Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
114
 

Sıfır olan..

Sıfır olan..
 

 

Sıfırdı o. Bir yerden başlamış bir  yere gidememenin anlatılmazlığı içinde yaşantısını arıtmak, düzene  koymak  için havuzun durgun  sularına eğiliyor, orada salt doğadan, gökten düşüp parçalanan  bir ay parçasından başka bir şey göremiyordu.  Acıyla karışık  sulara eğildiği zaman, gölgelere bulaşan ellerinin  sızısını  duyuyordu.  Derken uzandı kafasına vurdu sızıltılar. Oysa bir kulağından  girip beyninin içinde vızıldıyan uçuçucuların seslerinden başka  uğultu yoktu. Ağaçların üstüne tüneyen kuşlar belliki ilkyazı yaşıyorlardı.Onun ayaklarına vurmuştu ilk kez gölgeler.Oradan tırmanıp göğsüne doğru çıkarken bağıramamanın acısıyla, yüzüne  batırdığı en uzun tırnağı ona,”Önemseme,”demişti. Bir şeyler olmak istiyor, olamıyordu.

Kaplumbağayı  gördü orada. Durmuş ona bakıyordu. Eğildi.
“Keşke, keşke o bu işe karşmasaydı,”dedi.
Anlamadı  kaplumbağa, anlıyamadı.  Hiç kimse hiç kimseyi tam olarak anlıyamazdı. Sular vardı. Sularda yaşamaya çalışan kaplumbağalar. İyice sarhoş,ne olduğundan  habersiz insanlar.
“Sorumlu onlar,” dedi.
Üzerinden yükü atmaya çalışıyordu. İsteyen kendisiydi. En kolay kaçma yolunun bu yönden olduğunu sanmış, o yana sapmıştı. Yanıldığını anladığı zaman çok geçti.
“Yorgunum,” dedi.  “Yorgunluğum onların yorgunluğuna hiç benzemiyor. Yorgunum işte görüyorsun.”
Bir iki  kıpırdadı kaplumbağa. Cam gibi gözleriyle havuzun kenarındaki  çiçeklere baktı. İkiyüz yaşını düşündü. Onun hiç böyle uzun uzun üzerinde düşünülecek işleri olmamaştı.Bir şeyler  anımsayamadı.
“Yazık oluyor,”dedi.
Kime yazık olduğunu, neden, niçin yazık olduğunu bulup çıkaramıyordu.
Salınışı  ölü bir yılanın son devimine son derece benziyordu. Yılana benzemek bile önemli bir şeydi onun için. Otlara  takıldı  gözleri.  Kaldırdı ayağını,bastı üstüne otların.  Uzun bir süre kaldırmadı. Duymadılar ki onlar.Oysa o duyuyordu. Yaşayan bir varlığın yaşarken hiç olmasını,ezilmesini,daha doğrusu hiçe sayılmasını duyuyordu.  Eğer dövseydiler onu, geceden önce ezseydiler, o çoktan  onikinci uykusunda olurdu.  Bağırdı birden.  Boğazından  yalnız kendisinin  tanıdığı  bir isim çıktı,bir sevgili yada sevginin ne olduğunu bilmeyen bir çifften tekiydi.
Elini  uzatsa  tutabilecekti ötekilerini de. Biraz yalan söyliyebilse, biraz dah özen gösterebilse saçlarına; giysilerine şöyle bir çeki düzen verebilse, çok daha başkalarını bulabilirdi. Gönlünü avuturdu. Gönlünü avutmak ne kolaydı şu dünyada.Zor elde edilenler zor oldukları için güzeldi. Kolay gelenler zaten.. Bu gelip geçiciliği sonuca bağlamak gerekiyordu.  Sonucu  elde  etmek  isterdi ama ne yazık ki hep sıkıntı buldu.
Onunla altı yıl önce tanışmışlardı.  Bu havuzun kenarında. tatlı tatlı hiç bitmeyecek, kimselerin hayal bile edemiyeyecekleri derin, saçma sapan şeylerden  konuşmuşlardı. (Saçma pan olduğunu çok sonra anladı. Bilinci aklından bir karış yukardaydı o zaman.)  Geçen altı yıl çok şeyleri eskitti. Doğacak çocuklarını, o güzel evlerde kurulacak ziyafet masalarını eskitti. Sonra saçlar  sarıya boyandı.  Değişim böyle başladı öncelikle. O düzen istedikleri ,kurduları gibi sürseydi,olaki içinde bulunduğumuz gecede onikinci çocukları kaçıncı uykularında olacaklardı.

“Akşamdan kalan, içkileşen bir kavganın son belirtileri o zaman yatakta. Uzattı kolunu. Uykudaydı.  Yanındaydı o. Derileri değince her taraflarının titrediğini duydular önce. Tıralışılmamış bir ses çıkardı ,örneğin,çalan bir çanın kulaklara batan sesi denli uzandı gitti omuriliğe. Titremeye koyuldu orada. Bir yetkilinin vereceği son komutu bekliyordu. Dayanamadı. Ve  deriler değdi birbirine.Uyuyorlardı. Sessizdi havuzun suları  ve çocuklardan eser yoktu düşlerinde. İnce tüyler anımsadılar  birden hiç olan şeyi. Kandırılmış deriden sakınmaksızın kendi  üzerinde  bir uyumla deviniyordu. Sarıydılar.  Daha büyümeyi,ölümlü olmayı düşünmemeşlerdi şimdiye dek. Titrediler yeniden;sürüp giden  bir ödevin tekdüzen yıkıcılığını yüklendiklerini. Yaklaştılar birbirlerine.  Soğuk kış gecelerinde, nice  odalarda  duyulmayan, karlarla  kaplı geçitlerde yuvarlanan  çığların gümbürtüsü sardı içlerini.  Birbirlerine içlerini  dökemediklerinden  yanıyorlardı.  Çözümleyecek  çok sorunları vardı; çözümleyemiyorlardı. Yastıktan çok uzaktılar.  Yazıktı  onlara.  Sıkıldı biri terlemeye başladı. O kadar çok terledi ki, ağladığını sandı ötekiler;avutmak istediler. Birbirlerinin  üzerinde yuvarlanan deriler arassında sıkıştılar.  Ödevleri vardı. Sonra olsa olmaz mıydı? Öteki çekildi birden.  Çekişme  korkunçtu. Ayrılmayı, uzaklaşmayı düşünüyordu çoktan beri ama bunu kesinleştirmek  için altı yıl gibi uzun bir sürenin geçmesi mi gerekti.  Sıfır olan bir tekme attı yorgana.  Yorgan,yorgun argın salınaraktan yerdeki halının  üzerine indi. Bilmem kaç günlük bir toz parçası kalkıp, ötekinin terliğinin üstüne kondu. Bir telaş başladı tüm  somut düzende. Mavi, açık mavi,lacivert düzen yaşamaya başladı  soyut, tamusal bir ezginin havasını. Perdeler kımıldadı.Pencerelerin arasından odaya sızan bir tüy parçası kokladı odanın havasını. Yalnız yatak odalarında duyulan bir kösnü kokusu duydu.

Şöyle bir dalgalandı küçük tüy  parçası odanın içinde. O da durgunlaştı. Ama etkilemişti sarı, minicik tüyleri. Üşüdüler,sokuldular birbirlerine. Sanki o ana kadar hava denen bir varlık yoktu da onlar salt kendi yaşamlarını bir boşluk içinde kimseden etkilenmeden sürdürüp  gidiyorlardı. Üşüdüklerini duydular;yada öyle sanıyorlardı.  Birden  bir  damla yağın iç bulandıcı  gidişini  duydular altlarında. Bambaşka bir evrendeydiler. Bu gece sondu. Dostluk bitmiş; o yağlı derilerin en alt katında olan katı yanlışlar, serzenişler  ve  düşmanlıklar kalmıştı artık. Sıfır olan üşüdüğünü duydu. Çekti yorganı üstüne. Öteki, geri gelmez sevgilerin, yaşantıların acınışında, kendini sunuşun yanlışlığında  başını yastığın altına soktu.O bir zavallıydı. Sevdiğini,sevildiğini  sanıyordu.  Ama o  bir araçtı. Ne kadar yalvarsa,tatlı diller dökse, sonu gelmeyecek sandığı  o tatlı sözcükleri, ilgileri sevgileri bir daha kolay kolay deneyemiyeceklerini içten içe seziyordu. Birden kirpikler ıslandılar. Akşamdan kalma  kara bir rimel yağmuru onları boğdu.  Hıçkırıklar  yumuşak  kuş tüyünden  yastığın  altında boğuldu. Sıfırın vurdum duymazlığında çoktan çileleri  başlamış, artık  yalnızlık bütün kalelerde ilan edilmişti.  Çıplak organların da  sesi kesildi.  Yine uyku geldi. Sonuçta gözler kapandılar. Ve ayrılık işte böyle başladı.

Sıfır olan  attı kendini  yere; bir  iki kez yuvarlandı.
Hıçkırıyordu. Havuzun içindeki tek kaplumbağa tırmandı duvarlara, çıkamadı. Durdu, dinledi nefesin alınıp  verilişini. Çıkmak için çırpındı,umut yoktu. Uzunca bir süre  bekledi sulara bir cismin düşmesini. Yosunları araladı. Aradı taradı. Yanılmış olmasından korkuyordu. Tek olmak kötüydü  sularda.  Vuran ay ışıkları avutamamıştı onu hiç bir zaman.  Şimdi sabaha yakın. Kaplumbağa hala gözleri açık,büyük bir  inatla dışarsını dinlemektedir.  O pis  suların donukluğunda, boşluğa dikilmiş gözleriyle, sulara hala düşmemiş bir gövdenin acılarını, titreyişlerini duymaya çalışmaktadır.
(Ilgaz,Sayı:34,Temmuz,1964)

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 749
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster