Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ekim '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
52755
 

Şiddet!

Şiddet!
 

İşte “şiddet” denilen kavrama da ürpererek, üzüntü ve acı ile bu aşamada tanık oluyoruz........................................................................


Şiddet konusuna daha önceleri defalarca değindim ve bütünlüğün bozulmaması gerektiğine hep işaret ettim.

Şiddeti, mistizm-islâm felsefesi (tasavvuf), bütünlüğü bozacak çokluk ilişkisine izin vermeyecek şekilde “teklikte çokluk, çoklukta teklik” algılaması ile çözmüş.

Bu şu demek oluyor ki; bütünlüğün parçalanarak oluşturabileceği negatif faktörlere izin vermiyor. Birey bunu hissettiği anda bütünleşerek çokluğun kendisini alaşağı etmesini engelliyor ve duyu araçları ile algıladıkları veya algılayamadıkları şeyler hakkında ileri geri konuşmuyor, yorum  yapmaktan kaçınıyor.

Biliyorlar ki; varoluş plânındaki her şey sebeplerle alâkalı.

Bu denilenleri algılamayanlar ise, fiillerin veya hadiselerin bireylerden kaynaklandığı izlenimine kapılıyor ve bireysel bakışla sözüm ona olayları yönlendirmeye çalışıyorlar.

İşte “şiddet” denilen kavrama da ürpererek, üzüntü ve acı ile bu aşamada tanık oluyoruz.

Örneğin; kişiler adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramları somutlaştırmak için imkânsıza yakın bir çaba harcıyorlar. Bu amaçla, başta kendi şartlarını oluşturan tüm değerleri esas alıp, evrensel ilkeleri ve araçları yok sayıyorlar.

İşte bu noktada toplum olarak bizim, bu konunun üzerine eğilip dengeyi tesis etmemiz gerekiyor ve burada da bize yol gösterecek yegâne unsur bilgi-bilim olarak karşımıza çıkıyor.

Mesela, uzayda sürekli bir devinim var; saniyenin iki milyarda biri kadar bir zaman diliminde doğan, büyüyen ve ölen varlıkların yanı sıra, on milyar küsur sene yaşayıp sonunda yok olan varlıklar mevcut.

Bunlar doğanın kanunu. Ancak ilginç olan, bazı varlıkların ölürken, adeta şiddet kullanarak kendine yakın plânda bulunan diğerlerinin de yaşamlarına son vermeleri.

Bir başka paradigma!

Modern astrofiziğin tesbitlerine göre, gökyüzünde birçok karadelik bulunmakta. Bir güneş şeklinde olan yıldızlar karadelik haline dönüşmeden evvel, manyetik alanlarına aldıkları her şeyi güçlü çekimleri ile içlerine çekip  bir anlamdaşiddet kullanarak yok edebiliyor.

Ay ve güneş tutulmalarının, kısaca astrofizik olayların yeryüzünde yapageldiği tahribatı, doğal afetleri, özellikle birçok can kaybına yol açan ve durmadan sayısı artan depremleri de şiddet tarzı olaylara ilave edebiliriz.

Bu şekilde nitelendirdiğimiz bütün oluşlar için, bir anlamda astrolojik etmenleri,özellikle “Mars’ın getirdiği transitlerle, Pluton’un azizliğidir.” diyebiliriz.

Ünlü düşünür Herakleitos ; “savaş her şeyin babası, her şeyin kralıdır.” derken astrolojik tesirleri de dikkâte almış, doğanın kanunu olan şiddeti ateşleyen bir faktör olarak kabul etmiş olduğunu düşünebiliriz.

Günümüzde bireysel şiddet, toplumsal boyutlara ulaşırken, öç almayı ve kin tutmayı da aşırı ölçülere vardırabiliyor.

Bireysel şiddettin sosyolojik, psikolojik pek çok nedeni olabilir.

Ancak ilginç bulacağınız bir noktaya değinmeden de geçemeyeceğim.

Bu da; kişinin beynindeki muhtemel singulat sorunları (akışa bırakma becerisine sahip olamama, bilişsel esneklikten mahrumluk ve uyumsuzluk), alın korteksi sorunları (empati kuramama, güdü denetiminden yoksunluk, aşırı yargı) ve şakak lobu sorunları (özellikle sol şakak lobundaki sorunlar; içe ya da dışa dönük saldırganlık, şiddet içeren düşüncelerin oluşması, duygusal dengesizlik) potansiyel şiddet durumlarını artırabilmekte olduğu gerçeği.

Bu nedenle, kontrol edilmesi oldukça zor olan bu duygu mutlaka göz altına alınmalı diyorum.

Dinler, gayet net ifadelerle insanları uyararak duygularda aşırıya kaçmamayı salık vermiş, bireysel ilişkilerde zorlamaya asla  başvurulmamasını bildirmiştir.

Şu nokta akıllardan çıkarılmamalı:

İnsanın hayatında, engel olabileceği kadar, engellemeye gücünün yetmeyeceği türde birçok şiddet olayı var.

Engellemek ve başarmak zorunda olduğu bu yükümlülük, yukarıda belirttiğim üzere, özünde var olan ve asla şiddet olarak tanımlayamayacağımız bir güçle bağlantılıdır ve bu gücün orantısız ve kontrolsüz olarak bireysel anlamda kullanıldığında topluma “şiddet” vasfıyla yansıdığı da bir gerçektir.

Ancak, tabiat ve üzerinde yaşayan canlılarla ilgili “şiddet” şeklinde gözüken olguya karşı, bireyin yapabileceği bir şey de pek yok.

Bu her zaman olacaktır.

Aslında bunu şiddet olarak tanımlamak yerine, doğada bir denge unsuru gibi kabullenmek daha akılcı olsa gerek.

 

AHMED F. YÜKSEL

https://twitter.com/sufafy

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazının önemini, dün geceki FB-TS futbol karşılaşmasından sonra daha iyi anlamalı. Maalesef, barış için olması gereken spor, bir savaş alanını hatırlattı. İnsanımız adına çok üzgünüm..Ve sanırım MARS’ın etkisi de olmuştur. Bu hafta özellikle bu günlerde sert kare açılarının olacağını astrologlardan takip etmiştim. Fakat bu sadece bir sebep olabilir. Sonuçta her türlü şiddet cezasız kalmamalı diye düşünüyorum..

Işınay Özgenç 
 11.03.2014 23:43
 

2 gün önce, 26 Kasım, yanlış hatırlamıyorsam, Kadına şiddete karşı çıkma günüydü. Şiddet hele de güçlünün güçsüze olanıysa kabul edilemez. Ama ben de, sizin de yazınızın sonunda kaleme aldığınız gibi, hep varolacağına inanıyorum. Sanırım CENNET ortamında olmayacak bu kavram! Yazınızda en vurucu bölüm bence şurası: Şiddetin beyinde singulat sorunları, alın korteksi sorunları ve şakak lobu sorunlarının beyindeki şiddet sorunlarını arttırdığı gerçeği. Gene sonuçta BEYİNE geldi iş, ne yazık ki. Kabul etsek de etmesek de BEYİN ÇOK ÖNEMLİ ve işin sır kısmı. Allah sağlıklı beyinler nasip etsin inşallah...

Gültekin Ovacık 
 28.11.2013 18:25
 

En nefret ettiğim kelime: ŞİDDET! O kadar çok çeşitleri var ki. Hangi birisini anlatmalı. Sonuçta gücü olanın, daha güçsüze yaptığıdır. Bedensel- fiziksel olabilir. Soyut olabilir. Arkadan sinsice olabilir. Aşağılayarak olabilir. Ruhunu zedeleyerek olabilir. Ve en önemlisi Sessizlikle olabilir. En kötüsü de sessiz şiddetdir. Off off hiç sevilmeyen ve keşke olunmasıydı denilen bir olay. Üstelik öbürdünyada da var..

Ömer Öztürk 
 25.10.2013 15:30
 

Özden gelen şiddetin sistemde hep var olduğunu, sonsuza kadar da var olacağını ve hatta ölüm ötesinde de devam ettiğine inanıyorum. Şiddeti değerlendirirken evrenin,dünyanın şekillenmesinde ve insanlığın var olmasında ne kadar gerekli ve etkili olduğunu unutmamak lazım. Bir başka bakış açısı ise sıcak bir şeye uzanan çocuğun annesi tarafından eline vurulması. Bu şiddet olarak alğılanabilir. Ama aslında anne canindan çok sevdiği çocuğun iyiliğini istiyordur. Şiddeti kötülemeden önce, şiddet sonrası oluşan sonuçları objektif olarak değerlendirmek lazım diye düşünüyorum.

Derya Ardor 
 22.10.2013 5:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 611
Toplam yorum
: 1979
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10240
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Akşam Gazetesi, Radikal Gazetesi, Piyasalar Dergisi, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Yeni Dünya, Popüle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster