Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Aralık '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
671
 

Şiir nedir, nerededir

Şiir nedir, nerededir
 

Afrodisyas Sanat Dergisi Kapağı





Yıllardır şiir üzerine araştırma yaparım, yazılanları da okur, düşünür ve kendime göre bir şiir anlayışı oturtmaya çalışırım. Zaman zaman da çeşitli dönemlerde edindiğim anlayış doğrultusunda yazılar yazmaya çalışırım. Çok ilginçtir, o kadar çabanın sonunda dönüp dolaşıp geldiğim yer: ŞİİR NEDİR? ŞİİRİN YAKALANDIĞI YER NERESİDİR?

Evet şiir nedir ve nerededir? Anlak da mı, kulak da mı, insanda mı? Ya da öznede mi, nesnede mi? Nerede? Okuduğum her yeni şiirde, şiir üzerine okuduğum her yeni yazıda bu soruları kendime yeniden soruyorum.

Şiirin geçmişten günümüze değin gösterdiği gelişim içerisinde, çeşitli dönemlerde farklı anlayışlar egemen olmuş ve hepsi şiirin gelişimine katkıda bulunmuştur. Şiir duygularla da yazıldığı zaman şiir olmuş; düşüncelerle yazıldığı zaman da şiir olmuş; sözcüklerle yazıldığı zaman da; imgelerle yazıldığı zaman da...

Her şiir kendi tanımını da birlikte getirmiş ve her şair kendi yazdığı şiire uygun tanımı benimsemiş; yazamadığı şiiri de, tanımını da yadsımıştır. Ne var ki bu yadsımalar, kendilerinin dışında varolan biçimin şiir olmasını engellememiştir. Her şiir biçimi, kendine uygun taraftar bulmuştur. Ve, mutlak bir şiir tanımı olmadığı için de, aynı zaman kesiti içinde bile değişik şiir biçimleri bir arada varlıklarını sürdürebilmişlerdir.

Bugün de, birbirinden farklı anlayışlarda şiirler yazılıyor. Kimi bir şeyler "söylüyor", kimi "söz" ü yadsıyor. Kimi "anlatıyor", kimi "gösteriyor", kimi de ne "gösteriyor" ne de "anlatıyor". Kimi anlamlı olanı savunuyor, kimi de bunu gereksiz buluyor. Her ne şekilde olursa olsun, her yazar, kendi yazdığını şiir olarak kabul ediyorsa, şiirin de ortak bir tanımı yoksa birinin yazdığının şiir olduğunu, diğerininkinin şiir olmadığını savlamak, bizi kısır bir çekişmeden öteye götürmez. Bir yere götürmez ama, hiç değilse yazılan bir şeyin şiir olup olmadığını sezmek için de, farklı anlayışlarda bile yazılmış olsalar, birtakım ölçütleri olması gerekmez mi? Bir toplumda, çeşitli kültür düzeylerindeki okurlar kendi düzeylerine hitap eden şairlere yönelmektedirler. Alt kültür düzeylerine hitap eden şiirler ile üst kültür düzeylerine hitap eden şiirler çok farklıdır. Bu şiirler arasında ilk bakışta bir "derinlik" farkı bulunmasını beklemek doğal ise de; aradaki fark bununla kalmayıp bir "nitelik farkı" na dönüşüyor. Bu nitelik farkı öylesine açılıyor ki hem de, alt düzeylere hitap eden şiir, şiir olmaktan çıkıp sıradan sözlere dönüşerek yavanlaşabiliyor hatta komikleşebiliyor değişen yeni şiir anlayışı karşısında. Bu komikleşme, sözlerin komik olmasından değil de; basit, sıradan, bayağı sözlerin bir hikmetmiş gibi okura sunulmasından kaynaklanmaktadır. Adamın biri, zamanında 2 kere 2 dört eder demiş. Basit de olsa ilk defa söylediği için bir buluştur bu. O adam bu sonucu bulduktan sonra, devekuşu gibi başını kuma sokarak dünyadan haberi olmayan birinin çıkıp 2 kere 2 dört eder demesi ve bunu da kitaplaştırarak ortaya koyması neyi ifade eder ki?

Şiir açısından ele aldığımızda bu tutum, hem söyleyenin bilgisizliğini, derinliği olmayışını hem de okuru ne kadar hafife aldığını ifade eder. Şimdi bu sıradan bilgi sahibi şairlerin (şair diyorsam sözün gelişi, ben bunlara ŞAGİR diyorum) kullandığı biçimler de kullanıla kullanıla zaten yalama olduğundan yazılan şey, artık şiir olmaktan çıkıyor. Burası çok önemli. Şiir olmaktan çıkıyor. Sözcükler yan yana da gelse, alt alta da gelse, üst üste de çıksa yazılan şey şiir olmuyor. Çünkü şiir ele avuca gelmez diyoruz. Şiir kendini hemen ele vermez diyoruz. Şiir, okundukça tadına varılır diyoruz. Böyle bir şiirin de özünde ya da biçiminde veya her ikisinde de bir kullanılmamışlık, ilk defalık, biriciklik, yenilik, tazelik olması gerekir.

Şiiri düzyazıdan ayıran birçok özellikten en önemli birisi de şiirin "şifreli" oluşudur. Şiir, dilin şifreli kanalıdır. Bu şifrelerin anahtarlarını bulanlar, şifreleri çöze çöze şiire ve şiir tadına ulaşırlar. Şiirin güzelliği, hazzı bu şifreleri çözme anında yakalanır çoğu kez. Bu nedenle de, şifresi daha önceden çözülmüş ve herkesçe bilinen şeyler şiir değildir. Dolayısıyla ilginç de değildir. Niçin diyoruz “her şair kendi imge düzeneğini oluşturmalıdır” işte bu nedenle. Çünkü her şairin şiiri, kendi duyarlılığı ve bütünlüğü içinde şifrelenmiştir. Ve anahtarı da yine bu şiirsel bütünlüğün içine emdirilmiştir. Yani anahtar şiirin içindedir. Marifet de bu anahtarı bulacak düzeyde ve birikime sahip olmaktadır. Şifresi çözülmüş, mesajı herkesçe ezberlenmiş sözleri şiir diye sunmak, ancak sahibini sıradanlığa, gülünçlüğe iter. Hele de bunlar, bu sıradan şeyleri ciddi ciddi hikmetli buyruklar gibi piyasaya sürdüler mi okuyana dinleyene Allah sabır versin!

Gelişmekte olan yeni şiir, bu sıradanlığa düşen şiiri yadsıyor. Şiir bile saymıyor. Bu şiiri, kendi dönemlerinde yazan ve "ilk defalığı" yakalayanları değil elbet. O zamanki şiirleri bugünkü koşullar içinde sürdürenleri yadsıyor. Ne var ki, yeni şiir anlayışı içinde de, sıradanlığa düşmek kaygısı taşıyan kimi şairler, kendilerini kabul ettirebilmek için, bir şekilde aykırılık bulup, bu aykırılıkları ile aradan sıyrılmaya çalışıyorlar. Kimisi geçmişten kopmadan, gelenekten yararlanarak sağlam adımlarla ilerlerken ve güzel güzel şiirlerini kurarken; kimileri sırf aykırılık olsun diye şiirin içine argo laflar, küfürler doldurarak, yaşantılarını, şekil-şemalarını değiştirerek bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Bunlar da yukarıda sözünü ettiğimiz şairlerin (şagirlerin) komikliğine düşüyor ve imge kurayım diye şiiri imha ediyorlar.

Elbet bunlar olacaktır. Herkesin şair olması beklenemez. Her yenilik yapanın da şair olması beklenemez. İyi şairlerin, bunların arasından sıyrılarak, kendilerinden önceki tüm şairleri kucaklayarak, onların şiirlerini özümseyerek, gözleri de ileriye dönük olarak halkadaki yerlerini almaları kaçınılmazdır.

Bu nitelik farkları da, şiirin durağan değil, sürekli devinen, ele avuca gelmeyen bir özelliğe sahip olmasından kaynaklanıyor sanırım. Her dönemde şiir, kendisini "ŞİİR NEDİR?" diye sordurtacaktır. Şiir, sürekli yeni olmasını, tanımının her seferinde değişmesini, özünün-biçiminin her şiirde gelişmesini, bu soruyu sordurabilmesine borçludur.

İyi şairler de, her seferinde bu soruyu soran, bu soruya içinde yaşadıkları çağın gerektirdiği üst bilgi ve kültür düzeyini yakalamış, geleceği görebilen insanlar olarak yanıt vererek, kendilerini ve şiiri yenileştirerek bir aşama daha öteye, daha daha öteye taşıyan güzel insanlar olacaklardır.

Evet! Şimdi başa dönelim:: ŞİİR NEDİR? NEREDEDİR?



Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şiir tanımına katkısı oldukça büyük bir deneme. Ancak ben şiirin şifreli olduğuna, veya şiirin şifresi gereğine katılmıyorum. Olsa olsa şiirin açılması gereken kapıları vardır; burada kapıların şifreli kilitlerinden çok, okuyucunun sözel kavrama yeteneğinin düzeyi kadar çoğalabilen anahtarlar söz konusudur. Yani şiirdeki şifreler aslında birer özel kilit değildir; anahtarları okuyucuda mevcuttur. Zaten şaire özel anahtarla çözümlenebilecek şifreyle yazılmış bir şeye şiir diyemeyiz. esen kalın mutlu yıllar

Muharrem Soyek 
 27.12.2008 21:48
Cevap :
Muharrem Bey Katkınız için teşekkürler. sizin açıklamanıza katılıyorum. Aslında benim şifre dediğim de şiiri bilmece yapanların şifresi değil, sizin sözünü ettiğiniz kapılar ve anahtarlar anlamında. Ve okuyucu her kapıyı açtığında yeni bir anahtara kavuşuyor. Teşekkürler yeniden. Selamlar ve mutlu yıllar.  27.12.2008 23:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 264
Toplam yorum
: 1089
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 1079
Kayıt tarihi
: 30.04.07
 
 

1956 Sarıkamış Kars doğumluyum. 6 şiir kitabım ve 2 deneme kitabım var. son kitaplarımı B..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster