Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ağustos '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
2486
 

Sıcak bir gece

Sıcak bir gece
 

Sıcak gecenin sıcak olayı!


O gece yaşamın bir başka kuralı ile karşılaştım. Sıcak bir Temmuz gecesiydi, havada rüzgarın zerresi bile hissedilmiyordu. Gündüz de çok sıcaktı, ama geceki hali havanın bir başkaydı. Gerçi plajda suyun içinde yüzerken insan, bunu pek fark etmiyordu, ama kızgın kumlara yatıp da güneşlenmek isteyince beş dakikaya kalmadan tekrar kendini denize atmak istiyordu. Bütün gün plajda sağa sola koşuşturmuş, denize girmiş, suyun içinde oyunlar oynamış ve tabii ki yorulmuştum. Akşam eve gelip yemek yedikten sonra duyduğum halsizlik bundan olmalıydı. Hemen odama gidip yatağa uzanmak istiyordum. Annemden yatmak için izin istediğimde, o:

-Kızım, kardeşlerinin de uykuları gelmiştir, yataklarını aç da onlar da yatsınlar! dedi.

Sesi çok sevecendi nedense. Sesinde anlam veremediğim bir acayiplik de vardı, ancak pek üzerinde durmadım. Önce Çetin’le Ümit’i yataklarına götürdüm, sonra da Suna’yı. Çocuklar bundan hoşlanmışa benzemiyorlardı, televizyonda izlemek istedikleri program olduğunu söylüyorlar ve:

-Hep, senin yüzünden bunlar, diye beni suçluyorlardı. Hatta daha da ileri giderek Suna ağlamaya başlamıştı bile. Annemin duymasını engellemek için açık olan kapıyı kapatmak istediysem de o her şeyi duymuştu içeriden:

-Ööösstt sığırlar, geliyorum ha! diye bağırdı.

Bir kadından hele hele kibar olduğu izlenimini vermeye çalışan bir kadından böylesine bet bir ses nasıl oluyor da çıkabiliyordu? Tanrım! İğrenç, kaba ve işitenleri kendisinden tiksindiren bir ses...

-Lütfen susun çocuklar, gelirse ben karışmam! dedim.

Kardeşlerim korkudan sus pus olmuşlardı. Kapılarını çekip odama giderken bana da sataşmasından korktum ve hızla odama girdim. Yatağa soyunmadan uzandım. Zihnime güzel düşünceler ve duygular getirmeye çalıştım. Olaylara hakim olma, onları yönlendirebilme gücünün bende olmadığını, aksine onların bizi biçimlendirdiğini hissediyordum. ”Benim elimde ne var ki?” diyerek tüm olumsuzluklardan kurtulmayı denedim.

Gözlerimin önünde sevgili babamın hayali belirdi birden bire. Tüm içtenliğiyle bana bakıyordu.İnce, uzun parmaklarıyla yüzümü okşuyor sandım, nasırlı elinin sertliğini duyuyordum sanki. Babam firmanın arabasıyla gideli bir haftadan fazla olmuştu. Her zamanki gibi kim bilir ne zaman eve dönecekti? Burası böyle sıcakken onun gittiği güney bölgesi cehennem gibi olmalıydı.

Babam giderken bana:

-Bak kızım, sen büyüklerisin, sizden ricam annenizi sakın üzmeyin. Ona ev işlerinde yardımcı olun, sözlerinden de dışarı çıkmayın! demişti.

Babamın anneme olan sevgisi her geçen gün artıyordu. Altmışını geçmiş olan bir erkek nasıl olurda bu kadar romantik duygular besleyebilir ve dört çocuklu karısına karşı hâlâ aşk duyabilir, diye sorduğum çok olmuştur. Bir keresinde eve geldiğinde annemi Çetin’e bağırırken görmüş ve sinirli bir şekilde titreyen elleriyle Çetin’in ufacık kulağına yapışarak:

-Ben onu gözümden bile esirgerken, siz ona ne hakla kıyıyorsunuz? demiş ve akşam yemeğinde biz çocuklara olan dargınlığını hiç konuşmayarak belli etmişti.

Daha geçen yaz, Ümit’in tanık olduğu olay gerçekten çok ilginçti: Bir gece en küçüğümüz olduğu için Ümit’i yanlarına alarak gezmeye gitmişlerdi. Boğazda bir lokantada yemek yeyip, bir miktar da alkol almışlar. Ertesi gün Ümit, ısrarla bana soruyordu:

-Abla, babam bizi istediği zaman öpebildiği halde, neden annemi istediğinde öpemiyor?

-Ne sormak istediğini pek anlayamadım.

-Gezmeye gittiğimizde babam annemi öpebilmek için yalvarıyordu da... demişti.

Cevap vermeyip olayı geçiştirmek istediysem de o, bu sefer başka bir soru yöneltti:

-Mehtapta duygular daha coşkulu olurmuş, öyle mi?

-Bunu da o gece babamdan mı duydun? deyip bir kahkaha attım. Ne olduğunu anlamadan aval aval yüzüme bakan Ümit’in yanından gülerek uzaklaştım.

**

Ben bunları düşünürken ne kadar zaman geçti bilemiyorum. Yalnız, dışarıdan gelen araba seslerinin azalmasından vaktin bir hayli geç olduğunu tahmin ediyordum. Düşüncelerimden kurtulup uyumak için soyunmaya karar verdim. Tam o sırada bizim apartmanın önünde duran bir arabanın fren sesini duydum. Bundan bir dakika sonra da evimizin kapısı kapandı. Annem dışarı çıkmıştı, ama niçin? Işığı söndürüp, camdan dışarı baktım. Sokak lambaları ortalığı aydınlatıyordu. El ayak çekilmiş, sokak bomboştu. Sadece bizim apartmanın önünde farları açık bir araba duruyordu. Derken bir kadın arabaya doğru yaklaştı, içinden bir adam dışarı çıkıp arabanın kapısını açtı. Birlikte arabaya bindiler ve gittiler.

Gidenin annem olduğundan yüzde yüz emindim. Buna rağmen odasına gidip bakmaktan kendimi alamadım. Annem yatağında yoktu. Yatak odasındaki komidinin üzerindeki fotoğrafa baktım. Annemle babamın evlendikleri gün çekilmişti. Annemi gözüm görmemeye başladı, ama babam bu fotoğrafta şekilden şekle giriyordu. Bir bakıyorum bir arenada boğa güreşçisi olmuş “oley, oley” sesleri arasında azgın boğaya korkusuzca kılıcını saplıyor, sonra hayal değişiyor: Padişah sarayında belindeki kuşağıyla, kafasındaki sarığıyla yarı eziklik içerisinde bir harem ağası, bir cami önünde ayağı pansumanlı bir dilenci, bir uzay aracında astronot şekillerine dönüşüyordu. Şuur altımdan geçen bu imajlar nedeniyle bir an çıldıracağımı sandım.

Bunu belki de fazla abartıyordum. Hiçbir şeyden emin olmadan, cüretkâr ve insafsız bir mantıkla annemi suçlamam hiç de hoş değildi. Gelen adam pekâlâ hastalanan bir arkadaşının kocası veya akrabalarımızdan birisi olabilirdi.

Uyuyamıyordum. Binlerce ihtimal geliyordu aklıma. Bunların hepsi de bir facia ile sonuçlanıyordu. Bir sürü hikaye yazmıştım zihnimde. Çoğu hikayenin sonu da tavanda sallanan bir adamla bitiyordu. Gözlerim acıyor, başım çatlıyordu. Babamın canına kıyabileceği düşüncesi beni çıldırtıyordu. Bu düşüncelerimi kafamdan kovmaya çalıştım, olmadı, olmadı, olmadı...

İki-üç saat sonra tekrar bir arabanın sesini duydum, durmuştu. Pencereden baktığımda arabadan inenlerin dört kişi olduklarını gördüm. İşte yanılmıştım, baksana annem geri geldi. Arkadaşına kadar gitmiş olmalı. Şimdi de eve getiriyorlardı.


Gelenler kapıdan geri dönmediler. Annem onları salona aldı. Konuşmalar, kahkahalar ve müzik sesi birazdan duyulmaya başlandı. Kulağıma gelen seslerden annemden başka kadın olmadığını anlıyordum.

Yarım saat geçtiği halde giden yoktu. Dayanamadım, odamın kapısını yavaşça açıp hole çıktım. Holden geçip salona doğru yürüdüm. Bir kenarda durdum. Buradan salonun kapısı açık olduğu için içerisi çok rahat görülebiliyordu. Sigara dumanları arasında, önce otuz-otuz beş yaşlarında, uzun suratlı, sarışın, takım elbise giymiş bir adamla, kırkının üzerinde olduğu dökülmüş saçlarından belli olan, kısa kollu bir gömlek giymiş bir başka adamın kadeh tokuşturup güldüklerini gördüm.

Cam kenarındaki kanepede ise annemle öteki adam oturuyorlardı. O adam da en fazla otuzunda gösteriyordu. Oldukça uzun boylu olduğunu hemen fark ettim. Kareli bir elbise vardı üzerinde. Annemle ikisi fazla samimi gibi geldi bana. Nitekim yanılmamışım. Çünkü adamın bir eli annemin omzuna atılmış dururken, diğer eliyle de annemin orasını burasını okşuyordu. Eli önce annemin göğüslerinde dolaştı, sonra hayasızca beline, belinin altına, oradan da elbisesinin içine girdi. Açılan eteğinin altından annemin beyaz teni görünüyordu.

Adama tüm bunlar yetmemiş ve annemin üzerine abanmıştı. Annem bir taraftan adamın elini iteliyor, bir yandan da gülüyordu. Az kalsın adam kanepeden yuvarlanacaktı, bunda içkinin de rolü vardı mutlaka. Diğer iki adam bunu görünce bastılar kahkahayı. Kahkaha bitince birisi ötekine anlatmaya başladı:

-Sami bey kardeşim, kadınlar konusunda daima kanıtlayabileceğim bir tezim vardır ileri sürdüğüm: Kadın ne aşk, ne sevgi ne de para peşindedir.Para istemez demek istemiyorum, ama para birinci sırada yer almaz onların dünyasında. Kadın için en önemli şey sekstir. Seksin de kadından kadına değişen anlamları olduğunu söyleyenlere ben katılmam. Anlamı filan boş ver! Kadını doyurabiliyor musun sen ona bak! Kadını okşamasını biliyor musun arkadaş? Al kadını eline kitap gibi oku da göreyim senin erkekliğini... diyordu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1049
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 725
Kayıt tarihi
: 30.07.10
 
 

Uzun yıllar çeşitli sitelerde Oruç Yıldırım adı ile yazı yazdım. Dört tane romanım ve çokca da de..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster