Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Şubat '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
381
 

Şiddetin nedenleri ve götürdükleri:"Özge-can'ımız yanıyor"

Şiddetin nedenleri ve götürdükleri:"Özge-can'ımız yanıyor"
 

Şiddet şiddeti doğurur.


Son zamanlarda gündemden pek düşmeyen şiddet olayları, özellikle kadınlara uygulanan şiddet, hemen hemen herkesin gündeminde önemli bir sorun olarak yerini aldı. Şiddet olayları aslında her gün başka bir şekilde kendini göstermekte ve toplum olarak bizler de bunu görmekte, hatta bizzat yaşamaktayız.

Hayatın her alanında ya şiddet görmüşüzdür ya da maalesef şiddet göstermişizdir. Şiddeti bizler ilk önce kendi ailemizde görürüz. En başta anne babalar birbirlerine gerek fiziksel gerekse sözlü şiddet uygulayarak çocuklarını da böyle bir ortamda büyütürler. Çocuklarımız neredeyse şiddetle iç içe büyürler. Geleceğimizin teminatı olan biricik yavrularımızın şiddet ortamında büyümesini elbette kimse istemez, ancak bilinçsiz bir toplum olduğumuz için birbirimize uyguladığımız şiddetin sadece bizi etkilediğini sanırız. Oysa ki şiddet de aynen sigara gibidir ve sadece içeni değil, çevreyi de zehirler. Çocuklarımız aile ortamında gördükleri şiddeti vakti gelince uygulamak üzere hafızalarına kaydederler. Kendileri şiddet görmese dahi anne babasının birbirlerine gösterdikleri şiddetten bir şekilde etkilenirler ve şiddet böylece anne babadan çocuğa ve oradan da çevreye yayılır gider. Bir nevi kalıtsal özellik halini alır. Toplumun en küçük yapı taşı bilindiği gibi ailedir. Ailenin şiddetin merkezi olması toplumun da şiddetten payını alması demektir, çünkü bireyler başta olmak üzere nihayetinde aileler toplumu oluşturur.

Eğitimden-sağlığa, politikadan-spora, ulaşımdan-eğlenceye kadar hemen hemen her alanda etkili olan fiziksel ve duygusal şiddet, bireyleri ve nihayetinde toplumumuzu adeta derinden sarsmaktadır. O kadar çok şiddetle karşılaştık ki toplum olarak neredeyse artık şiddeti normal bir şey gibi algılamaya başladık. Özellikle görsel medyada, izlediğimiz televizyon dizilerinde, bazı belgesellerde, sinemada, bilgisayar oyunlarında ve sokakta bu şiddet karşımıza her gün çıkmaktadır. Çocuklarımız şiddet içerikli bilgisayar oyunları oynayarak ve ailede büyüklerle birlikte her türlü şiddeti içeren diziler izleyerek büyüyorlar. Ne yazık ki büyürken de bunu normal olarak görüyorlar. Sokakta yakaladığı kedi yavrusunun kulaklarını ve kuyruğunu kestikten sonra bunu bir marifetmiş gibi arkadaşlarına gösteren ve göğsünü gererek heybetlenen bir çocuğun çevresinden ve ailesinden herhangi bir yaptırım görmemesi onu ileride daha büyük yanlışlara sevkedecektir.

Çocuk yozlaşan çevresiyle birlikte büyüdüğünde bu defa insan üzerinde şiddet deneyleri uygulamaktan çekinmeyecektir. Buna örnek verecek olursak; altmış yaşlarında bir adam, köy okulunda görev yapan öğretmeni evine misafir etmek ister. İkram için çilli horozu yakalayıp kesmek ister ancak horoz kolay kolay eline gelmez. Buna sinirlenen adam eve varıp av tüfeğini alır ve tavukların arasında tüm heybetiyle duran çilli horozu ayağından vurur. Horozu yakalaması kolay olur bu defa. Çünkü horoz kanlar içinde kalmıştır. Ayağından yaralanmış, acı içinde yere yığılmış çırpınmaktadır. Adam kendisini yorduğu için hala sinirlidir horoza ve eline geçirdiği bıçakla ilk darbede başını gövdesinden ayırır horozun. Tüm bunlar yaşanırken etrafta birçok kişi vardır ve en çok da çocuklar vardır. Adamın horoza yaptıklarını görmüşlerdir ve bu yaşananları asla unutmayacaklardır. Sofraya gelen çilli horozun başına gelenleri öğrenen köy öğretmeninin boğazından bir lokma dahi geçmez. Dayanamayıp adama döner ve der ki; “Be mübarek adam, zavallı hayvana nasıl işkence ettin öyle, hiç mi sızlamadı vicdanın.” Adam kendini horozla bir tutup “O da beni çok yordu canım. O kadar kovalattı beni peşinden.” Daha sonra öğretmen diğer yemekten bir iki lokma alır ve sofradan kalkıp evine gider. İlk kez görev yaptığı bir köyde bu şekilde bir şeyle karşılaşmıştır.

Daha sonra bu adama ne mi oldu? Bu adam köyün başıboş eşeklerini ve köpeklerini silahla ya da işkence ede ede öldürür. Hayvanlar üzerinde eğitimini artık tamamladıktan sonra bu defa otuzlu yaşların başında genç bir babayı göğsünden vurup onu sevdiklerinden, dört yaşındaki kızından ve sekiz aylık hamile eşinden ayırır. Daha sonra on yıl ceza alır ve hapis yatar. Çıktığında adam artık ölüme yaklaşmıştır iyice ve bir gün nihayet eceliyle ölür.

Adamı iyi tanıyanlar onun çocukken de şiddet eğilimli olduğunu söyler. Maalesef toplumumuzda bu tür adamlar hala yaygın. Çocukken edinmiş olduğumuz bu yanlış eğilimin giderek bizi uçuruma götürdüğü bir gerçektir. Zamanında bu çocuklara müdahale edilmediğinde bu tür eğilimi olan çocuklar büyüdüklerinde artık iş işten geçmiş olacaktır. Bu görev ilk başta aileye düşmektedir. Anne babalar çocuklarını şiddet ortamlarından uzak tutmalıdır. Onlarla birlikte şiddet içerikli filmler izlememeli, onlara şiddeti çağrıştıracak oyuncaklar almamalı, şiddet uygulayan oyunlar oynatmamalı ve en önemlisi de çocuklarına şiddet uygulamamalıdır. Aksi halde çocuklar bir şekilde hem intikamını almaya çalışır günahsız masumlardan, hem de şiddet uygulayan her kimse onu model alarak bu yaptığının da normal olduğunu düşünerek aynı yanlışa devam eder. Çünkü eğer baba, anneye şiddet uyguluyorsa ve anne de bunu kabullenip çaresizce hala yanında ona karılık ediyorsa bu durum çocuk için sıradışı bir durum olmayacaktır. Çocuğa göre annelerin kaderi budur ve onların fıtratında şiddet görmek vardır. Çocuk böyle düşünerek büyür ve büyüdüğünde hafızasına kaydettiklerini uygulamaya koyulur. Bunu yaparken de yanlış yaptığını pek düşünmez.

Şiddeti doğuran birçok faktörden bahsedilebilir aslında. Ancak bu saydığımız faktörler hemen hemen herkesin farkında olduğu ve şiddete neden olan genel tetikleyici faktörlerdir.

Bu arada şiddetle büyüyen bir çocuğun büyüdüğü zaman neler yapabileceğini bir düşünün. Bugünlerde hepiniz medyadan izliyorsunuz olan bitenleri. En son vahşice öldürülen üniversiteli genç kızımız Özgecan, hepimizin yüreğini köz eyledi. Nasıl öldürüldüğünü herkes medyadan öğrendi. Ben bunu yazmayacağım. Çünkü kalemim bu acıyı yazmaya o kadar dayanıklı değil.

Özgecan’ın katili, akrabalarının dediklerine göre şiddet ortamında büyümüş, vaktiyle kendi babasını bile bıçaklamış, ailenin diğer fertlerine de şiddet uygulamış hep. Katilin anne babası ayrı yaşıyor. Annesinin ifadesine göre kocası da kendisine vaktiyle çok şiddet uygulamış. Çocuğu böyle bir ortamda büyümüş ve anne tek başına çözüm olamamış. Kocasını sorumsuzlukla ve ona kötü örnek olmakla suçlayan katilin annesi aslında bu toplumun bir fotoğrafını bize çekiyor.

Toplumumuz giderek yozlaşmış durumda. Sokak ortasında kadın cinayetleri yaşanırken çoğumuz sessiz kaldı ve adeta film izler gibi izledi yaşanan vahşeti. Hatta bazılarımız daha da ileri gidip olanları kaydetti akıllı telefonlarına. Bu yaptıkları onlara göre bir şeyler yapmaktı kendilerince. Oysaki zavallıydılar. Hatta katledilen kadının ölene kadar verdiği mücadeleci duruşu bile onlardan daha şerefli ve daha onurluydu. Kimisi de yaşanan vahşetin izlerini gizlemeye çalıştı. Kimi babasıydı, kimi anası, kimi de arkadaşı… Hepsi de katil kadar suçluydular aslında.

Toplum olarak iyi niyetle herkes kendince bir şeyler yapıyordu ancak kadın cinayetleri bitmek bilmiyordu. Her güne bir kadın cinayeti haberiyle uyanıyorduk. Medyadan izlediğimiz görüntüler bizi derinden sarsıyordu. Ve o kadar sarsıldık ki artık Özgecan’ın vahşice katledilişiyle bütün sarsılan o yüreklerimiz bir oldu ve “artık yeter!” dedi. Evet, artık yeter demek gerekiyor. Haykırmak gerekiyor. Toplumun her kesimi sorumlu davranmalı ve en başta devlet kurumları şiddeti önlemeye yönelik tedbirler almalıdır. Toplum ve devletin yanı sıra en başta sorumluluk sahibi olması gereken aileler de kanayan bu yaraya müdahale etmelidir. Çocuklarını şiddetten uzak bir ortamda büyütmeleri ve onlara her daim sevgiyle yaklaşmaları kafidir. Unutulmamalıdır ki sevgisizlik birçok sorunun ortaya çıkış sebebidir.

Umarım bu toplum kendi çürüklerini ayıklar ve çürümemek için sorumluluğunu bilerek gerekli çabayı gösterir. Meclisten çıkacak yasaların tek başına yetmeyeceğini, bu sapıklığı ve şiddeti önlemenin toplumun her kesiminin sorumluluğunda olduğunu bilerek davranır. Başta eğitimin şart olduğunu ve sevginin ilk önce ailede ekilmesi gerektiğini, iletişimin önemli olduğunu buradan bir kez daha söylemeden geçmeyelim. Hep birlikte sevginin ekildiği topraklarda yürümek eminim yaşamı daha güzel ve anlamlı kılacaktır.

Biliyorsunuz kaç gündür Özgecan yüreğimizi dağladı. Daha başka Özgecan’ımızı ateşlere vermemek için ve bileklerinde kesik değil bilezik görmek için hep birlikte ayağa kalkalım ve bu vahşete artık son verelim. Cahil ve vicdansız diye nitelendirdiğimiz kişilerin dışında eminim yüreği yanmayan hemen hemen kimse yoktur. Bu yanan yüreğimizle Özgecan’a seslenelim hep birlikte:

 “Özge-can’ımız yanıyor!”

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet Özgecan öldürüldü ama bir şeyi göz ardı ediyoruz ki hepimiz bir şiddet ortamında yaşıyoruz. Sadece kadınlar değil erkeklerde şiddet mağduru. Evde şiddet, okulda şiddet, üniveritede şiddet, iş yerlerinde şiddet ve hatta spor alanlarında şiddet mağduruyuz. İşin kötüsü ailede şiddet uygulayan ebeveynlerin % 54'ü anneler ve % 46'sı babalar. Sonra okullarda öğretmenlerin dayağıyla devam ediyor. Kısacası annelerde, öğretmenlerde şiddet ekiyorlar ama biz olayı tek taraflı gördüğümüz için kadınlar şiddet mağduru olmasın diyoruz. Oysa şiddetin egemen olduğu bir bataklıkta kadınların şiddet mağduru olmamalarının hiçbir şekilde mümkünatı yoktur. Annelerde, öğretmenleri de şiddet ekiyorlarsa muhakkak ki onlarda şiddet biçeceklerdir. Nitekim öyle de oluyor zaten. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 22.02.2015 12:31
Cevap :
Haklısınız Mustafa Bey.Hayatın her alanında hep güçlü olan bir şekilde şiddet uyguluyor.Sadece erkekler şiddet uygulamıyor dediğiniz gibi.Şiddet uygulayan annelerin çocuklarının psikolojisini bozduklarını çevremizden de görebiliyoruz.Şiddetin her türlüsüne, her kime uygulanıyorsa ve kimden geliyorsa buna dur demeliyiz.Erkek egemenliğinin olduğu toplumlarda elbet kadına şiddet de maalesef yaşanıyor.Bizler de şiddet mağduru olan kadınları elbet savunacağız.Sadece kadınları değil, şiddet gören herkesi savunacağız.İlginiz için teşekkürler.Saygılarımla..  25.02.2015 20:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1101
Kayıt tarihi
: 07.05.13
 
 

1977 doğumlu. Atatürk Üniversitesini bitirdi.Öğretmenlik ve yöneticilik yaptı.2007'de Ankara Üniv..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster