Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mayıs '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
106
 

Şiddetin tırmanışı

Şiddetin tırmanışı
 

Şiddet ve eğitim


Yazılı ve görsel basında yaralama, cinayet, kavga gibi şiddet içerikli haberlerin yer almadığını artık göremiyoruz. Düğünü basıp onlarca kişiyi yaralamak, eşini, kızını sokak ortasında dövmek, kundaktaki çocuğun gırtlağı sıkmak, eşini bıçakla doğrayıp çöp kutusuna atmak, adliye önünde kavga etmek, doktor, öğretmen ve polis dövmek. Genellikle üçüncü sayfalarda yer alan bu haberler editörlerin seçtiği haberler. Bir o kadar da bu sayfalarda yer bulamayan sayısız benzeri haberler var.

Hemen her konuda sesini yükselten, gücü yetiyorsa şiddete başvuran, her türlü saldırgan davranışı bir yaşam biçimi olarak benimseyen, karşısındakinin hakkını gasp etmeyi bir başarı olarak gören bireylerin sayısı giderek artıyor. Şiddet uygulamaya yatkın bireylerin artmasının pek çok nedeni bulunmaktadır. Bu insanlar toplum içinde yaşayan ailelerin bireyleri ve bu toplumun bir parçasıdırlar. Yaşanan olaylar bireyleriyle, yöneticileriyle, siyasetçisiyle bir toplum olarak hepimizin yarattığı bir sonuçtur. Sonucu konuşmak, tartışmak ve suçlu aramak yerine bu bireyleri yaratan nedenlerin kaynağına inmek çok daha akıllıca olur.

Toplumlar bireylerden meydana gelmektedir. Bu nedenle bireyler ne kadar sağlıklı olursa, toplum da o denli sağlıklı olur. Dolayısıyla daha güzel ve yaşanılır bir toplum oluşturma çabasının ön koşulu duyarlı ve sağlıklı bireylerin yetiştirilmesidir.

Kişilik gelişimi üzerinde aile, arkadaş, okul ve sosyal çevre olarak belirtebileceğimiz çevresel etkilerin önemi, kalıtımsal özelliklere göre daha büyüktür. Bu açıdan bakıldığında aile ve okul yaşamının kişilik gelişiminde başrol oynadığı ortaya çıkmaktadır. Aile de bireylerden oluştuğuna göre bireylerin eğitimi şiddetin önlenmesinde kaçınılmazdır. Eğitimin bu önemine rağmen,

Her iktidar döneminde eğitim sistemi değişmektedir. Sistem değiştirilirken mevcudu iyileştirmek adına ideolojik hedeflere göre hareket edilmektedir.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre,  ilkokul sayısındaki artışta ürkütücü bir tablo bulunmaktadır.1997/1998 öğrenim yılında sekiz yıllık eğitime geçilmesi nedeniyle tabloyu yorumlamakta hata yapabilirim. Bu iş konunun uzmanlarına düşüyor. Ancak tabloya göre 2000/2001 döneminde 36.072 olan ilkokul sayısı, 2010/2011 döneminde 32.797’ye düşüyor. Anılan dönemde öğrenci sayısı % 23 artıyor.

2010/2011 döneminde genel liselerde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 18. Bu sayı 2000 yılında 19,1990 yılında 12, sıkı durun 1970 yılında 25 devletin verilerine göre. En yüksek ekonomik büyüme hızına sahip ülkemin eğitime verdiği öneme bakın.

Eğitim deyince kütüphane akla gelir değil mi?  TÜİK verilerine göre 1990 yılında 810 olan kütüphane sayısı 2000 yılında 1.340’ a yükseliyor, 2010 yılında ise 1.136 ‘ ya iniyor. Artık internet var, kütüphaneye ne gerek var diyebilirsiniz. Araştırma için internetin son derece yetersiz kalması yanında, yapılan kitap yardımlarını hatırlatırım.

Verilen eğitimin içeriği ise ayrı bir uzmanlık konusu. Ancak, ister 8, ister 12 yıllık ilköğretimde öğrencilere sevgiyi, sempatiyi, toplumsal duyarlılığı öğretemediğimiz, ezbercilikten öteye geçemediğimiz, bunların yerine seçmene hoş görünmek adına ideoloji serpiştirdiğimiz eğitim programlarını uyguladığımız açık bir gerçek.

Toplumsal, ekonomik ve kültürel değişimlerin yarattığı bunalımlar bireylerde ve aile yaşamında olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bu dönemlerde bireyler yeni arayışlara, davranış sapmalarına kolaylıkla sürüklenebilmektedir.2000’ li yıllardan bu yana gerek yerel gerekse dünya genelinde giderek artan şiddet olayları bunun göstergesidir.

2000’ li yıllardan başından bu yana muhafazakar bir hükümet tarafından yönetilen ve her zaman ekonomik büyüme başarılarından söz edilen ülkemizin bazı göstergelerini vereyim, yorumu sizler yapın.

2000 yılında 34.862 ( TÜİK verileri ) olan boşanma sayısı 2010 yılında 118.568’ e çıkmıştır. 2000 yılında % 0,52 olan boşanma hızı 2010 yılında 1,62’e ulaşmıştır.

2000 yılında 1.802 olan intihar sayısı 2010 yılında 2.933 olmuştur. İntihar sayısındaki yıllık artış 2000 yılında % 2,67 iken, 2010 yılında % 4,02 olmuştur.

Alkol kullanımı, satışı, getirilen sınırlamalar konusuyla ilgili tartışmaların devam ettiği bir dönemde, TAPDK verileri içki tüketiminin 2010 yılında 1 milyar 902 milyon litreye ulaştığını, 2003 yılına göre % 133 arttığını ortaya koyuyor.

Yazılı ve görsel basında yer alan ekonomik büyümesi hızlı, gelişen, mutlu ülke ve toplum profiline uymayan veriler bunlar. Keşke yüksek ekonomik gelişme kriterleriyle övüneceğimize, birbirine sevgi ile bakan, karşısındakinin hakkını gasp etmeyen, saygı gösteren yüksek toplum kriterleriyle övünebilsek. Bu kriterlere ulaşabilmenin yolu tam demokrasiden, kaliteli eğitimden, ideolojiden arındırılmış politikaların uygulanmasından geçiyor. Baskı ile hiçbir sonucun alınamadığını hem uzak tarih, hem yakın tarih tüm açıklığı ile gösterirken, yöneticilerin halen daha bu yolu inatla kullanmalarına bir anlam verilememektedir.

Hafta sonu Milliyet gazetesinde bir haber vardı. ’’Gürcistan'a geçiş ücreti 1 TL olduğundan beri Karadenizliler cuma akşamı işten çıkıp kapağı Batum'a atıyor.’’ Fotoğraf geçiş kuyruğundaki arabaları gösteriyordu. Yakın tarihten bir örnek bu. Siz istediğiniz kadar yasaklayın. Yasaklara uymayanlara ceza kesin, hüküm giydirin. Eğer bireyleri gerçek bir eğitimden geçiremezseniz, onların önce ekonomik sonra diğer ihtiyaçlarını karşılayamazsanız her şey nafile. Kapitalist sömürü düzeninde bunu gerçekleştirmek her siyasetçinin işi değil. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 834
Kayıt tarihi
: 23.01.11
 
 

1981 yılında Eğe Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nden mezun olmuştur.1984-1992 yıllarında Türkiye Z..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster