Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '10

 
Kategori
Şiir
Okunma Sayısı
1084
 

Şiir Hakkında Üç Beş Laf...

Gençken -bundan 30 yıl önce falan- şiirde enikonu erdiğimi düşünürdüm.

"Meserret Çayevi" nde (İzmir, Kemeraltı) yaptığımız şiir toplantılarını dünmüş gibi hatırlarım. Yazdığımız şiirleri birbirimize verir, sonra da o şiirler hakkında konuşurduk. Bazı arkadaşlarımız küçümserdi bizi ve bu şiir toplantılarını. Kim bilir belki de haklıydılar.12 Eylül'e çeyrek vardı... Duvarlarda iç savaş sloganları, uzaktan uzağa silah sesleri, ne adına öldüklerini pek kendilerinin de bilmediği gençlerin cenaze törenleri... Bizse "şiir toplantıları" yapıyorduk...

Bir toplantıda "şiirde çağrışım / şiirde gönderme" falan konuşuyoruz... Bildik şeyler geliyor bana konuşmacının dedikleri. (Kimdi konuşmacı, Veysel Çolak mı, unuttum.) Yarı dinliyor, yarı da toplantı sonrası buluşacağımız Buca Fransızca'da okuyan Nilgün'ü düşünüyordum aslında . Birden : "Ufuk Kesici şair arkadaşımız bakınız şiirinde ne diyor : 'Bir martı / Hıristiyan / Ezan seslerine çaprar birden / ve gizlice haç çıkarır'... İmaj güzel de ne anlatır bize bu imaj, nedir tarihsel çağrışımı? Bence hiçbir şey... Sadece estetik bir imaj işte... Şiir bu mu olmalı? Nedere imajda toplumsal ve tarihsel içerik?"

Aslında yazdığım şiirde bir yan imajdı konuşmacının söz ettiği... Derdim ne martı, ne Hıristiyanlık, ne ezan anlatmaktı. Şiiri yazdığım mekandan ( İzmir, Pasaport, İzmirlinin Kahvesi) bir an kafamı kaldırdığımda gördüğüm bir martı ve tam da o sırada okunan ezan... Hepsi bu...

O toplantı kafam öylesine Nilgün'le doluydu ki, bana : "Bir diyeceğin var mı, şiirindeki bu eleştirilen imaj hakkında" dediklerinde, sadece "arkadaşın görüşü, saygı duyarım." demekle yetinmiştim... (Birkaç zaman sonra yapılan bir toplantıda o konuşmacının bir şiiri tahlil edip -aslında yerden yere vurup- aydınca ve şairce intikamı alacaktım...)

Ama gene de o konuşmacı arkadaşın bana, şiir-imaj-çağrışım-imajın tarihsel ve diyalektik kökeni olur mu, hakkında düşünmemi, hem de epey düşünmemi sağladığını inkâr edemem...

O yıllarda şiire soyunanların, bazen kişisel çekememezlik, bazen de farklı siyasal görüşlerden olma, şiir eleştirilerinde önemli rol oynasa da gene de şiirleri hakkında konuşulur, şiirleri eleştirilir, şair de onları yanıtlardı... Şimdiki gibi, uyduruk yazılmış, adına da şiir denilmiş şeyi eleştirdiğinizde -hem de kibarca, uyararak- "Siz kendi yazdıklarınıza bakın, bir halt yazmıyorsunuz." denmez, o eleştiriye cevap verilirdi...

Ben, şiiri öğrendim öğreneli Divan şiiri sevdiğimden (sonra da bunun eğitimini aldım) şiir diye yazdıklarımda ille Divan şiirine, tarihe gönderme yapmadan duramazdım... Ama bu göndermeler o zamanlar, sadece sözcüksel gödermelerle sınırlıydı.Örneğin bir Viyana kuşatmasını :

"Atlaslara dar bir kentin / apışlarda asılı kaldı anahtarı / şairleri bunun üzre / mırmır işi şiirler düzerler hâlâ / sedirlerinde"... diyerek anlatmak falan...

Epey sonra, sadece geçmişten bir sözcük kullanmanın hiç de geçmişe gönderme olmadığını, şairlikte de pek ermediğimi anladım...

Elbet şiirde "Çin Seddi" sözünü kullanmakla, Ortaasya Türklerini; "Mızıkayı Hümayun" demekle Osmanlı devletini, "Ankara= ana kara" veya "İstanbul = İslambol" demekle Mustafa Kemal sonrası cumhuriyetin bozulduğunu anlatmaya yetmediğini de...

Edebiyat öğretimi alınca daha da iyi pekişti bu bende...

Namık Kemal de "kaside" (Padişahı veya bir yetkili şahsı övme şiiri) yazıyordu da adı artık "HÜRRİYET KASİDESİ" oluyordu. Biçim DİVAN'dı da içerik tamamıyla değişmişti... Tevfik Fikret de divan şiiri yazıyordu, aruz kullanıyordu da (hem de aruzu Türkçeye en iyi uygulayan şair) HAN-I YAĞMA yazıyordu, bir zamanlar desteklediği İttihat ve Terakki için... Nazım, kendisini hapse atan "Kurtuluş Savaşı" komutanları olmasına rağmen bir "KUVAYİ MİLLİYE DESTANI" yazıyordu... Ki Tarih kitabı gibi okut okullarda...

Attila İlhan, resmen GAZEL yazıyordu (aa /ba/ ca/ da...kafiyesiyle) aruz kullanmasa da... Ama İŞÇİYE GAZEL oluyordu şiirin adı.

Ahmet Arif, halk dilini kullanarak ve Türkçeye "SEVDA" sözcüğünün anlamını kazandırıp şehirlilerin AŞK sözcüğüne " Oy havar, sevmişem ben seni" diyerek baş kaldırıyordu.

Akif Kurtuluş, İKİNCİ YENİ imajlarını toplumsallaştırıyor "Vurmalı / yarım kalan aşkları da vurmalı / ve sıradan / bir intihar süsü vermeli" diyordu... Evlilik, aile geçimi, avukatlık işleri onu bir ara şiirden koparsa da o : "birkaç yıldır cübbesini ve kalbini çekiştirip duran birinin / vaktim olmadı sayfa kenarlarını süslemeye / bir buna yanarım" diyerek anlatıyordu bize şiirden kopuşunu...

Nevzat Çelik, idamla yargılandı hapiste, "Saçlarına yıldız düşmüş koparma anne" diyordu... "Bir ömür boyu saklayacaktın mektubumu /elleri değsin istemedim" diyordu... "öptüğüm kızlar geliyor aklıma..." diyordu...

Benim, "Namık Kemal - Tevfik Fikret - Nazım Hikmet" üçgeni dışında çizdiğim, Attila İlhan - Ahmet Arif - Akif Kurtuluş - Nevzat Çelik dörtgeninde, iki kenar (Akif ve Nevzat) yaşama ve yaşam savaşına yenilip çizgilikten düşüyordu... Akif artık ev geçindiren bir avukat, Nevzat da idamdan kutulup bir şirket müdürü oluyordu... Elbet yazdıkları şiirdi kalacaktı da DERİN SOLUK nekahat devresindeydi...

İkizkenar üçgen kalan Attila İlhan - Ahmet Arif şiirinin, eşkenar üçgen olmasını sağlayacak üçüncü çizgiyi ben NEDİM ÜSTÜN diye ilan etmiştim... Hâlâ o kanıdayım... NEDİM ÜSTÜN, az buçuk MB havasına uyarak "ille de AŞK" falan diye tutturunca kötü şair olma yolundasın dediğimi de herkes bilir...

Nedim Üstün, kullandığı o mükemmel imajları eğer biraz toplumsallaştır, AŞK şiirlerini, bireysellikten evrenselliğe döndürebilirse Attila İlhan - Ahmet Arif şiir üçgeninin pek güzel üçüncü kenarı olabilir... Ki o bunu yapabilecek düzeydedir. Yeter ki, "mahallenin piçleri" onu az rahat bıraksın...

Eh... Bunca laf neden mi?

Aklı başında bildiğim bir MB yazarı ağabeyim, şiir bile sayılmayacak bir MB yazarının sözde şiirine "Bir şiire koca tarihi sığdırmışsınız" diye yazmış ya ondan...

Şair de sözde şiirinde bizim 30 yıl önce tartıştığımız "bir sözcük kullanıp geçmişe gönderme yapılır mı şiirde?" dememizin sözde şiirini yazmış....

Demek MB' de şiir bizden 30 yıl öncesinde....

04.07 2010

UFUK KESİCİ

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ufuk bey: "50 yaşında emekli "öz geçmişinizden 80 sonrası talebesi imajı yaratmıştı bende. Her neyse ben Aydın doğumlu olmam nedeniyle 62 yılında engellenmeseydim 68 kuşağı ünüversitelisi olabilirdim. Belki !... Sonraki yaşantımdan da hiç gocunmadım mesleğimle iftihar ettim. 70 -80 ve daha sonrası İzmiri iyi bilirim.Pisi pisine gidenler hariç, bazen kör bir kurşun gelse de kurtulsak diyen kimseleri baya çoktu. Çok korku dolu anlardı . Ama en acısı körü körüne inanan, bağlananlar ?... Bir şiir sohbetinde yazdığım "Halil'in uyanışı" adlı şiirimdeki Halil'in gelişip adam olması yükselmesı karşısında, bir şair arkadaşın şimdi adını bile unuttum "Halil Basmanedeki işçidir " "İşçisin sen işçi kal !?... " Demesini hala unutamam. Hala böyleleri varmı ? bilmem. Hatırlatmak istedim. Bir daha öyle günlerin yaşanmaması dileğiyle hoşçakalın.

Şahin ÖZŞAHİN 
 20.11.2010 11:24
 

... Yazarım sizsiniz UFUK öğretmenim, sizden ne çok şey öğrendim ve daha neler öğreneceğim kim bilir..Çok teşekkür ederim ...Şairim Nedim ÜSTÜN ... Onun şiiri hakkında söz söylemek haddime değil, yazdıklarınızda katıldığım yerler çoğunlukta ... Sizin şiir eleştiri biçiminize ise alışana kadar canım çıktı, ama artık alıştımm.. Bana şiirlerim hak. döver gibi ilgi yazdığınızda bilmezsiniz dost hatırından size saygımdan bi şey demeyip çok gözyaşı döktüğüm olmuştur ....Nil Alaz "Ermiş şairsin" dediğiniz zamanlarda oldu tabii ...insanoğlu işte :) ...Saygılarımla ...Sevgiler...

Nil ALAZ 
 05.07.2010 15:25
Cevap :
Teşekkürler Nİl... Sağ olasın... Doğruya doğru bende... Az çok tanıdın...  05.07.2010 18:18
 

Sevgili Nedim Üstün için ben de aynı sezgisel öngörüdeyim. Yeteri kadar yaşlanabilirse, o şair olacak. Senin çağrışım tenkidi alan şiirindeki "martı" ve peşinden gelen "Hıristiyan" bana Heybeliada Ruhban Okulu'nu" çağrıştırdı. Belki de sorunu sezmişti aklına düşen sözcükler:))

Muharrem Soyek 
 04.07.2010 14:57
Cevap :
Teşekkürler dost... Sağ olasın... Saygılar sevgiler.  05.07.2010 6:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 75
Toplam yorum
: 5150
Toplam mesaj
: 181
Ort. okunma sayısı
: 337
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

55 yaşında dershanelerden SSK emeklisi edebiyat öğretmeniyim... Aslen İzmirliyim... 95 yılından b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster