Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '20

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
25
 

Şiddet Nasıl Önlenir?

* Hayali cihan değer.

Ülkemin ilkokulları yemyeşil bahçelerin içinde. Tek katlı.

Çocukların minik adımlarıyla evlerinden yürüyerek ulaşabildikleri mesafede.

Öyle olması iyi. O çağdaki çocuğun bildiği temel korunağı evi. Evinden uzakta olmadığını ve istediği zaman ulaşabileceğini bilmesi ona huzur veriyor.

Ne güzel hepsi kendi mahallesinde veya köyünde okuyor.

Ne gün ağarmadan servise binip uyuyarak okula giden var ne de karda kışta başka köylere taşınan.

Bu güzelim okulların sınıflarının birinde okula yeni başlamış 14 tane pırlanta. Cıvıl cıvıl. Sağlıklı ve neşeli. Gözlerinin içi gülüyor.

Son iki yıllarını okul öncesi eğitimde geçirdikleri için ortamın yabancısı değiller. 

Gülüşüp duruyorlar.

Dikdörtgen bir masanın etrafına karşılklı oturmuşlar.

Masanın başında bir öğretmen var. Öğretimden sorumlu.

Sınıfta bir başka öğretmen var. Aslında o öğretmen değil. Pedagog.

Çocukların arkadaşlarından birisi sanki. O kadar yakın onlara. Çocuklar ona "abla" diyorlar.

Davranışları gözlemliyor. Uyumlular mı? Uyum güçlüğü çeken var mı? Hepsi ortama gönüllü olarak katılıyor mu? Arkadaş edinmekte güçlük çeken var mı? Kurallara uymada isteksizlik gösteren var mı?

Çabuk kızan var mı? Diğerleri üzerinde hakimiyet kurmak isteyen var mı?

Pasif kalan var mı? İsteksiz ve mutsuz görünen var mı?

Uzlaşmada güçlük çeken var mı? 

Temel eğitim sekiz yıl. Süreç boyunca bu pırlantalar bilimsel psikolojik gözlem altında kalacaklar.

Hepsi pırlanta ama bir elin beş parmağı bile aynı değil ya. 

Zaman zaman uyum ve uzlaşıda az da olsa güçlük çekenler oluyor. 

Onların karşılaştıkları güçlüklerin altında yatan nedenler araştırılıyor. Gerektiğinde aileleriyle görüşülüyor. Güçlükleri çözülüyor.

En ufak bir ipucu bile olsa "kızgınlık" ve "şiddet" emareleri gösteren olursa "kırmızı alarm" veriliyor

Şiddet duygusunun kırıntısı bile ciddiye alınıyor. Aile ile işbirliği yapılıyor.. 

Gerektiğinde devlet aileye ücretsiz zorunlu psikolog desteği sağlıyor. Çocuklarına sert davranıyorlar mı? Şiddet uyguluyorlar veya uygulamakla tehdit ediyorlar mı?

Zorlayarak bir şeyler öğretmeye çalışıyorlar mı yoksa ikna yöntemleri mi kullanıyorlar.

Temel eğitimin sonunda, eğitimin ilerleyen safhalarında da üzerleine ihtimamla düşülmesi gereken az sayıda çocuk olabiliyor.

Eğitimin ileriki aşamalarında da sistem onlara yardımcı olmayı sürdürüyor. Bu yardım gerekirse ömür boyu sürüyor.

Hangi alanda eğitim görürlerse görsünler, demokratik vatandaşlık eğitimi istisnasız hepsi için eğitimin her safhasında yürüyor zaten.

Şiddetin kalıcı çözümünün "demokratik vatandaş" yetiştirmekten geçtiğini biliyor toplum.

Bu sayede şiddet yok denecek kadar az.

Şiddete karşı sık sık "sektörel" önleme yasaları çıkarmak zorunda kalmıyoruz.

* Hayale devam.

Ülkemin öğretmenleri küçük yaşta kendilerine emanet edilen hamuru, insani değerler ve çağdaş teknolojiyle yoğurup şekil veriyorlar. Toplumun gelişmişlik ve kültür seviyesinin kendi yüzlerine tutulan bir ayna olduğunu biliyorlar.  Aynanın kendilerine "bakın işte eseriniz" dediğini de biliyorlar. Yine biliyorlar ki ülkenin gücü öğretmenlerinin gücü kadardır.

Öğretmenler iyi değil, mükemmel olmalıdır diyerek yola çıkmış bu toplum. Manevi tatmin duygusu en yüksek meslek. Sabır ve sevgi işi. Ancak manevi tatmini yüksek diye maddi yönünü yok saymamışız.

Bu anlayışla öğretmen maaşlarını milletvekili maaşına endeksledik.

Toplumun en başarılı çocuklarının birinci meslek tercihi öğretmenlik. Maaşı için değil, uygar bir toplumun yaratılmasına katkı sunmak için.

* Uzlaşan çocuk-mutlu ve huzurlu çocuk.

Çocuklukta benimsediğimiz ilk düşünceler, yetiştiğimiz aile ortamının ürünüdür. Onlar bizim tartışılmaz ilk doğrularımızdır.

Okula başladığımızda başka bir aile ortamında şekillenmiş bizden farklı çocuklarla karşılaşırız. Şaşırırız. İnsanların farklı olabileceğini gördüğümüz ilk an o andır.

İlk uzlaşı ihtiyacı da o anda ortaya çıkar. Ya uzlaşıp arkadaşlarımıza katılırız ya da bir kenara çekiliriz.. Arzu edilen uzlaşıp oyuna ve ortama dahil olmaktır. Uzlaşan çocuklar huzurlu aile ortamında mutlu şekilde büyümekte olanlardır.

İnsan yaşamında mutluluğun mümkün ve kolay erişilebilir olduğu yegane dönem çocukluk dönemidir. Çocuk kolay mutlu olur, hoş tutulursa. Bu anne-babanın olgunluğuna bağlı bir olgudur.

Hem çok kolaydır hem de  çok zordur.

Anne-babanın görevi huzurlu yaşama giden yolun taşlarını çocuğunun önüne döşemektir.

Özen gösterilmezse, bu dönemde, ilerde ortaya çıkacak şiddetin ve mutsuz yaşanacak bir ömrün "nefret" taşları da döşenebilir.

Çocuk mutluluğu veya mutsuzluğu yaşamın geri kalannı derinden etkiler.

Yanlış yol çocuğu bir şeyi yapması veya yapmaması için zorlamakla başlar.

* Zorla bir şey yaptırılan çocuk-mutsuz çocuk.

Kendini bilebildiği en küçük yaştan itibaren çocuğa hiç bir şey zorla yaptırılmamalıdır. Zorlamalar küçük yaştan itibaren çocuğu mutsuz ederek içini kin ve nefretle doldurur. Sinirli ve huzursuz yapar.

Çocuğun küçücük kalbi nefretle dolar. Büyüdükçe bu nefret de büyür.

Uygun ortam bulduğunda kabarır da kabarır.

Şiddete dönüşür.

Nefret şiddetin mayasıdır.

Çocuk bu çağlarda içinde biriktirdiği kızgınlığı ve mutsuzluğu ömrü boyunca içgüdüsel olarak çevresine yansıtır. Herkesi huzursuz ettiğinde çocukken kendisini mutsuz edenleri cezalandırdığını düşünür. Ben mutsuzsam herkes mutsuz olmalı der. Mutsuzlukta eşitlik yaratmaya çalışır.

Kaba kuvvet ve dayak ise insanlık dışıdır. Çocuğuna kaba kuvvet uygulayan ailelerin çocukları ellerinden alınarak huzurlu bir ortamda güvenceye alınan bir toplumda yaşıyoruz iyi ki.

* Yaşa uygun sorumluluk.

Çocuk her yaşta o çağın gerektirdiği sorumlulukları üstlenmelidir. İki yaşındayken iki, on yaşındayken on yaşın sorumluluklarını yerine getiremeyen çocuk, otuz yaşına geldiğinde otuz yaşın sorumluluklarını yerine getiremez. Olgunlaşma; yaşayarak, deneyerek, hata yaparak, hatalardan ders alarak gerçekleşir.

Bu süreci yaşamamış bireyler kırk yaşına da gelseler çocukturlar. İnisiyatif alamazlar. Kendi kişilikleri ve renkleri yoktur.

Bırakalım çocuklar kendi işlerini kendileri yapsınlar. Onların yapabilecekleri işleri onlar adına yapan büyükler, kendilerini tatmin etseler de, çocuklarının gelişimine engel olurlar.

Büyüdüğünde yaşının gereğini yapmakta güçlükle karşılaşan birey mutsuz olur. Kızgın olur. Hatayı etrafında arar. İçinde büyüyen ateşi başkasının üstüne yıkmaya çalışır. Sadırganlaşır. 

Şiddete meyilli olabilir.

* Çocuk kitapları.

Çocuk kitapları toplumun geleceğini şekillendirmede önemli rol oynarlar.

İlk okunan kitaplardaki dürüstlük, iyilik ve uzlaşıyı yücelterek demokratik davranış şeklinin temellerini atıyorlar.

Tek yönlü, bağnaz, hamaset aşılayan çocuk kitapları temelini attıkları nefretle, gelecekteki şiddetin yaratıcısı olurlar. İyi ki o tür kitaplarımız yok.

Çocuk kitapları çocuğa okumayı sevdirmelidir. Çocuğun ilgisini çekmelidir ki okusun ve okumaya devam etsin.

Çocuk kitapları erişilebilir olmalıdır. He yerde olmalıdır. Çok ucuz olmalıdır. 

Rüyadan uyansak mı?

* Kız-erkek birlikte okuma.

Eğitim başta olmak üzere yaşamın hiç bir safhasında kız ve erkek çocuklar birbirinden ayrılmamalıdır. Böylesine bir ayrım insan yaratılışına aykırıdır.

Yaratanın iradesine meydan okumaktır.

Cinsler, çocukluktan itibaren birlikte büyüdüklerinde karşı cinsle ilgili doğal ve medeni bir bakış açısına sahip olurlar. Diğer cinsi, cinsel bir meta olarak değil öncelikle insan olarak görürler.

Bu algı sadece çocukluktan itibaren birlikte yaşandığında kazanılabilir. Yerleşmesi bir-kaç nesil alacak bir zihniyet değişikliğidir. Dinsel ve kültürel önyargılar süreci daha da uzatabilir.

Cinsel temelli şiddetten uzak, mutlu ve huzurlu insanlardan oluşan sağlıklı bir sosyal doku ancak bu şekilde yaratılabilir. Sağlıklı sosyal doku her şeyin başıdır. Demokrasiyi ve gelişmeyi beraberinde getirir.

Toplumumuzda bu konuda ciddi sıkıntılar olduğu ayan beyan ortadadır. Gazetelere her gün yansıyan utanç verici olaylar (kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı, tecavüz, vb.) toplumsal ayıplarımızdır. Yansımayanları da hesaba katarsak, bu alandaki durumumuz ciddi endişe vericidir.

Bu konu polisiye önlemlerle çözülebilecek bir konu değildir. Sosyolojik tabanlıdır. Cinslere çocukluktan itibaren birlikte yaşama alışkanlığı kazandırılarak çözülebilir. Başka çözümü yoktur.

Nedeni ne olursa olsun cinsleri tecrit etmek her yönden sağlıksız bir sosyal doku yaratır. Sosyal özürlü bireyler yaratır. Cinsel temelli şiddeti besler.

* Sektörel şiddet.

İnsanın içinde şidet duygusu varsa kadına da yönelir, çocuğa da, erkeğe de, ağaca da, bitkiye de, sokaktaki hayvanlara da.

Şiddeti sektörlere ayıramayız. 

Şiddet tektir ve herkese her şeye yönelebilir.

Şiddet içsel bir duygudur.

Kişiye özeldir.

Yetersizlik duygusudur. Ezilmişlik dugusudur. Duygusal yalnızlıktır. Kıskançlıktır. Bencilliktir. Özgürlük korkusudur. Özgür yaşama cesareti olmayanın başkasının özgürlüğüne katlanamama duygusudur.

Sektörlere özel yasa çıkarmanın sonu yoktur.

Nereye kadar?

Sağlıkta şiddet, kadına şiddet, çocuğa şiddet, öğretmene şiddet, komşuya şiddet, akrabaya şiddet, hayvana şiddet, doğaya şiddet.

Meclisteki şiddeti görmemiş, duymamış olalım. Olmasın artık. Yoksa "mecliste şiddet" yasası da mı çıkaracağız?

Sebeple değil sonuçla uğraşıyoruz.

Çözüm bu değildir.

Çözüm gerçekten kolaydır. 

Zaman alır.

Bugün başlarsak iki nesil, yani ortalama elli yıl sonra çözeriz.

Başlamazsak böyle devam ederiz.

Nasıl mı?

Yazıyı baştan okuyun.

 

 

 

 

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 82
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1688
Kayıt tarihi
: 04.05.13
 
 

Emekli pilotum. 1950 yılında Polatlı Çekirdeksiz köyünde doğdum. İlkokulu köyde ve Polatlı'da, li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster