Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
697
 

Şiddet sorunu

Şiddet sorunu
 

şiddet yanlıştır


Kamil insan; başkalarına eli ile, dili ile zarar vermeyen kimse demektir 

Sekiz(8) Mart Dünya kadınlar gününde “şiddet olayları ve kadın hakları” doğal olarak gündemin birinci sırasını aldı. Aslında gündemden hiç düşmeyecek olan bu konu bir güne sığdırılır ve sadece “kadına şiddet ve tecavüz” olayına indirgendiği sürece önlenesi mümkün değildir. Artı, bu sorun dünya genelinde ele alınmadığı, bu işe ilahi emirler de katılmadığı sürece çözümü asla mümkün değildir. Çünkü bu konular hem siyasi sömürü malzemesi olarak hem de uluslar arası zengin mafya örgütleri tarafından kullanılmış, kullanılmaya müsait konulardır. Şiddet ve istismar olayları; şeffaf toplumlarda, dinin gerçek manasıyla yaşandığı dönemlerde minimuma inmiş hadiselerdir. Onun için bu olayın inanç boyutunun göz ardı edilmesi mümkün değildir. 

Şiddet, otorite sağlamak amacıyla güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bir davranış türüdür. Şiddet sadece kaba kuvvet içeren bir davranış değildir. Bu yüzden günümüzde olduğu gibi şiddeti sadece kadına yönelik bir davranış şekline indirgemek yanlışları en büyüğü olup, kadına yönelik şiddete davetiye çıkarmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir. Elbette kadına yönelik şiddet çok daha fazladır. Ancak şiddet olayında, güçlünün güçsüze karşı uyguladığı otoriter davranış söz konusu olduğuna göre bunun içine yeni doğmuş çocuktan ölüm döşeğine kadar bütün insanlar, kendisini korumaktan aciz diğer canlılar ve hatta bitkiler de girer. Bu yüzden şiddeti dar kalıplar içerisine sokup karşı cinsler arasında savaş malzemesi haline getirmek olayın çözümüne asla bir katkı yapmayacaktır. Bu durumda kim kime hak verecek, haklar hangi yolla elde edilecek? Hakların yazılı metinlerini kim belirleyecek, nereye kadar bu haklar gidecek? 

Günümüzde şiddet dünyanın en büyük sorununu oluşturuyor. Devlet eliyle uygulanan şiddet. Devletlerin birbirine uyguladıkları şiddet. Aile içi şiddet. Duygusal (psikolojik) şiddet. Ekonomik Şiddet. Kadına yönelik şiddet. Bunlar toplumların ve insanların hastalıklı yapılarından kaynaklanan olaylardır. İnsan egosunun bir sonucudur. İnsan sürekli egosunu tatmin etmeye yöneltildiği sürece, insanın inanç boyutu göz ardı edildiği sürece bu şiddet giderek daha da artacaktır. Dolayısıyla olayın çözümünü yanlış yerlerde aramamalıyız. Sürekli suçlamalarla şiddeti daha da artırmış oluruz. 

Bilindiği gibi şiddetin hem fiziksel sonuçları, hem psikolojik sonuçları hem de sosyal sonuçları ortaya çıkmaktadır. Fiziksek sonuçları kısa sürede giderilebilecek sonuçlardır. Ancak psikolojik ve sosyal sonuçlarının giderilmesi son derece zordur. Muhatapları bir ömür boyu bu şiddetin etkisinden kurtulamazlar. İnsanın, neredeyse “yaşama hakkı” elinden alınmış olur. Bu yüzden şiddeti önleyici tedbirler bir bilimsel bakış açısıyla ele alınmalı, çözüm yolları yanlış yerlerde alınmamalı. Kadına özgürlük elbette sonuna kadar tanınmalı. Bu onun yaradılıştan gelen, Allah’ın ona verdiği birinci sınıf insan olma şerefidir. Bunu kimse inkâr edemez. Ama bu şiddeti kadın erkek savaşına indirgemek de Allah’ın istemeyeceği bir durum olur. 

Şiddete eğilimi olan ve uygulayan kişilerin bazı özellikleri: 

Kendi ihtiyaç ve isteklerinin daha önemli olduğuna inanır ve istekleri yerine gelmediğinde aşırı tepki gösterirler. 

Gerçekçi olmayan beklentileri vardır. 

Sorunları için başkalarını suçlama eğilimindedirler. 

Yanlış davranışlarını kabul etmezler. 

Şiddet uygulanan ailelerde büyümüşlerdir. 

Kendi davranışları ile ilgili inkâr, küçümseme, iddiacı ve yalana yönelme şeklinde bir tutum içindedirler. 

Empati yapma yetenekleri zayıftır. 

Kıskançlık ve yoğun kaybetme korkusu yaşarlar. 

Başkalarının davranışlarını kontrol etmek isterler. 

Kadın ve erkek davranışları konusunda katıdırlar. 

Alkol veya madde bağımlılığı, ruhsal rahatsızlıklar gibi şiddeti arttırabilecek diğer etkenlerden birine de sahip olabilirler. 

Şiddetin çözümü çok geniş bir yelpazede ele alınmalıdır. Bunun için toplumun her kesiminde çok derin bir bilinçlenmeye ihtiyaç var. Bu konuda devlet üstüne düşeni yapmalı, gerekli kanun ve düzenlemeler ile gerekli yaptırımları oluşturmalı. Ancak bu durum sadece kanunlarla çözümlenecek bir durum değildir. Toplum bu konuda eğitilmediği sürece işin içinden çıkmak mümkün değil. Aile kutsallığı yeniden ele alınmalı. Aile bağları güçlendirilmeli, eşler arasında saygı ve sevgi ortamı oluşturulmalı. Aile içerisinde yarının şiddet uygulayıcıları yetiştirilmemeli. Çocuklarımızın insani özellileri öne çıkarılmalı, onların okullarda birer test manyağı(!), yarış atı(!) şeklinde yetiştirilmemesi gerekir. Bilgisayar oyunları, televizyon dizileri şiddet ihraç etmemeli. Bilgisayar oyunlarında öldürülenlerin bonus olmadığını, güçlünün güçsüze söz geçirmek zorunda olmadığını, otoritenin şiddet demek olmadığını, iletişimin itişip kakışmaktan ibaret olmadığını öğrenmediğimiz müddetçe şiddetin önüne geçmek mümkün olmaz. Televizyon tartışmalarının hakaret içerdiği, kadın erkek savaşlarının(!) son bulmadığı sürece bu şiddet daha da artacaktır. Evet, kadın ekonomik olarak bağımsızlaşmalı, haklar bakımından eşit olmalı. Ancak annelik hakkı istismar konusu yapılmamalı. Kadınlar, uluslar arası çıkar gruplarının istismarına da alet olmamalı, kadın teni üzerinden köşe dönmeye müsaade etmemelidir. 

Kısacası şiddet; savaşla değil, samimi duygularla ve pozitif bakış açısıyla minimize edilir. Herkes şiddetin önlenmesine kendisinden başlamalı diye düşünüyorum. 

İsmet Yalçınkaya Başarı Test Üretim Ve Sınav Danışmanlığı 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 137
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 1471
Kayıt tarihi
: 23.06.08
 
 

1963 yılı Trabzon Of doğumluyu. Emekli Öğretmenim Eğitimle ilgili konulara ilgim uzun yıllar önce..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster