Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
3326
 

Şeyh Şamil ve Sultan Abdülaziz

Şeyh Şamil ve Sultan Abdülaziz
 

 

Ben onun soyundan geliyorum.

Şeyh Şamil İstanbul’da; Dolmabahçe Sarayında Kalmış…

Kuzey Kafkasya'nın efsanevi lideri ve ‘devletleşme’ çabalarının en kayda değer ismi İmam Şamil, 1797 yılında Dağıstan'da Gimri (Genu) köyünde dünyaya geldi.

 

Burada yazılanları dikkatlice okuyunca, içimin bir tuhaf olduğunu hissediyorum. Neden mi? Nedeni; anne tarafımın Şeyh Şamil’in soyundan olmasından kaynaklandığı.

 

Ne kadar övünsek azdır. Ne kadar gururlansak yine azdır. Dayım Turgut Dağıstan’la konuştuğumuzda; babasının anlattıkları ile bize aktardıklarında; dedemin de Şeyh Şamil’in köyü Gimri ya da Genu köyünden olduğunu öğrendiğimde çok heyecanlanmıştım.

Onun direk akrabası olduğunu söylediğinde de düşünün kalbimin nasıl çarptığını!

“Vay be!”

Dediğimi net hatırlıyorum.

İçim içime sığmamıştı.

 

O büyük kahramandı, o İmam Şamil’di, ona Kafkas Kartalı deniliyordu…

Onun 15 yaşında ata bindiğini biliyorum, kılıç kuşandığını, atlama, ateş etme, güreş, koşu, kılıç spor dalarında çok başaralı olduğunu biliyorum…

Şeyh Şamil’in; 1797 yılındı doğduğunu ve 1871 yılında hayata gözlerini yumduğunu da… O çok büyük bir kahraman. O mümtaz bir kişilik.

Devlet Başkanı seçilir seçilmez hemen iç işlerini kontrolu altına alıyor, Rus’lara karşı daha etkili olmak ilk isteği, bunun içinde ilk iş askeri tedbirleri almak oluyor. İdari ve Askeri teşkilatı yeni eseslara göre tanzim ediyor. Bakın şurada ne güzel bir tanımlama var bu anlatacaklarımı özetleyen:

 

“Askeri tedbirler alıp düşmana karşı savunma savaşları verirken, diğer taraftan da muntazam adli ve idari sivil bir devlet mekanizması geliştirmiş, medreselerde eğitime önem verdirmiş, fikir ve sanat alanında da büyük adımlar atılmasını sağlamıştır...

 

Döneminde tophaneler, baruthaneler, silahhaneler yapılmış, muntazam birlikler halinde askeri teşkilat kurulmuştur.

 

Şamil imam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya’nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürdü. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen 10 yıl savaşlara iştirak ettiğinden durup dinlenmeden cihad ettiği süre tam 35 yılı bulmuştur.”(alıntı)

 

Daha önce Şeyh Şamil ile ilgili uzun ve detaylı bir yazı yazdığım için şimdi daha kısa daha hatırlatıcı ve daha anma ile ilgili bir şeyler yazmaya çalışacağım.

İki gün önce, kız kardeşim Suzan, kızım Elif ve oğlum Fatihcan’la birlikte Dolmabahçe Sarayına gittik.

 

Burayı gezerken ben onlara hep Şeyh Şamil’den söz ettim. Onlar durmadan sorular sordular ben cevaplar verdim…

Şimdi yine bir aktarım yapacağım.

 

Çar kendisine bir konak ve hizmetçiler verdi. Şeyh Şâmil, Kaluga’da kaldığı on sene zarfında kendini kitaplara verdi.

Ancak bu şekilde teselli bulabiliyordu.

 

Artık oldukça yaşlanmış, esâret hayâtı onu iyice çökertmişti.

Bir defâsında, ziyârete gelen Rus Çar’’ına Hacca gitmek istediğini bildirdi.

Rus Çar’ı bunu kabûl etti.

 

Fakat oğullarının rehin olarak kalması gerektiğini söyledi. Bunu kabûleden Şeyh Şâmil, 1870 senesinde İstanbul`a hareket etti.

 

Bu haberi işiten İstanbullular heyecanla İmâm`ın gelmesini beklediler.

 

Sultan Abdülazîz Hân, sarayında hazırlıklar yaparak, senelerdir Ruslara kan kusturan İmâm Şâmil’i beklemeye başladı.

 

Kafkasya’da, İslâmiyeti yok etmeğe uğraşan Rus’lara karşı verdiği amansız mücâdeleyi iftihar gözyaşlarıyla tâkib eden müslüman Türk milleti, Şeyh Şâmil’e hayran idi.

Onun esâretten kurtulup İstanbul’a geldiği gün, yeryerinden oynamış, halk sâhile dökülmüştü.

Rus vapuru Dolmabahçe Sarayı önüne demirlediğinde, Sultan Abdülazîz’in saltanat kayıkları, İmâm Şâmil ve âile efrâdını saraya getirdiler.

Abdülazîz Hân, onu sarayın kapısında karşılayıp, büyük bir hürmetle;

 

“Babam kabrinden kalksaydı ancak bu kadar sevinebilirdim…”

 

Diyerek, çok iltifâtlarda bulundu.

Sarayda hâl hatır sohbetleri arasında SultanAbdülazîz, her türlü emrine hazır olduğunu bildirdi.

Bunun üzerine Şeyh Şâmil;

 

“Pâdişâhım! Hayâtımın şu son günlerini aşkıyla yandığım sevgili Peygamberimin huzûr-ı şerîflerinde geçirmek istiyorum. Bunun teminini zât-ı âlinizden istirham ediyorum…”

 

Dedi. Bu arzuyu büyük bir îtinâ ile yerine getirmek için Rus sefirini saraya çağırttı.

Durumu anlatıp, Çar’a bildirmesini emretti.

Rus Çarı İkinci Aleksandr kabûl edip, Şeyh Şâmil’in Rusya’ya geri dönmemesini bildirdi.

Buna ziyâde memnun olan Şeyh Şâmil, İstanbul’da kısa bir müddet kaldı.Başta Sultan Abdülazîz’in ve İstanbul’luların gösterdiği yakın alâkaya, misâfirperverliğe hayran oldu.

Bu kadar ilgiye rağmen bir an önce Hicaz’a gitmek istediğini pâdişâha bildirdi.

Abdülazîz Hân onun için en mükemmel vapurunuhazırlatıp teşyî eyledi. (alıntı)

 

Siz benim yerimde olsanız, duygulanmaz, heyecanlanmaz hatta birazda böbürlenmezmisiniz?

 

Dolmabahçe’de gezerken ona dualar okuduk, onu andık. Suzan’la onun olduğu zamanda, halk onu görsün diye sarayın en üstüne çıkartılmış oda selam vermiş ya, işte orası burasıdır, yok burasıdır belkide şurasıdır diye düşündük. Resimler çektik.

 

Böyle büyük kahramanlar olmasaydı, halimiz nice olurdu?

 

Nur içinde yatsın…

Kafkas Kartalı…

 

Nazan Şara Şatana

 

http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552

http://twitter.com/#!/nazansarasatana

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1580
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4771
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster