Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '12

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
292
 

Şiddet ve imkanın sınırları

Şiddet ve imkanın sınırları
 

resim:internet.


Bu gerçekliğe, içinde bulunduğum duruma tahammül edemiyorum! Anlayamıyorum! Anlamak yetmiyor. Anlatmak istiyorum ama iyi anla! Kendimi ifade etme yöntemim, varoluş savaşım, bireyselliğim başka! Sen benden güçlü değilsin! Hatta seni yutmam için bir iki hamle yeterli olacak! Belki de bir suçun yok! Sana suç yükleyen benim! Peki ben kimim? Kanun koyucu mu? Otorite mi? Doğruluk sevdalısı mı? Her şeyi bilen insan mı? Ya da sadece insanım ve bu durumdan dolayı kendimi yansıtmak için edindiğim, bilgi, deneyim, model aldığım insan ve tutumlardan dolayı kendimi bu şekilde ortaya koymayı uygun buldum!

Yukarıda bahsettiğim düşünce ve fikirleri kendinde barındıran, şiddeti seven, vazgeçemeyen, sürdürdüğü yaşamın bir parçası olarak gören bireyler için doğal olan bu davranış, bu davranışa maruz kalan kişiler için ve geri dönüşü olmayan olaylara sebep olabiliyor. Şiddetin, fiziksel, duygusal, sözel, cinsel ya da ekonomik olarak adlandırılabilecek türleri varken, her birinin etkisi farklı derece ve durumlarda olabiliyor.

Aile içerisinde yaşanan şiddet, kadınlara yönelik şiddet davranışları, insanların birbirine karşı ortaya koyduğu şiddet içerikli davranışlar, hayvanlara, doğaya karşı olumsuz davranışlar zaman geçtikçe artış göstermekte ve bunların neden, gelişim ve sonuçları inceleme gerektirebilmekte.

Evet. Şiddet ne olursa olsun yok olamayacak gibi. İnsanın doğası kadar eski.. İnsan daha doğmadan embriyo üzerinde onun bazı özelliklerinin saptanması ve değişmesine yönelik çalışmalar yapılabiliyor.

Neleri çözümlemek istersiniz? Canınızı sıkan ve hiç değişmeyen şeyler var mı? O değişmeli diyor musunuz? Değişemiyor mu? Belki de tabiat, yeni bir gerçekliğin oluşmasına izin vermiyor.

Sen benim için değerlisin! Bunu anlamanı istiyorum. Sen de bana değer veriyorsan, türlü yollarla bana zarar vermene anlam veremiyorum! İnanıyorum ama sen ve bu durum değişecek ve ben kurtulacağım! En azından öyle umuyorum. Şiddete maruz kalan kadınlar bu şekilde avunabiliyor. Kimi zaman da olayları içselleştirip, hakedebildiğini ya da elinden birşey gelmediğini düşünebiliyor. Kendini suçlama ve yargılamalar ortaya çıkabiliyor. Olumsuz tutum ve davranışlara maruz kalanlar yalnızca kadınlar değil, erkeklerde türlü şekillerde bu durumları yaşayabiliyor.

Sihirli değnek diye bir şey var mı? Olsa ne olurdu, olmasa ne? Görünenler yaşananlarken ve her şey doğal akışında ilerlerken artık şaşırtmıyor, çoğu kez kanıksanıyor. Şiddet uygulayan değil, uygulanan kendini suçlayabiliyor.

Düşünülen her şey gerçekleşmeye muktedir olabilen şeyler aslında, sadece eylem ve uygun şartlar olduğu ya da şartları kendine uydurduğun sürece.. Her insanın kendine özgü, bilgi, fikir, inanç,değer, bakış açısı, öğrenme sonucu kazanılan kültürel farklılıkları, deneyim ve tecrübeleri var. Kişilik özelliklerinin oluşmasında değer ve inançların rolü yadsınamıyor. Değerleri için canından bile vazgeçebilecek bireyleri düşününce bunun önemi daha da çok anlaşılıyor.

Değer ve inançlar, kişinin kendi seçimlerini de yansıtabildiği gibi, aile, çevre vb. etkileşimlerle ortaya çıkabiliyor. Düşününce, değer ve inançlar kişiden kişiye değişiklik göstermekte ve büyük oranda bir çeşitlilik var. Bu bağlamda karşımızdaki kişiyi yargılamak, kişilik haklarına saldırmak, zarar vermek, mantıksal düşünceye indirgendiği zaman gereksiz ve faydasız görünmekte. Bunları bilmek ya da doğruluğunu kabul etmek yeterli değil çünkü bir itici güç yine aynı şiddet örneğini ortaya koymaya neden olabiliyor. Bir çeşit dürtü ve engellenemiyor.

Çoğumuz bir şiddet olayına tanık olmuş olabiliriz. Bir süre önce trafikte olunduğu bir esnada, genç bir kişinin, kendisiyle kıyaslandığında daha ufak tefek bir kişiye, kocaman, kalın bir taşı kafasına defalarca vurarak, bir nevi öldürmeye çalıştığını görmüştüm. Yüzümü çevirdim, bakamadım ama gördüğüm sırada vuran kişinin çok büyük bir hırs, öfke, düşmanlık ve canavarlıkla bunu yaptığını net bir şekilde hissetmiştim. Belki bu onun ilk şiddet davranışı değildi. İster istemez fikir yürütüyorsun:

Belki ailesinde şiddet, olağan bir davranış biçimiydi, ailesinde madde bağımlısı vardı veya kendisi öyleydi, çevresi bu davranışlarını tetikliyor olabilirdi, kendini ispatlamak istiyordu, hayattan memnuniyetsizliğinin acısını çıkarıyordu, namus davası olabilirdi, yan baktın diye başlayan ve çığ gibi büyüyen bir canavarlığın tezahürü olabilirdi.

Birçok nedenin olması yapılanın meşru olmasına sebebiyet vermiyor. Dönüp dolaşıp konu, fikir, inanç ve değer değişikliğine gelebiliyor. Bu çok kolay değil çünkü bunlara sıkı sıkıya bağlı bir hayat sürmek kimilerinin yaşam amacı durumunda. Her ne olursa olsun şiddete meyilli ve uygulayan kişilerin türlü destek ve tedavi programları ile yardım alabilmeleri gerekebiliyor. Bu kendi başına çözüm sağlayamıyor çünkü bunlaran yararlanamayacak durumda olanlar var.

Ebeveyn eğitimi, çocuk eğitimi, bilgilendirilmesi ve şiddete maruz kalan kişilere destek ve yardım amaçlı oluşturulan, kurum, kuruluş vb. yapıların sayıca çoğaltılması ve işgücünün çözüm üretmeye yönelik davranış biçimlerinin bazen sadece sorun yaşayanları dinleme ve destek fonksiyonlarının sağlanması ile yeterli olabildiği anlaşılabiliyor.

Acaba şiddet gören insanların ortak özellikleri neler olabilir? İtaatkar, fazla sorgulamayan, özgüveni düşük, özsaygısı az veya uğranılan şiddet sonucu eksilmiş, karşısındakine bağımlı ve ekonomik özgürlüğü olmayanlar olabilir.

Eğitim durumu iyi. maddi imkanları yerinde olan insanlar da birbirine şiddet uygulayabiliyor. Bu bir çeşit ifade biçimi ve alışkanlık. Nasıl alkol bağımlısı bir kişi alkolden vazgeçemiyorsa, şiddeti bir yaşam biçimi olarak benimseyen biri de bu davranışından vazgeçemiyor.

Bazı medya organlarında şiddete özendirici malzemelerin kullanılması da, çocuk ve gençlerde örnek alma, özdeşleşme yolu ile bir karaktere benzeme isteği uyandırabiliyor. Bazen çeşitli savunmalar yapılıyor. Halk, bu olay ve karakterleri istiyor, izlemekten hoşlanıyor deniyor. Bazen de, esasında öyle değil, medya türlü şiddet davranışlarını çeşitli yollarla yansıtıyor ve halkta izlemek durumunda kalıyor deniyor. Sanırım ikisi de yer yer doğru. Hem arz, talep var hem de kimi zaman arz da yaratılıyor.

Reklamlarda bir ürünün bazı özellik ya da faydaları yansıtılarak kitle iletişim araçlarında yer alıp, hedef kitlelerde ya da potansiyel müşterilerde yaratılmak istenen imaj ile, ürün marka ya da kurum, rakiplerinin içerisinde en iyisi mesajı verilebiliyor. Bu da bir nevi kişi ya da kişilerin birbirine yada kurumlara uyguladıkları şiddet barındıran davranış örüntüsünü içerebiliyor.

Çalışılan yerlerde yaşanan ve "psikolojik şiddet" olarak tabir edilen, İngilizce karşılığı "mobbing" olarak geçen, bir veya birkaç kişinin, diğer kişi ya da kişilere düşmanlığı ile oluşup şekillenen davranış biçimleri çoğu insanın karşılaştığı bir durum. Bunun arkasında yatan nedenler, fikir, değer, inanç farklılıkları, kıskançlık ya da cinsiyet farklılığı olabiliyor.

Farklılıkların çatışması her toplumda görülebilen bir durum, elbette iş yerleri de bundan ayrı tutulamıyor. Bunlar süregelirken, maruz kalan kişilerde performans düşüklüğü, kayıtsızlık ve sıkıntılar oluşabiliyor. Belki ana amaç bir benlik savaşı, benliği yok etme, hırpalama mücadelesi içinde cereyan ediyor.

Bu sorunları ortadan kaldırmak için, birden fazla yöntem olabiliyor. Bunlar olayın sıklığı ve şiddetine göre değişiyor ancak mevcut kurum kültürü ve kimliğinin olay üzerindeki etkisi nedir? Değişim ne yönde sağlanmalı ya da gerekli mi? bunlar düşünülebiliyor. Bireysel değişim ve faklılığın sağlanması bazen yöneticiye de düşebiliyor. En azından ortak zemin bulunması açısından.

Şiddet kapsamı içerisinde değerlendirilen bir durum, buna maruz kalan açısından, depresyon, özgüven eksikliği, içe kapanıklık, izole olma ve buna benzer sorunlar yaratıyor.

Şiddet kavramı, kendini ispat etme, istediklerini elde etme, hayal kırıklıklarından ve bazı baskılardan kurtulma aracı olarak görülüyorsa, bu, empatinin olmayışının bir yansıması oluyor.

Empati öğrenilebilir bir yaklaşım ise, bir çözüm olanağı sağlanabilir. Değişmeye istekli ya da çaba harcayabilecek bir kişi için bir şeyler yapılabilir. Büyük oranda değişim zor ise de, imkanın sınırlarını belirlemek için, imkansız görüneni denemeli yaklaşımı da etkili olabilir. Hangisi işe yarıyor ise!

 

 

 

selin428@yahoo.com.tr 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 141
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 163
Kayıt tarihi
: 02.03.12
 
 

İstanbul Kültür Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi, İletişim Sanatları, Halkla İlişkiler bö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster