Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ocak '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
369
 

Siborg bilincim

Kendimi insan gibi hiç duyumsamıyorum. Hiç duyumsamadım. Hiç duyumsamayacağım.

Nörolojik açıdan bu bir hastalık değil. Durumumu açıklayan ve benzeri somut örnekler veren birkaç kuram var: Beyin yarıkürelerimdeki sol ve/ya sağ sözel bölgem, uzun süreli yüksek ateş nedeniyle, biraz da oksiijen ve glikojen yetersizliğine maruz kaldığından dolayı, varlığımı bir bütün olarak ayırsamıyorum. Benzeri bir deneyimi bir sinirbilimci beyin kanaması nedeniyle inme geçirirken yaşamış, sonradan iyileşebildiği için de durumunu anlatabilmiş.

Kendimi hep parçalı olarak duyumsadım. Paramparça değil, parçalı. Kitaplar bunun şizofrenik bir durum olduğunu söylüyordu, ben ikna olmuştum ama bir psikiyatrist olmadı.

Bu parçalılık durumunu ya da ‘sanal çokkişilikçiklilik’ ve ‘çok travma sonrası stres bozukluğu’ durumunu açıklayan kuramlar da var. Ölümle bedensel ve zihinsel olarak çok fazla yüzyüze geldim. En ön cephedeki askerlerde görülen türden sendromlar bende de var.

Başarım; parçalarımı, tıpkı bir elektrik devresi açıp kapar gibi, açıp kapayabilmemde. İnsan değilim ama insan olabilmeyi çok iyi taklit ediyorum. Düşünün ki psikiyatrist bile, beni aklıselimli bir insan sayıyor, rolümü gerçekçi oynuyorum demek ki. Ayrıca, delisi bol İstanbul’da beni gereğinden çok aklı başında bulan arkadaşlarım da var. Açıkçası bense, normalleri deli ve Dünya’yı açıkhava tımarhanesi sayıyorum.

Yine de kendimden eminim: Deliyim. Genel anlamda değil. Çok uzun bir literatür nedeniyle. Temelde ‘savaş sevgisi’ nedeniyle.

Konumuza gelelim: Bu beni yazılımsal bir siborg yapıyor. Yani, temel yazılımıma eklenen ve çıkarılan parçalar nedeniyle.

Ve hemen burada ikilem başlıyor:

Siborg uygulamacılarına göre, siborgluk donanımsal bir durum ama beyin protezleri yapılalı onyıllar oldu bile. Onların etkileri tümüyle yazılımsal. Uç sinirbilimsel vakalar da, tümüyle yazılım sorunları yaşayan örnekler sunuyor bizlere.

Peki, bedensel parçalarıma bakalım:

Ağzımda 1987 yapımı bir dolgu var.

Akciğerlerimde 1974 ve 1989 bronkoskopileri artığı, az miktarda radyoaktif baryum sülfat var.

1998’den beridir gözlüklerim var.

1980’de 3 hafta koltuk değneği kullandım.

Yaşlanınca kesin bir dış-iskelet satın almakta kararlıyım. Sonuçta, 25 derecelik bir yokuşta 3 kilometreyi 50 yaşındayken her gün pekala yürüyebiliyorsunuz ama 60’ında ve 70’inde hayır.

İnterneti de, bir yazılım siborgu kabul ediyorum. Elimdeki referans bilgi parçalarına, internette topladığım bilgi parçalarını ekleyince, henüz hiçbir zihinde olmayan, devasa düşünce lego yapıları ortaya çıkıyor ki bu metin de öyle bir şey.

Siborgluk bana hiçbir zaman kendine yabancılaşma gelmedi. Hiçbir zaman da hümanist biri olmadım. Sevilmeyi hak eden hiçbir insan da tanımadım. (Çıtamın oldukça yüksek olduğunu kabul ediyorum, kendim için de bu çıta geçerli.)

Siborgluk bana bir öteleme ve aşkınlık gibi geliyor: Sonsuz tao’dan ötelere, menzili olmayan sonsuz bir evrim gibi geliyor.

O bir araç. Şimdilik bir araç. Eskiden kitaplar vardı, şimdi internet var, gelecekte beyne yazılım yükleme olacak. Bunun gibi bir şey.

Burada boşlukta duruyorum ki yazdıklarımın bir bölümü olsun, okur tarafından intikal edilebilsin.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bu bir tercih olabileceği gibi, geçmişten geleceğe ötelediğiniz gerçeğin ta kendisi de olabilir... ama hayret ediyorum, anlamaya çalışıyorum ama bu tamamen soyut bir kişilikten kaynaklanıyor gibi geliyor, paylaşım eksikliği desem gülersiniz şimdi...

Ruksan İLDAN 
 08.01.2010 23:19
Cevap :
Eskiden ben de kendimi acaip sanırdım. Son yıllarda nörolojik özel durumlar ilgili okuduklarım, benzerlerimin binlerce olduğunu gösterdi. Felsefe yönden ise, şu anda resmi olarak 7.000 civarında (konuyla ilintili sitelere üye olan) meta-hümanist var. Yine de her ikisi de milyonda bir türden nadirlik içerdiği için, benim gibilerini her gün değil, yılda bir bile sokakta göremezsiniz ama ben sizlerden biraz daha ayırıcı baktığım için görebiliyorum. Onlar benden daha çekingen, çünkü kendilerine normallerin değer yargılarıyla bakıyorlar. Ben filmi koparalı on yıllar oldu. İletişimi ise artık becerebiliyorum. Bunun göstergesi, burada okuduklardan etkilenip, bana özgü kavramları kendi metinlerine taşıyanlar. Son 4 yıldır bunun izleğini tutuyorum. Dolayısıyla, biyografimin kültürolojik haritası çok açıkseçik.  09.01.2010 11:04
 

zaten burada yazdıklarınız da felsefenin bir bölümü sanırım. Japonların metal iskeleti insan a monte mi ediliyor dıştan, ilginçmiş. Yapay kemik değil ama örneğin diz kapağı eklemi ( metaldi sanırım) eklemi takılanları biliyorum. Ama başka nedenlerle istenilen faydayı sağlayamadı bu. Çünkü Parkinson olmuştu kişi. En sağlıklı olanı sanırım yürümek. Yaz kış demeden tempolu uzun yürüyüşler temiz havada. sigara da içmemek. bende bazen bunama sorununu düşünüyorum ve kaygılanıyorum.Bilgisayarımı videolarla fotoğraflara doldurmakla bunu yenebileceğimi hayal ediyorum başıma geldiğinde. .Ama aslında olay çok farklı. mesele sadece geçmişi anımsamamak olsa yazıp çizdiklerine bakar insan ama yazıp çizdiklerine bakmayı, bilgisayar kullanmayı hatta yemek yeme gibi rutinleri ve biyolojik gereksinimleri dahi unutturan türdeki bunama ki artık bu akıl hastalığı sınıfına giriyor ve o kişi için korkutucu geliyor. Öte yandan toplum olarak saatte bir bu şekilde bir bellek temizliğine uğratıldığımız da

Ezgi Umut 
 08.01.2010 20:24
Cevap :
Bunamanın birinci önleyici ilacı müzik. Bulabildiğiniz bütün farklı türden müzikleri, anlamaya ve içinizde hissetmeye çabalayarak dinleyin. Sözel ve soyut düşünme bölgemiz, aslında işitsel bölgeden apartılma, çünkü evrimde sonradan edinilmiş bir yetidir yazmak. O nedenle, müzik ama gerçekten farklı müzik, insanı bunamaktan kesin alıkoyduğu gibi, bunamış yaşlıları da iyileştiriyor. Bu, denenmiş ve çözümü kesinleşmiş bir öneri. Kendime yeni bir 'discman' aldım. 20-30 sene önce, beni göklere çıkaran müzikleri birer birer dinliyorum. İnanın korkunç beyin dopingi yaratıyor. 50 yaşımda uçmak, 20 yaşımda isteyeceğimden daha az istediğim bir durum ama beyninizin bütün kapılarının açıldığını yaşamak muazzam bir his. Öneririm. Asla vazgeçmeyin. Pençelerinizi yaşama geçirin. Engizisyon ve faşizm, biz ayralları yenemesin. Düşmana inat. Libidonuzu ketlemeyin. Düşmandan daha hızlı, acımasız ve özgür olun. 7 milyara karşı 7 kişi, biz bu maçı aldık bile. Yoksa, mesleğimin püf noktalarını yazmazdım.  09.01.2010 11:10
 

Derin bir makale, hep düşündüklerim. Buralarda paylaşmasam bile.Yine de anlattığınız koşulların ne kadarını kavradığımı bilmiyorum. Nereden başlamam gerek. Bir zamanlar örneğin araba sanki ayakkabılarım gibiydi. Şimdi de şu kullandığımız keyboard sanki parmaklarımın yapay uzantısı. Ben de ileride doğrudan çipler ve programlarla donanmış insanlık modeline yavaş yavaş geçilmekte olduğunu hissediyorum.Hümanizma programı yüklenirse hümanist de olunamaz mı o zaman?...Bazen düşünürüm sinirleri taşıyan özellikle yapay omur kemikleri bütünüyle yapılabilecek mi diye. Sanki yaşlılık kemikleri fazla etkiliyor. Öte yandan bir tanıdığımın Paris catacomb larından çektiği düzgünce sıralanmış kemikleri görüyorum o kadar düzgünler ki ve kemikler değil diyorum.Tüm organların yapayı çıkacak. Orta boy yapay ciğer aranıyor, ya da mide. . Bu bağlamda organ nakilleri de bir kaç yüzyıl sonra gereksiz olacak sanki. İnsanlar her geçen gün siborg özellikleri belki fizyolojik etkenler olmasa bile toplumsal

Ezgi Umut 
 08.01.2010 16:51
Cevap :
Ana sorununuz kemekler / iskelet olduğu için ondan örnekleyeyim: Nüfuslarındaki yaşlı oranı çok yüksek olan Japonlar, 250 kiloya kadar yük taşıyabilen, dış metal iskeletler yaptı. Bunları ister düşünce gücüyle, ister araba gibi mekanik olarak kullanabiliyorsunuz. Şu anki satış fiyatı da yalnızca 2.500 (iki bin beş yüz) dolar. Ayrıca, Türkiye'de bile yapılabilen yapay kemik / eklem nakli var. Ben şu an 50 yaşındayım, ilk aşamada niyetim 100 yaşımı sağlıklı olarak geçmek. Tabii bunama sorununu aşmak gerekebilir çoğunluk için. Benim öyle bir sorunum olacağını sanmıyorum, zaten uzun yaşamak istememin ana nedeni, tarihin en çok felsefe kitabı yazmış yazarı olarak ölmek.  08.01.2010 18:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 510
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster