Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1375
 

Sihirli ve büyülü kitaplar-1

Sihirli ve büyülü kitaplar-1
 

Henüz okuma yazma bilmiyordum.

Ablalarıma sırayla hep aynı masal kitabını okuturdum.

Belki bir hatırlayan olur, kitabın adı “sihirli kozalak” idi. Çok hoşlanırdım sihirli kozalaktan. Kozalağı yakınca dumanın ve ateşin içinden yeni bir kapı açılırdı ve çocuk sihirli bir dünyaya girerdi. Masalın tüm detaylarını hatırlamıyorum, ama kozalakta bir sihir vardı.

Bölgemizde kozalak çok olduğu için onları toplar yakardım, sabırla yeşil bir ateş çıkmasını beklerdim. Çıkmazdı !

Yıllar geçti sihirli kozalağın sihirlerine rastlamamıştım. Ama bir gün... Bir gün ve daha sonraki günlerde kozalaktaki sihri buldum. Evet sihirli kozalaklar gerçekten de vardı.

Tüm çocukluğum boyunca aradığım sihirli kozalağı (yöresel adı; gıcıme) Arkut dağlarında bulmuştum. Henüz delikanlılık çağlarında, 18-19 yaşlarındaydım.

Arkut dağının en tepesinde, (bildiğim kadar 1850 metre rakımda) bir barakamız vardı. Ahşaptan yapılmış, tavanı tenekelerle kapatılmış, küçük ve ilkel bir barınaktı..

Yaz tatillerinde tek başıma bazen atla, bazen yürüye yürüye dağa tırmanır ve o muhteşem barakama giderdim. Yanımda sadece bir-kaç günlük yiyeceğim olurdu. Yiyeceğim bittiğinde yine aynı keçi yolundan kasabaya iner, yanımda taşıdığım çöpleri çöplüğe atıp, yeni yiyeceklerle barakama geri dönerdim.

Dağın başında küçük bir yaylada, ilkel bir barınakta tek başıma yaşıyor ve hiç kimseyle konuşmuyordum. Ben kimseyle konuşmazdım ama, her sabah kapımı açtığımda kapının önünde bir tas süt, bir tas yemek, taze ekmek ve iki yumurta bulurdum.

Yaylanın anneleri tek başına yaşayan bu ana kuzusuna kıyamaz, kapının önüne sessizce yiyecekler bırakırlardı. Yiyecekleri büyük bir şükran duygusuyla içeri alır, kaplarını yıkadıktan sonra kapının önüne bırakırdım. Görünmez anneler boş kaplarını geri alırlar ve ertesi sabah yine bırakırlardı. İlk zamanlar kapların içine para bırakmıştım, anneler büyük bir gönül zarafetiyle parayı kapının altından içeri atmışlardı. Utandım, bir daha bırakmadım.

Geceki yakacağımı toplamak için sabah erken saatte dağ yollarına düşer kuru köknar ya da köknar dalı arardım. Kuru dalda bir tane bile yeni sürgün görürsem kesmeye kıyamazdım. Bir kucak odun için akşama kadar gezdiğim olurdu. Bazen ocağın kolay tutuşması için kuru kozalakları ceplerime, koynuma doldururdum.

Yanımda taşıdığım baltanın ağzını ağaçlar görüp korkmasın diye sarardım. Bunu Yunus Emre’ den öğrenmiştim. Kuru dalı keserken ağaçla konuşur bu yakacağı verdiği için teşekkür eder, sever, okşar, odunları iple sırtıma sarar evime dönerdim. Benimle birlikte inekler de dönerdi evlerine. Çünkü gün batmak üzeredir.

Küçük yaylanın bir de derme çatma camisi vardı. Günün ilk keyfi sabah ezanını dinlemek olurdu. Ezanla uyanır, soğuk evin içinde battaniyeme sımsıkı sarılır, ezan bitince kalkardım. Ocağı yakıp üzerine çaydanlığı sürer, çay demlenene kadar ormanda gezerdim. Döndüğümde mis gibi kokan bir çay ve sıcacık bir kulübe beklerdi beni. Tabi bir de görünmez annelerin bıraktığı yiyecekler.

Bir sabah yine gün doğarken çıktım evden. Ormanın alaca sessizliğini ve sabah kokusunu yaşamak istiyordum. Orman o kadar sessiz ve sakin olurdu ki, ayak seslerimden ben bile rahatsız olurdum. Bu yüzden bir yere oturur, sessizliğini dinlerdim. Uzaklardan gelen horoz seslerinden ve köpek havlamalarından başka hiçbir şey duyulmazdı. Ama o sabah başka bir ses daha duydum... Sihirli kozalağın sesini...

Siz hiç çatlayan tohumun sesini duydunuz mu bilmiyorum. Duymadıysanız, mutlaka duymanız gerekir. O bir büyüdür... O varoluşun ve yaşamanın büyüsüdür. Kısacık bir ses duyarsınız. “Çıt...” Her çıtta bir büyü, bir sihir gizlidir. Her çıtta bir köknar ormanı gizlidir.

O sabah gün yükselirken, ormanı çıtırtılar kaplamıştı. Ne olduğunu anlamaya çalıştığımda hemen önümdeki köknarın dalındaki bir kozalağın “çıtlamasına” hem kulağımla hem gözümle tanık olmuştum. Kozalak sihirli bir güçle ansızın açılmış ve her yeri uçuşan pervaneler kaplamıştı. Yaşadığım şaşkınlığı size anlatabilmem mümkün değil.

Kozalak, geleceğin ormanını oluşturmak için çıtlamış ve tohumlarını fırlatmıştı. Uçuşan pervaneler çam tohumlarıydı. Onlarla birlikte ben de fırladım. Bir pervaneyi gözüme kestirip takip etmeye başladım. Aynı tohum muydu bilmem ama, bir tohumun hızla uçuşurken birden durduğunu ve döne döne yere doğru alçaldığını gördüm. Sanki içinde bir pilot vardı ve konacak bir yer arıyordu. Bir süre daha sağa sola uçuştuktan sonra bir kayanın dibine indi. Kaya havadaki hafif rüzgarı engellemiş ve tohum kendisi için en güvenli yer olan kuytuya inmişti. Yaşadığım coşkunun, sevincin, hazzın değerini anlatamam. Hayatımda tanık olduğum en muhteşem olaydı. Bir orman ana rahmine düşmüştü.

Tohumu saklayan kaya benim her sabahki ziyaret yerim olmuştu. Her sabah gidiyor ve tohuma bakıyordum. Hiçbir hayat belirtisi görmüyordum. Tohum düştüğü gibi duruyordu. Bir sabah tohumun yok olduğunu gördüm. “Bir böcek ya da karınca götürmüştür” diye düşündüm. Yanılmışım.

O yaz üç hafta yaşamıştım dağda. Dağdan inip Ankara’ ya döndüğümde yaşadığım mucizeyi bir sevgiliyi düşünür gibi düşünüyor, bu düşüncemle her gün hasretlerimi besliyordum.

Kışa doğru dayanamadım iki günlüğüne ormanıma geri döndüm. Eve girmeden önce kayayı ziyarete gittim.

İşte mucize oradaydı. Kayboldu zannettiğim tohum, toprağın altına girmiş ve sürgün olarak geri dönmüştü. Tepesinde kurumuş pervanesiyle bir santimlik bebek köknar kayanın kuytusundan ormana merhaba demişti. Şimdi kocaman bir köknar oldu...

Yıllar sonra, oğlum henüz 13 yaşındayken birlikte yaşadık. Bunu başka bir zaman anlatmak istiyorum.

Ama öğrendim ki, sihirli kozalak varmış. Bir masal kitabının içindeki sihir bana yıllar sonra bir sihri yaşamayı öğretmiş. O kitap yüzünden ormanda tüm dikkatim kozalaklarda olmuştu. Ben ve oğlum bu sihir sayesinde her insanın göremeyeceği bir büyüye tanık olmuştuk.

İşte bir masal kitabının yaşattığı sihir buydu.

Unutmayın, tüm kitaplar sihirlidir ve her kitabın bir büyüsü vardır. O kitabın büyüsü de yaşadığım güzellik ve bu yazıdır.

Siz de bu sihri yaşamak ve çocuklarınıza yaşatmak isterseniz ormanları koruyun. Bunun için de cep telefonunuza yangın yazıp 3919’ a gönderin. Bir yangın uçağı ile pek çok sihirli kozalağı kurtarın. Sadece 6 YTL’ ye bir sürü sihrin sahibi olun.

Fotoğraf: Kutlu Can Sineklioğlu - Genç orman

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bütün kitaplar sihirlidir.Sihirler satır aralarında gizlidir.Olağanüstü ışıklar saçan gizli yazıları ancak gönülden arayanlar bulabilir.Bu gizli yazılar,hayatın dertlerine deva,yaralarına merhem,yollarına rehber,deneyimlerine yoldaş olurlar.Umut ve mutluluk kaynaklarıdır.Engin ufukların kapılarını açarlar.İyilik,güzelik,anlayış,hoşgörü,saygı,sevgi sunarlar.ve hayatı yeniden yeniden yaratırlar.Sihirli yazınızın verdiği mutluluk ve güzel önerileriniz için çok teşekkür ederim.Saygılarımla.fatmaatiyealtay

Fatma Atiye 
 15.12.2007 22:18
Cevap :
Sihirleri çok güzel algılamış ve ve çok güzel özetlemişsiniz Fatma Hanım, bu içten yorumunuz için çok teşekkür ediyorum. Saygı ve sevgilerimle.  16.12.2007 13:06
 

Beni alıp bambaşka dünyalara götürdünüz. Büyülü ve fantastik dünyalara. Şu sıralar fantastik filmlere merak saldığım için ruh durumuma pek uygun düştü. Yazı diliniz, inancınız ve inandırıcılığınız tek kelime ile mükemmel. Şu anda kalender dostumun memleketi olan Afyon- Bayat Yaylalarında eylül ayında çekmiş olduğum fotoğrafları galeri yaptım ve sayfamda yayınlanıyor. Yaylayı dolaşırken, İlhancığımın kardeşi İlkin Abide bize eşlik etmişti. Sizin anlattğınız hikayeyi o anlatmış çamların o kozalağın bir tek hücresinden çoğaldığını söylemişti. Reçineler toplayıp şifa niyetine yemiş, kayalırın içinden akan suları içmiş yine kayaların arasında varolan yaşamları izlemiştik hayretler içinde. Size bir de oğlunuzla birlikte izlemekten hoşlanacağınız fantastik bir film önerim olacak: Altın Pusula . Son bloğumda ayrıntıları bulabilirsiniz. Sevgi ve dostlukla...

Neşe İleri 
 11.12.2007 15:27
Cevap :
Sevgili arkadaşım, atom altı dünyaya indikçe ve bir üst bilince doğru tırmandıkça gizemlerle, mucizelerle dolu bir dünyanın kapısından giriveririz. Bu kapıdan girdikten sonra duyacağımız coşku ve sevgiyi o güne kadar asla yaşamamış olduğumuzu farkederiz. Hatta o güne kadar yaşamış olduğumuz sevgilerin hepsinde bir koşul olduğunu görürüz. İşte, bir çam tohumu bunu anlatabiliyor, ama bunu sadece algılaması gereken algılıyor.Yayla hayatı tüm algıları açar, insanı tüm sırları anlatır. Bilir misiniz, bir çamın üzerinde bir milyon canlı barınır. Bir çam ağacı bir orman üretmek üzere programlanmıştır. Her kozalağında 10-24 tohum bulunur. Neyse, bunu anlatmaya burası yetmez. Daha sonra uzun uzun anlatırım. Tavsiye ettiğiniz filmi alıp, oğlum eve döndüğünde onunla izleyeceğim. Bu arada, yayla resimleriniz çok hoşuma gitti. Sizi kıskandım, ben de yapacağım. :-) Selam ve sevgilerimle.  11.12.2007 16:13
 

üzere ben de sihir sahibi oldum. Bütün kitaplarda bir sihir vardır.Ne güzel düşünmüşsünüz.Ben de oğluma her gece masal dünyasından bir sihir okuyorum.Tebrikler.

serifsoner 
 11.12.2007 14:47
Cevap :
Minik delikanlıyı görseydim ona "ne kadar şanslı bir çocuk olduğunu biliyor musun ?" diye sormak isterdim. Sihirli dünyaların kapılarını açan bir babası var. Yorumunuz beni çok mutlu etti Şerif bey. Tüm kitaplardaki bütün sihirleri bulabilmeniz dileğiyle size ve minik delikanlıya saygı ve sevgilerimi sunuyorum.  11.12.2007 17:19
 

Harika anlatmışsınız, ekmekli sobanın üzerinde demlenmiş çay tadı ve berraklığında olmuş.. Dağ’da geçirdiğiniz yalnız günleri kıskandım...

Ali Gülcü 
 09.12.2007 20:10
Cevap :
Övgünüze teşekkür ediyorum Ali bey. O günlerimi ben de kıskanıyorum doğrusu. :-) Her insan hayatında böyle bir ortamda en az on gün tek başına ve hiç kimseyle görüşmeden yaşamalıdır diye düşünürüm. Hayata çok fala şey katar. Saygılarımla.  09.12.2007 20:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 90
Toplam yorum
: 1679
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2012
Kayıt tarihi
: 27.05.07
 
 

Yaşayacağım yıllar yaşadıklarımdan daha az... Öyleyse "adam gibi yaşamalı" diye düşünüyorum. Kola..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster