sığımıştım o elbisenin içine, sen de hep gülümserdin bu hallerime.

Lacivert keten pantolon ve açık mavi bir gömlek almıştım sana. Sen de hep onlara sığımıştın sonra.

İçim ısınmıştı aynanın önünde seninle sessizce konuşurken böyle böyle şeklinde…Dolabımızı açtım. O beyaz elbiseyi çıkardım, bugün son bir kez daha giyeceğim o elbiseyi, senin 12 yıl önce severek aldığın en güzel hediyeyi.

Elbiseyi çıkardım, yatağımızın üzerine bıraktım yanına oturdum, aynadan yüzüme baktım, çocuklarım gülümsüyorlardı bana ve sana , o elbisenin ışığı yansımıştı karşımda duran aynaya.

Elbiseyi giyindim, hüzün geriledi beyazlığıyla, hüzün içimde kırılgan bir serçe, arada bir çıkıp konacak avuçlarımın içine. Biliyorum, hüznüm beyaz bir serçe şimdi avuçlarımın içinde ve özgürlüğüne kavuşmayı bekleyecek olan.

01 Haziran saat 09.00.- Evden çıktım. Arabama bindim. Yollardayım. Anılarımı bir bir yaşıyorum beyaz bir keten elbisenin ışığında, anılarımı bir bir resimliyorum elbisemin üzerine bir de denizi koyuyorum içine, güneşi fırçalıyorum tam sol göğsümün kalbimin üzerine, evimi boyuyorum çocuklarımın turuncu masum rengine. Yol akıyor, anılar akıyor, gözlerimden yaşlar akıyor elbisemin üzerine.

01 Haziran saat 09.30.- Hisar’daki sosyal tesislerdeyim. Boğaz’da. Çok şey değişmiş burada. Bakıyorum. Gözlerimin buğusunda; bir anda kalabalıklaşıyor bahçenin içi, kapıdan girenlere hoş geldin diyorum, yüzümde kocaman bir gülümseme, elimde çiçekler yerimde duramıyorum. Oradan oraya , ellerinin sıcaklığı avuçlarımın içinde, gülümsüyorum, gülümsüyoruz. O anı, o günü yaşıyorum sessizce. Yüreğim sıkışıyor, gözlerim yanıyor, deniz; boylu boyunca uzanmış karşımda ben çayımı yudumluyorum. Gözlerimden yaşlar boşaldıkça elbisem maviye, mavi; denize akıyor sessizce.

Yerimden kalkıyorum. Denize bakıyorum. Karşı kıyıya varmış bir geminin düdüğünü duyuyorum, üzerinden martılar uçuşuyorlar, bugün onlarda sessiz. Bugün ben dahil herkes, her şey sessiz, ıssız, kendi halinde, kendi kendisine boyanıyor dünya.

01 Haziran saat 10.00.- Yollardayım. Anılarım; boy boy dallanmış budaklanmış, kırmızıya boyanmış çiçekler, yeşile boyanmış yapraklar üzerimde, kök salıyorum toprağın üzerine, köklerimden biri sen ise köklerimin can damarının içinde. Çocuklarım, çocuklarımın babası benim yol arkadaşımsın diye..

01 Haziran saat 10.20.- Adliyedeyim. Ayaklarım kilitledi kapının önünde.

İsimlerimiz okunuyor..Göz göze geliyoruz seninle. Üzerinde lacivert keten pantolonun, açık mavi gömleğin boyanmış anılarımızın renklerine, kök salmış toprağın üzerine, köklerinden birisi ben ise köklerinin can damarı içinde. Çocukların, çocuklarının annesi senin yol arkadaşınım diye…

01 Haziran saat 10.30.- Mahkeme salonundayız. Ayrı masalarda avukatlarımız yanımızda, başlarımız öne eğik, sessiz ve ıssız bakıyoruz birbirimize. Ne avukatların söyledikleri, ne sorulan soruları duymuyoruz, anılar peşimiz sıra yuvarlanıyorlar, gözlerimizde ; anılarımız ve denize bıraktığımız gözyaşları, avuçlarımızda tuttuğumuz beyaz serçeler…

01 Haziran saat 10.45.- Karar : Tarafların isteği ile tarafların boşanması uygun görülmüştür.

Bütün anılara yol verdik o an gözümüzden akan iki damla yaş ile..

01 Haziran saat 11.00.- yan yanayız. Sessiz ve ıssız, yorgun, lal olmuş dilimiz; hayata yorgun, çocuklarımıza vurgun baktık birbirimize.

Akıp giderken hayatın içinden elbiselerimiz boyandılar çocuklarımızın turuncu masum rengine. Çocuklarımız; köklerimiz oldular, boyadığımız elbiselerimizin üzerinde, köklerimizden çıkan dallarımız; hayata bağlandığımız yollarımız oldular, dalların üzerine çizdiğimiz çiçeklerimiz ve yeşil yapraklarımız; yaşadıklarımız, tecrübelerimiz anılarımız oldular, bir gemi güvertesi üzerinde sağında sen solunda ben denge olacağız çocuklarımıza, denize boyadığımız elbiselerimiz ise huzur olacak bize hüzün yolculuklarımız ile birlikte. Sevmekten vazgeçme.

Yollardayım. Ağlıyorum. Ağladıkça rahatlıyorum. Güneş yükselmiş, açmış gözlerini içimi ısıtıyor, çiçekler barışmış benimle, hayat atmış üzerinden yorgunluğunu, dilim çözülmüş, gözlerim süzülmüş ışık saçıyor yine.

Çocuklarım, çocuklarımız… Sevmekten vazgeçme

Ağlıyorum…

Yerine birini koyabilir miyim ? yerine birini sevebilir miyim ? yerine birinin tenime dokunmasını yeniden isteye bilir miyim ? Yerine sevebilir miyim ? Sevmekten vazgeçme…

“Yerine “ diye başlayan hiçbir sorunun yanıtını aramayacağımı biliyorum. “ Yerine “ koyacağım hiç kimse ve hiç birşey olmayacak bunu da biliyorum… Sevmekten Vazgeçme…

“Yerine “ diye yerine koyacağım her şey ve herkes yanlış olacak sevmekten vazgeçme.

Sevmekten vazgeçme…

Sevmekten Vazgeçmek; hiç sevmemiş olmak demek, hiç kırılmamış, incinmemiş olmak demek, hiç acı çekmemiş olmak demek, hiç yalnız kalmamış, hüzün yaşamamış olmak demek, sevmekten vazgeçmek; insan olamamak demek.

Sevmekten vazgeçme…Yerime birini koyabilir misin, sevebilir misin, yeniden tenini biriyle paylaşabilir misin ? düşünme. Bırak acısın, acın büyüsün, bırak incin, kırıl, vurgun ye ama korkma sevmekten vazgeçme.

Sevmekten vazgeçme, an gelecek ; sevmekten vazgeçmediğimiz için yeniden sevebiliyor olacağız, yeniden hayatlarımıza sevebileceğimiz insanları alabileceğiz.

Ağlıyorum….

Acıtıyor, kanıyor, inciniyor ve yola devam ediyorum, bırak acıtsın, kanasın korkma, sevmekten vazgeçme….

Evimdeyim…Çocuklarım ve ben ve yeni hayatlarımız kök salmış çınar ağacımız. Elbisemi çıkardım. Üzerine bakıyorum, beyazı ışıyor ve lacivert ile maviyi taşıyor üzerinde. Elbiseyi alıp askısına asıyorum. Dolabı kapatıyorum, her açtığımda o elbiseyi göreceğimi ve anılarıma gülümseyeceğimi, anılarımı sevmekten hiç vazgeçmeyeceğimi biliyorum.

Sevmekten vazgeçmeyeceğim anılarımı hep seveceğim.

Sevmekten VAZGEÇME ……….

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1790
Kayıt tarihi
: 24.06.07
 
 

72 istanbul doğumluyum.  Yağmur yüklü buluttan pamuk şekeri, Yağmurdan sonraki gökkuşağı, to..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster