Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '19

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
76
 

Sibel: Efsane Bir Kadın

Yalnızca bir dakikalığına hayatınızın geri kalanında sesinizin hiç çıkmadığını, konuşamadığınızı, iletişim kuramadığınızı düşünün. Sadece bir dakikalığına düşünün bunu. Sevdiğinizi söyleyemediğinizi (ve hatta belki de bu yüzden hiç gerçek bir aşkın parçası olamadığınız), acıktığınızı, susadığınızı, korktuğunuzu, üşüdüğünüzü söyleyemediğinizi, merak ettiğinizi, kızdığınızı, özlediğinizi dile dökemediğinizi, dilsiz olduğunuzu düşünün.

Zor değil mi?

Sibel, Giresun'um yemyeşil tabiatında Kuşköy'de 5 yaşından bu yana böyle yaşayan bir kız, kadın. Kadın olma yolculuğunda pek çok şeyi ötelenmiş hayatıyla deneyimlemek zorunda kalmış, sırf sesi çıkmıyor diye gelinlik çağa gelmiş her kız tarafından ve hatta tüm köy tarafından "uğursuz" bilinmiş bir can. 

O, babası ve kız kardeşi ile yaşarken, Kuşköy'ün en eski geleneklerinden biri olan kuşdili ile, yalnızca bölgenin geleneksel ıslık dili olan, ıslık çalarak iletişim kurmayı bünyesine öğretmiş, köyde yerleşmiş bir şehir efsanesi olan bir kurtu aramayı hayatının yegane amacı edinmiş, temizliği, saflığı sembolüze eden bir kadın. Film, Sibel'in harfleri ıslıklarla seslendirişiyle başlıyor. 

Sibel, günümüz dünyasında temiz kalan her şey aslında. Saf sevgi, inanç, umut, cesaret, güç, mücadeleyle gelen zafer, ve zerafet... Ömrünü tarla ve ev arasında geçiriyor, babasına, tarladaki işlere ve kız kardeşine yetişmeye çalışırken, belki en çok kendini unutuyor yaşamda geride.

Aşkı, cinselliği ve hatta giyinip süslenmeyi, basit bir ruj sürmeyi bile deneyimlememiş bir kadın kimliğiyle başlıyor hikayesi Sibel'in. Ve o hikayeden "Özgürlük cesaret ister" sloganıyla yaşamına takla attıran bir Sibel'in doğumunu izliyoruz perdede...

Film, Giresun'un Kuşköy isimli köyünde, yemyeşil bir doğada, sıklıkla ormanın içindeki sahnelerde geçse de, perde aralarında saklı karelerde köy yaşamındaki tabuları, önyargıları, ezilmiş kimlikleri, eski zamanların yaşam koşullarını da sıklıkla hissettirmiş yönetmenleri Guillaume Giovanetti ve Çağla Zencirci. Aksiyonlu sahneler oldukça fazla ve bu kadar küçük bir ekiple bu kadar iyi bir iş çıkartılmış, filmdeki yakın plan çekimlerle her hissin izleyiciye doğrudan aksettirilmiş olması da ayrı bir başarı öyküsü.

Sibel'i sevgili Damla Sönmez canlandırırken, baba rolünde Emin Gürsoy yer alıyor. Erkan Kolçak Köstendil, Elit İşcan ve Meral Çetinkaya'nın da oyuncu kadrosunda yer aldığı filmin müziklerini Pi Bassel Hallak yapmış. 

Bir de Narin var elbette. Köyün delisi Narin...Aşkından deliye döndü zannettiğimiz Narin'in öyküsünün derinliğini ve Sibel'in babasının aslında ne kadar da konuya hakim olduğunu, yani o hayattaki görünmeyen bağları da görüyor izleyici Narin'in hikayesinde. Sibel, Narin'e yaptığı ziyaretlerde aslında kendi yaşamından bir parça kesite de farkında olmadan ayna oluyor. Çünkü Sibel'de ormanda karşılaştığı, toplum tarafından terörist olduğu gerekçesiyle aranan Ali'ye aşık oluyor. Efsane kurdun arayışında hayatında ilk kez aşkı, cinselliği, güvenmeyi ve hatta kadın olmayı öğreniyor acısıyla tatlısıyla.

Görüntünün olası içeriÄ?i: bir veya daha fazla kiÅ?i, aÄ?aç, açık hava, yazı ve doÄ?a

Yeşilliklerin ardında kaybolan Ali'yi beklemekten vazgeçtiği gün (ya da bizim öyle zannettiğimiz anda) güçleniyor Sibel, hayatında ilk kez ses olmak istiyor, hayatta bir ses, bir nefes olup var olmak. Uğursuz olduğuna inanılan Sibel'in yaşamı kendi kardeşininkine zarar verdiğinde, Sibel ayağa kalkıyor ve ilk kez özürlüğe yürüyor tutup kardeşinin elinden.

Sibel, gizemli kurdun peşinde koşan bir kadının, Sibel'in küllerinden doğma, özgürleşme öyküsü.

Kadın gücünün ve feminen enerjinin bugünün dünyasında dengeleme unsuru olarak gün geçtikçe önem kazanmasına paralel böyle bir kurgu ve senaryo, yalnızca ayakta alkışlanacak bir başarı hikayesi. Ki zaten, Locarno Film Festivali, Adana Film Festivali, Hamburg Film Festivali, Uluslararası Antalya Film Festivali başta olmak üzere çok sayıda da ödül aldılar. 

İzmir Karaca sinemasında Damla'yı yakalamaya gitiiğimde, filmin yönetmenleri ve müziklerini yapan sevgili Pi ile de tanışma şansı bulacağımı hiç düşünmemiştim. Hepsi, ışıkları suretlerine yansıyan insanlar. Guillaume Giovanetti ve Çağla Zencirci birlikte film yapmaya başladıklarını ve ayrı ayrı film yapamayacaklarını, çünkü nasıl yapıldığını bilmediklerini söylerlerken, aslında ortaya koydukları filmde de yakaladıkları müthiş uyumu görebiliyorsunuz. Diğer bir yandan, filmde Damla Sönmez tarafından ıslık yoluyla söylenilen her cümle, gerçekten Kuşköy'deki ıslık diliymiş. Bu konuda da Damla'yı ayakta alkışlamak gerekiyor.

Yeşilin büyüsünde kadının gücünü keşfe çıkacağınız, Gelinkaya'da yakılan ateşle insanı yeniden tanıyıp pek çok şeye yeniden anlam yükleyeceğiniz bu filmi kaçırmayın. Sibel, sinemalarda! Ve unutmayın, sesimiz çıksın ya da çıkmasın, hepimiz biraz Sibel'iz.

Görüntünün olası içeriÄ?i: 2 kiÅ?i, Damla Aktan dahil, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve iç mekan

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 876
Kayıt tarihi
: 22.03.18
 
 

18 Haziran 1985 İzmir doğumludur. İlkokul,ortaokul ve lise öğrenimini Özel Çakabey Koleji'nde tam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster