Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
152
 

Şiir ve bilimin yol arkadaşlığı: VI

Şiir ve bilimin yol arkadaşlığı: VI
 

Kesinlik gerektiren bilim dili ile ifade özgürlüğü isteyen şiir dilini uzlaştırmak mümkün olabilir mi ?


ŞİİR SEVER MİSİNİZ ?
SONUÇ (MU ?)

Şiir sever misiniz ?
Ya da ;
Şiir sevmez misiniz ?

Her iki soruya olumlu/ olumsuz yanıtlar olacaktır.
“Şiir sevmem” diyen bir kişi bile güzel bir köy türküsünü, ya da güzel bir müzik parçasını dinleyebiliyordur ya da okuyabiliyordur.; bir keman konçertosundan müthiş bir haz alabiliyordur.
   

“Bilim veya şiir” deyince pek çok ozanın/ şiir okuyucusunun duraksadığını gözlemliyorum. Acaba onları, “şiiri ve bilimi birlikte düşünebilmeleri için geçmişte çok sıkı fıkı olduklarını” söylesem…

Bilim dili mantıksal ve yanlışlanabilir bir dildir; maddi ve fiziki dünyayı açıklamada kullanılır. Öteki öznel diller ise maddi olmayan başka bir dünyayı keşfetmek için kullanılırlar : örneğin sanat, felsefe, tinsellik, vb… Rasyonel olmayan bu diller “keşifler” bakımından oldukça zengin içeriğe sahiptirler.

Bununla birlikte kesinlik gerektiren bilim dili ile ifade özgürlüğü isteyen şiir dilini uzlaştırmak mümkün olabilir mi ?

Kişisel olarak bu satırların yazarı, şiir ile bilim arasında, daha genel olarak sanat ile bilim arasında bir ilke karşıtlığı olduğunu düşünmemektedir. Yüzyıllardan beri insanlar, sanat ile bilim arasındaki akrabalığı haklı olarak sorgulamaktadırlar.

 Kendi mutlaklarını eleştiren, katılıklarını nüanslarla yumuşatan sanatçı korkmaz. Gerekirse ilkelerini ihlal eder, taklidi ve kopyacılığı karşı koyacak yeni ilkeler ortaya koyar. Peki bilim ve bilim adamı başka türlü davranabilir mi ?

Tüm biçimleriyle kendi koşullarında  kendi gelişimlerini sürdüren sanat ve bilim , ayrıntılar arasında ortaya çıkan gerilimlerden farkındalık yaratmasını da mantıki olarak sürdürürler.

Bilinmeyen zorluklar içine daha fazla nüfuz etme arzusu, hayali her bilim adamı ve sanatçının ortak paydasıdır. Bugün sanat alanındaki uygulamalarda halka açılabilme cesareti, pek az bilim insanında gözlemlenebilmektedir. Bilimsel alanda yasaklama daha çoktur : bilimsel terimlerdeki karmaşıklıklar, sonuçların her zaman kuşku taşıması, vb..

Bilimsel bütünlük genel olarak toplumsal kültüre bağımlıdır. Bilimsel buluşlar,  ne kadar gelişmiş görünürse görünsün, kendi kültürel bağlamı dışında zor anlaşılırlar. İki bin yıla yaklaşan bilim tarihine bir bütünlük içinde bakıldığında , imgeselliği dışlayan ve duygusuzluğu olumlayan (pozitivist) uzun bir sürecin yaşandığı görülüyor.

Bugün bilim öğretimi ve eğitimi, hala duygudan yoksun, soğuk bir yaklaşımla uygulanmaktadır. Oysa niçin bilgi ve duygu ayrılmak isteniyor ? Sanat ve bilim dünyasının ortak kökü “merak”tır. Öyleyse, uyumlu bir bütünleştirme sağlamak mümkündür. Hem sanatsal, hem de bilimsel araştırmalarda özendirici öğe sürprizdir. Sürpriz olmazsa hem sanatsal faaliyet hem de bilimsel etkinlik kısırlaşır ve körelir.

*
Bilim, maddi ve fiziki dünyayı açıklar…

          Sanat, çoğu faydasız gibi görünen, hatta bazılarınca “…tüküreyim böyle sanatın içine ..” dedirtecek kadar farklı bir dünyayı anlatmaya çalışır. 

         Din de geçmişte vahiy yoluyla bazı ulu insanlara indiği varsayılan kutsal yazılardan

hareketle, insan hayatını kucaklamaya uğraşır. 


        Kısacası, bu üçlü arasında yüzyıllardır süren bir rekabet vardır .

        Pekala bu gerçekten gerekli midir ?

        Geçmiş yüzyılların bilginleri, bugünün bilim adamlarına göre , daha az uzmanlaşmışlardı. O bakımından bilginler hem bilimle, hem sanatla hem de dinle uğraşıyorlardı. Kısacası, olumlu veya olumsuz, bilimi, sanatı ve dini birleştirebiliyorlardı. .
        Özellikle büyücüler, cadılar, gözbağcıları bilimi, sanatı ve dini , mutlu veya mutsuz, evlendiriyorlardı. 

*
      Albert Einstein adında bir bilim adamı çıkıyor… Uzun yıllar yaptığı çalışmaları fantastik bir formül altında özetleyiveriyor[1]

                             E = mc2[2]

      Kısacası , bu formülü Enerjideki coşku, ahengin ve cazibenin karesi AŞK’ın ürünüdür”.
…demek için bir engel göremiyorum…


 Özetle sanatsal/bilimsel kavramların birbirilerine doğru transfer edilebileceği düşüncesindeyim. 


T. Ayhan ÇIKIN

 Şubat 2014, Bornova.

 

 



[1]Nicolas Le Clerc, 9 Nisan 2013-12-16; http://www.nicolasleclerc.com/2013/04/09/science-ou-poesie/

 

[2]E = mc2, bir kütlenin (m) ışık hızına (c) ulaştığı (veya ulaştırıldığı) anda (ki bunun deneyi bir kaç yıl öncesinde avustralya'da gerçekleştirilmişti) enerjiye (e) dönüşeceğini ifade eden kuramsal bütünün temsili ifadesi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 174
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 423
Kayıt tarihi
: 29.01.07
 
 

Şair ve bilim insanı (Tarım Ekonomisi). 1 Ocak 1946, Muğla doğumlu. 1968'de asistan olarak girdiğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster