Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Nisan '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1386
 

Şiddete karşı sağduyu çağrısı yapan kadınlar da lezbiyen mi?

Şiddete karşı sağduyu çağrısı yapan kadınlar da lezbiyen mi?
 

Meğer her şey bu kızlara şirin görünmek içinmiş!


Samsun Ladik’te iki polisimiz şehit edildi. Bu alçakça cinayeti kimlerin işlediği şimdilik belirsiz; ancak herkesin aklına gelen ilk ihtimal, bunun geçen hafta Samsun’da Ahmet Türk’e yapılan yumruklu saldırıya karşı düzenlenen bir intikam cinayeti olduğudur. İnşallah bu tahminler doğru çıkmaz; ama çıkarsa da kimse şaşırmaz. Geçmişte yaşanan örneklerden biliyoruz; bu toprakları mezbahaya çevirmek isteyen milliyetçi faşistlerin birbirinden zerre kadar farkı yoktur. Türk’ü de aynıdır, Kürt’ü de…

Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi. Kürt siyasetinin en ılımlı, en barışçı, en insancıl portrelerinden biri olan, yaşı yetmişe yaklaşmış Ahmet Türk’e yapılan saldırının Kürtler üzerinde infial yaratacağı kesindi. Bunun bir karşılığı olacağı, o karşılığın da bir başka karşılığı olacağı, bu döngünün giderek 26 yıldır içinde boğulduğumuz o büyük kan davası içinde yeni bir kan davası doğuracağı açıktı. Ahmet Türk’ü yumruklayan o kahveci çırağı, bir ihtimal onu o saldırıya azmettirenler ya da en azından göz yumanlar büyük ihtimalle bunu iyi biliyordu. Bu anlamda belki de iyi hazırlanmış bir tuzaktı bu.

İşte Ahmet Türk’e yapılan saldırının hangi sonuçlara yol açacağını tahmin edebilenler hemen bu saldırıyı kınayıp saldırganı vicdanen mahkum ettiler. Cumhurbaşkanından Başbakanına, Deniz Baykal’dan Devlet Bahçeli’ye kadar hemen hemen tüm siyasi liderler Ahmet Türk’ü arayıp geçmiş olsun dileklerini iletip saldırıyı kınadılar. Saldırının Kürtlerde intikam duyguları uyandıracağını bilen Ahmet Türk’ün kendisi de herkesi sağduyuya davet etti. Olması gereken de buydu. Birazcık aklı, mantığı, vicdanı olan her insandan bu beklenir. Onlar bir yana, saldırganın kendisi bile polis ifadesinde, yaptığı işten pişman olduğunu açıkladı.

Ama bu ülkede o saldırgan kadar bile sağduyulu olamayanlar da var. Büyük bir gazetemizin üçüncü sayfasının bir köşesini işgal eden, Türk ırkçı- milliyetçilerinin yeni gözdesi popüler yazarımız Yılmaz Özdil Ahmet Türk’ün yumruklanmasıyla ilgili olarak şunları yazabildi: “Kimse kimseye vurmasın. Kimsenin burnu kanamasın. Afrika'da açlık olmasın. Yoksul insan kalmasın. Nükleer silahlar çöpe atılsın. Uzatabiliriz listeyi... Söylemesi kolaydır çünkü. Suya sabuna dokunmadan, “sağduyu” çağrısı yapabiliriz mesela... Nasıl olsa, bol keseden yapılan sağduyu çağrıları maaştan kesilmiyor. Veya, saldırgan kahveciymiş diye, ne şekerli ne sade bana müsaade deyip, bu mevzunun kenarından kenarından sıyrılabiliriz yılışıkça... Ya da, entel dantel barlarında kafası karışmış kızlara şirin görünmek için “esefle kınıyorum” da diyebiliriz. Ama... Bu tür köfte lafların, kafası karışmış kızlar dahil, kimseye faydası olmaz.”

O yazdı, onu o köşeye taşıyan eski genel yayın müdürü de bu satırları çok zekice bularak alkışladı.

Bu paragraftan ne anlam çıkaracağız? “Topluma sağduyu çağrısı yapmak köfte laftır. Bu köfte lafların amacı da entel dantel barlarında kafası karışmış kızlara şirin görünmek’tir. Yani biz sağduyu çağrısı yapanlar olarak tek amacımız entel dantel barlardaki kafası karışık (büyük ihtimalle de Emo) kızlara şirin görünmektir, biz her şeyi bunu için yaparız! Vizontele'deki Cem Yılmaz pozunu takınıp soruyorum: peki sağduyu çağrısı yapan kadınların amacı ne? Onlar da mı o kızlara şirin görünmek için yapıyor? Bu durumda onlar da lezbiyen mi oluyor? Ya da o kadınlar da barlarda kafası karışık oğlanlara mı şirin görünmeye çalışıyor?

Peki sağduyu çağrısı yapmayıp, saldırganı kınamayıp, sorumluların hesap vermesini istemeyip de ne yapacağız böyle durumlarda? “Hey be koçum, bravo sana, ne şahane patlattın Türk’ün suratına!” mı diyeceğiz? Biz öyle dersek Türk'e yapılan saldırının intikamını almak isteyenlere ne diyeceğiz?

Yazarımız yazının sonunda da, saldırganın yumruğunu "adaletin tokmağı yerine koyup Ahmet Türk’ün burnuna inerek" bu ülkede çoğu kişinin hislerine tercüman olduğunu söylüyordu. Şu noktaya dikkat: Bunu yazan gazeteci, kendi mantığınca toplumda bir kısım insanın böyle düşündüğünü hatırlatarak o yumruğa bir meşruiyet kazandırmaya çalışıyor. Yani “toplum böyle düşünüyorsa o yumruk doğrudur.” Peki bu sayın yazarımız bu halkın yarıya yakınının kendisinin sevmediği bir partiye oy verdiği için onları nasıl suçlamıştı? Cevabı biliyoruz değil mi? “BİDON KAFALILAR

Yani insanlar seçimde en doğal hakkını kullanıp beğendiği partiye oy verirse “geri zekâlı, bidon kafalı”, yetmiş yaşındaki bir adamı kalleşçe yumruklayanı desteklerse yumruğunu “adaletin tokmağı” yerine koyan bilinçli, örnek Türk vatandaşı…

Mantığı böyle kurar, saldırganları alkışlar, katili kahramanlaştırır, sağduyu çağrılarını “köfte laf” olarak nitelersek öteki taraftan gelen saldırılara ne diyeceğiz? Şahsen benim Ahmet Türk’e yapılan saldırıya bir defa yüreğim yandıysa o şehit edilen polislere bin defa yandı. Yine de o katilleri vicdanen mahkum edip, en kısa zamanda yakalanarak bu cinayetin hesabını vermelerini istemekten, bunu dilemekten başka bir çözüm düşünemiyorum. Herkesi sağduyuya ve sükûnete davet etmekten, bunun karşı saldırılarla yeni bir kan davasına dönüşmesini engellemeye çalışmaktan başka bir yol göremiyorum.

O polislerin kanında onları vuran katiller kadar Ahmet Türk’e saldıranın, onu destekleyenin, göz yumanın, o saldırıyı meşrulaştırmaya çalışanın, o meşrulaştırmaya çalışanı alkışlayanların da eli vardır. Merak ediyorum; kalemlerinizde, ellerinizde bu kadar leke, sırtınızda bu kadar vicdan borcu varken nasıl uyuyabiliyorsunuz siz?

O şehit polislere Allahtan rahmet diliyorum. Bu ülkeyi mezbahaya çevirmek isteyenleri ve onları sinsice destekleyenleri de lanetliyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öfke ve saldırı ilkelliğinde hapsolmuş ve kendini aşamamış insan cehaleti her zaman olacaktır maalesef. Sağduyuyu bugün küçümseyenler aslında ne kadar dar bir yüreğin ve vicdandan yoksun bir anlayışın içinde köreldiklerinin farkında değiller. İnsan olabilmenin erdemi "hoşgörü"den geçiyor; ki bunu anlayabilseydik, dünyada bu kadar savaş olmazdı zaten. Sana benzemeyeni yok et anlayışı kadar daha ilkel birşey olabilir mi?

Nazan Adıgüzel Köseoğlu 
 20.04.2010 22:26
Cevap :
Sevgili Nazan, tabii ki her toplumda şiddete meyilli, psikolojik sorunlu, saplantılı, cani yaratılışlı kişiler olur. Ama bunlar toplumdan hem fiziken hem de ahlaken tecrit edilip mümkün olduğunca tehlikesiz hale getirilir. Kimse de bunların yaptığı eylemleri savunmaz, meşrulaştırmaz. Bizde ise bu adamların tıynetindeki kişiler gazetecilerimizin rol modeli oluyor, onların eliyle kahramanlaştırılıyor, eylemlerine gerekçe yaratılıyor. Bizde asıl sorun o saldırgan gibi kişilerin olması değil, böylesi adamların gazeteci yazar diye istihdam edilmesi. Aynı vatandaş bugünkü yazısında da Bakan Taner Yıldız'a yapılan saldırıyı seçime bağlamış. Ona göre bu saldırının sebebi de seçim olmamasıymış. Demek ki, bu memlekette ne zaman seçim olacağına ruh hastası saldırganlar karar verecek. Onlar yumrukla işaret verdiği zaman seçim olacak. Son genel seçimi AKP'nin kazanması üzerine millete "bidon kafalı" diyen de bu zattı. Böyle adamların el üstünde tutulduğu bir toplumun sonu hayır değildir.  20.04.2010 23:23
 

Son yıllarda herkes bir anda gözü dönmüş, ağzından köpük çıkan birileriyle karşı karşıya olmanın endişesini yaşamaya başladı.Bu nereye varacak anlamıyorum.Artık kendimden vazgeçtim, çoluk çocuğumuza endişeliyim, herkes çıldırdı sanırım. Her zaman yorumlayamasamda yazılarınızı okuyorum Celal Hocam :))Sevgiler...

Nuray Ors 
 20.04.2010 10:50
Cevap :
Bunca kışkırtmaya karşı bu millet yine de sağduyulu. Yoksa kan gövdeyi götürür bu ülkede. Görevi kamuoyunu doğru bilgilendirip toplumda güven duygusunu arttırmak olan gazeteciler tam aksine insanları bir birine düşürmek için çalışıyor. Yine de o bidon kafalı dedikleri sıradan insanlar bile bunlardan çok daha sağduyulu ki, çatışmalar belli bir sınırda kalabiliyor. O da şimdilik tabii. İlerde ne olur bilinmez. Teşekkürler, sevgiler...  20.04.2010 12:00
 

Abiciğim bu mantığa göre benim oldukça çapkın olmam gerekmesine karşın, oldukça mazbut hayatın sahibiyim. Kendimdeki cevheri yeterince fark edemedim herhalde:-)İkimizde bugünlerde aynı konuyu işliyoruz. Aslında daha da fazla işlemek lazım çünkü ülke için en büyük tehdit bu zihniyetin kendisi. Bu zihniyet bu ülkedeki Türklerin ve Kürtlerin çoğuna hakim. Aklı selim olmak, makulu normalde aramak, insanlığın temel değerlerine sarılanlar giderek azalıyor sanki. Oysa sorunu, her iki tarafta yer alan kan içicilerin çözmeyeceği aşikar. Bunun için öncelikle sıradan insanı en kolay kandırabilecek, çok düşünmeye, sorgulamaya meyilli olmayan insanları kolaylıkla sarıp sarmalayacak bu söylemleri deşifre etmek zorundayız. İnsanın düşünmeden en kolay seçeneği tercih ettiği her tarihsel dönem, insanlık tarihinin en kanlı dönemleri oldu. yazın fazlası ile açıklayıcı ve bu zihni çözücü nitelikte, ellerine sağlık

Bibliyofil 
 19.04.2010 14:58
Cevap :
Bütün çabamız da bu dediklerini yapabilmek için zaten. İnsanları düşünmeye zorlamak, ezberlerini gözden geçirmeye çağırmak... Benim sesim her yazıda ortalama 1002 kişiye ulaşabiliyor. MB'nin olanakları bu kadar... O bin kişiden yüz tanesininin kafasında soru işareti uyandırabilsek yeter. Çok az ama hiç yoktan iyidir. Hacca gitmeye çalışan karınca misali... Teşekkürler, selamlar...  19.04.2010 15:17
 

Yazınızı okurken sağduyunun muhteşem yükselişini hissettim. Yılmaz Özdil gibi sığ bir yazarı da bu bahaneyle tenkit etmiş olmanıza da ayrıca sevindim. Bu yumruktan daha ayıp olanı, Ahmet Türk’ü vatan haini sayarak yumruk atanı “kahraman” gibi görmektir. “İş başa düştü” diyerek kendimize bir vatandaşlık görevi çıkarmış olsak bile, herhangi bir konudaki karşı duruş tepkimizi böyle “vurun haine” saldırısıyla göstermek ne demokrasiye ne insanlığın yapmış olduğu çağdaş medeniyete yakışır. sevgiler saygılar

Muharrem Soyek 
 19.04.2010 13:07
Cevap :
Merhaba Muharrem Bey. Konu Özdil ve onun arkasındaki yönetmen değil, onların temsil ettiği mantalitedir. Bu zihniyet bu ülkeyi felakete sürüklüyor. Ülkeyi PKK'den daha fazla bölüyorlar. Demokratik bir ülkede bu tür yazılar "nefret suçu" kapsamına girer ve ciddi yaptırımları vardır. Ama bizde her türlü kışkırtma serbest. Yorumunuzla yazıma değer kattınız, onur verdiniz. Çok teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla...  19.04.2010 19:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3524
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster