Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '14

 
Kategori
Şiir
Okunma Sayısı
1839
 

Şiir Kitabım

Şiir Kitabım
 

Şiir kitaplarını severim ama ince olanlarını. Antolojilerle aram pek iyi değildir. Kalındır antolojiler,oysa şiire incelik yakışır. Hem başkası ne bilir ki;  benim canıma hangi şiirin iyi geldiğini, şiiri bu yüzden okurum ben. İçimi titretsin isterim, şair tam da benim hissettiklerimi sözcüklerin raksıyla dizelere dökmüş olsun.

Bir antolojiyi yastığınızın altına koyamazsınız, benim ne zaman şiir okuyacağım belli değil ki; şiirleri başucuma koymam ben yastık altına koyarım ince olmalı o yüzden.

Çantamda taşırım sonra günün kabalıklarını unutmayı kolaylaştırır, hafiftir çünkü.

El emeğidir, göz nurudur, şairin yüreğe ince ince sızan sevdaları, hüznü, umutlarıdır.

İnce şiir kitaplarından, ince bir antoloji hazırladım size. Seçtiğim her şaire tek şiir şansı verdim. Benim ki ince olmak derdinde… Çünkü yastık altında olmak gibi bir derdi var, çantada taşınma gibi, yüreğe sığma gibi, akılda kalma gibi…

Ben bilir miyim canınıza hangi şiirin iyi geleceğini peki? Biraz bencillik yaptım o ki; ben düşündüm ince bir antoloji yapmayı…

DİDEM MADAK

(1970-2011) Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. İlk kitabı Grapon Kağıtları ile İnkılap Kitapevi Şiir Ödülü’nü aldı. Daha sonra ‘’Ah’’lar Ağacı ve Pul Biber Mahallesi isimli iki kitabı yayınlandı. 2008’de kızı Füsun dünyaya geldi. 41 yaşında kansere yenik düştü.

POLLYANNA’YA SON  MEKTUP

 Aşk mektupları elbette yakılmalı

 Geçmiş en soylu yakacaktır.

Nabokov

 

Muhabbet kuşumuz öldü

Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak

Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman

Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna

Uyumadığım gecelerin sabahında

Gözaltlarımdan mor çocuklar doğardı

Mor çocuklarıma ninni söylerdi sabah ezanları

Fırtınada ters çevrilen şemsiyelere benzerdi

Duaya açılan avuçlarım

Avuçlarıma kar yağardı

Kimi zaman tipi….

Kaç kere avuçlarımda mahsur kaldım

Birkaç kış geçti Pollyanna

Ben hep mahzun kaldım.

Kocaman bir kardan adam yaptı içime bir çocuk şair

Tuhaf şarkılar mırıldanarak: Şiirime kenar süsü olsam ben

Bir kenar süsünün gülü olsam ben

Sarı deftere tuttuğum bir günlük

Aşk olsam ben…..

                 Sonra yazları

                 Yaseminlerle sarmaş dolaş bir balkonum oldu

                 Balkon yaseminlerle sevişirdi

                 Yaseminler yaseminlerle sevişirdi

                 Rüya hülyayla sevişirdi

                 Ben o beyaz kokan çadırın altında

                 Geceyle sevişirdim.

                 Bir davet gibi oturdum balkonda

                 Beyaz bir örtü gibi sarardım acılarımı başıma

                 Ben sevgilisi çile olan bir gelindim Pollyanna

                Gel derdim gel,kim olursan ol yine gel….

                Çiçekli bir düğün davetiyesi gibi otururdum balkonda

                Yıldızlar ürkerdi, titrerdi davetimden

                Ayın etrafında beyaz bir hale dönerdi.

                Bileklerimi uzatırdım çıplak, beyaz ve ince

                Işıktan bir kelepçe istedim yüz görümlüğü olarak Pollyanna.

                Secde eden alnımı,

                Şarap içen dudağımla öpmek istedim.

                Dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı

                Beyaz bir merhemle ovmak istedim.

                Beyaz bir günahtır aramak kimi zaman Pollyanna…

                İtiraf etmek gerekirse

                Domates-biber biçiminde tuzluklar aldım pazardan

                Kalp şeklinde kültablaları

                Kalbimde söndürülmüş birkaç sigaradan kalan kül

                Yetmezdi yeniden doğmaya.

                Orhan Gencebay dinledim itiraf etmek gerekirse

                Bedelini ödedim ama Pollyanna

                İtiraf artık tedavülden kalkmış bir kağıt  para.

                Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna

                Çimento, demir, çamur…

                Duvarlarımı şiir ve türkü söyleyerek sıvardım.

                En üst kattan düşerdim her gün

                Esmer bir işçi gibi dilini bilmediğim bir dünyaya

                Hayatım bir mutluluk inşaatıydı Pollyanna

                Sana ve mutluluğa yazılmış mektuplarıma

               Cevap beklediğim zamanlarda.

               Benim bir köyüm olmadı.

               Hiçbir şehir karlı sokaklarıyla bana

               Pazen gecelik giymiş bir anne gibi sarılmadı.

               İstanbul’u evlat edinsem

              Benimsemezdi nasıl olsa otuz yaşlarında bir anneyi

              Yüzyıllarca yaşamış bir çocuk olarak

              Mütemmim cüz olamadım hiçbir aşka Pollyanna

              Bir kitaba bir cüz olamadım.

              Yukarıdan aşağı, battal bir intiharı denedim.

              Hiçbir bulmacayı tamamlayamadım.

              Bir kediyi okşasam ellerim yumuşardı

              Biri okşasam bir yumuşardı

              Bire ‘’BİR’’ olamadım.

              Fırfırlar olmalıydı oysa hayatımın kenarında Pollyanna

              Kırmızı puanlı bir şiir olarak uyumalı, mor puanlı uyanmalıydım.

              Pişman olmamalıydı orada olmalarından yeşil farbelalarım.

              Bir çingenenin çıkardığı dil olmalıydı şiirlerim

              Sana bu son mektubu,

              Artık senden mektup beklemediğimi söylemek için yazıyorum Pollyanna

              Son şiirini yazmaya cesaret edememiş bir şair olarak.

   

 

               İLHAN GEÇER

(1917-2004) Yazar, şair, araştırmacı, eleştirmen, güfteci. Kabataş Erkek Lisesi mezunu. Ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümündeki öğrenimini yarıda bırakarak memuriyete atılır. Şiirleri birçok dergi ve gazete de yayınlanır. Eserleri; Büyüyen Eller, Belki,Bir Bulut Geçti,Yeşil Çağ,Hüzzam Beste,Özlem Rıhtımı,Cumhuriyet Döneminde Türk Şiiri

 

                                       BAHARDA  İNSANLAR

                           Bir yağmur sonrası serinliğinde

                           İnsanlar dökülmüş yollara

                           Bir sevinç içindeydiler

                           Yaşamaktan yana

 

                           En hür mevsiminde çocuk

                           En körpe ümide düşmüş ihtiyar

                           Sere serpe uzanmış

                           Çimenler üstüne yar

 

                           Gök alabildiğine mavi

                           Çiçekler içinde aydınlık dallar

                           Unutmuş üzüntüleri  

                           Bir gülüş içinde insanlar

 

                           Delicesine esmiyor rüzgar

                           Ne düşmanlık var ne korku ne kin

                           Yürekler dolusu sevgi

                           Tarlalar boyunca ekin

  

 

              TARIK ÖZCAN

1955 yılında doğdu. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü bitirdi. Fırat Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Doçent kadrosuyla görev almaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır. Şiirleri çeşitli dergilerde yayınlanan şairin; şairler ve şiirler üzerine çok sayıda tetkik kitapları yer aldığı gibi kendi şiir kitapları da bulunmaktadır. Son şiir kitabı; Kör Düğüm Manas Yayıncılık tarafından yayınlanmıştır.

 

                                                        ARİF     

                                     Evlerimiz yaşanmış bir yol hüznü,

                                     İkiz bir kardeşti, düşle gerçek

                                     Zaman anıları büyüttükçe

                                     O yokuşta çok oynarız Arif.

 

                                     Annen sevdalı bir gelincik

                                     Babansa yol başlarında bezirgan.

                                     Bin kırlangıç eskitirdi eviniz.

                                     Benimse çocukluğum Emirgan.

 

                                     Al bir gece tutkusu,

                                     Düşler sarayına çekerdi bizi.

                                     Gündüzümüz, Tebriz’i bir gül,

                                     Gecemiz, mahur bir şarkıydı.

                        

                                   Aynalı ağaçtan ışık akınca,

                                   Yeşil bir karınca yürür yüreğimde.

                                   Yürürüm, yağmur gülüşlü yar,

                                    Yıkık bir eyvandan el eyler.

 

                                    Babam, yeraltında Promete.

                                    Annem, gramafon iğnesi.

                                    Bir iğde dalında yanıyor zaman.

                                    Anılar, yalnızca bir ateştir.

 

 

                         SUDAN HAYALLER

   Ne demeliyim ki kendimle ilgili; gündüz kendi adımla hekimlik yapıyorum, biyokimya da öğrenciyim, gece bir şeyler yazıyorum sebebini bilmeden, bir başka kimlikle, çünkü yazarken başka bir ben oluyorum. Sadece bir aydır yazıyorum ondan önce tek bir satırım yok, söyleyecek hiçbir şeyim yok muydu o vakte kadar? Ne oldu da kelimeler döküldü elimden kağıtlara  bilmiyorum…

 

                                                           SENSİZLİK

                                           Sensiz yaşamayı öğrenmek

                                           Hep bildiğim bir şeydi sanki

                                           Bildiklerim neydi ki zaten

                                           Hayallerimin toplamının hiçbir gerçek etmeyeceği

                                          Yine de hayal kurardım

                                           Orda tazeydin sen

                                           Pazar sabahları sepete bırakılan ekmek gibi

                                           Öpüp üç kez başıma koymadan

                                           Bakmazdım tadına

                                           Çabuk bayatlardın düşlerimde 

                                           Atmaya kıyamazdım yine de

                                           Azizdin benim için nimet  gibi…

                                           

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hımmm! Şimdi burada benim takıldığım nokta şu. Sizin yazılarınız bu platformda gerçekten çok özel ve sivriliyor diğer bloglar arasından. ''Sadece bir aydır yazıyorum ondan önce tek bir satırım yok'' demişsiniz. Hiç mi yok? Eski bir ajanda içinde ya da çanta dibinde katlanmış bir kağıt arasında. Sahiden söyleyecek hiçbir şeyiniz yok muydu o vakte kadar? İlginç.

Özkan Sarı 
 06.09.2018 23:58
Cevap :
Teşekkür ederim. Hiç yoktu. Bir kelime bile. Okurdum sadece. Yazmayı aklımın ucundan bile geçirmezdim. Birgün bir adamı sevdim. Ama öyle böyle değil. Doktordu :) ve şair. O da beni çok sevdi. Ama öyle sevdi ki, her an dolu dolu hissettirerek. Şiirler yazdı bana. Nefesti birinin adı. Uzun bir kurdelenin üzerine yazmıştı.. Sonra bir gün bitti. Öyle olması gerekti. Ben tıpkı o ilk ayette ki gibi, biz ona bilmediğini öğrettik der ya; bilmeden yazdım. Nasıl yazdığımın ne olduğunun önemi yoktu. Başlarda yazdığım tüm yazıların içinde vardır. Ona olan sevgim, hislerim.. Bu eski yazılar işte onun hatırasıdır.. Galiba o olmasaydı yazmazdım. Sizler hep mi yazıyordunuz ? Sizin ki daha ilginç :))   07.09.2018 1:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 420
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 958
Kayıt tarihi
: 26.05.14
 
 

Dünyanın kirletemediği bir lotus... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster