Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
10908
 

Şiir ve inşa ile başlayan eleştiri

Şiir ve inşa ile başlayan eleştiri
 

Tanzimatla başlayan edebiyatımızda batılılaşma bize yeni türleri de beraberinde getirmiştir. Tenkit yani eleştiri de bu dönemde başlayan türlerdendir. Divan edebiyatında bulunan tezkireler şairlerin yaşamlarını ve eserleri alan kaynak kitaplar olarak ilk eleştirilerin de yapıldığı eserler diyebiliriz ancak çağdaş anlamda bir eleştiri değil tabiki. Aynı zamanda bizdeki taşlamalar ve hiciv örnekleri de toplumsal veya kişisel eleştirilerin karşılığı olarak geleneksel edebiyatımızda yer almaktadır.


Tanzimat döneminde ise gazeteciliğin başlamasıyla birlikte dönemin ünlü edebiyatçıları edebiyat alanında ve toplumsal anlamda eleştiriye başlamışlardır. Bunların arasında Namık Kemal, Şinasi ve Ziya paşa’yı öncelikle sayabiliriz. Özellikle Ziya Paşanın o dönemde yazdığı Şiir ve İnşa makalesine dikkat çekmek istiyorum. Londra’da Hürriyet gazetesinde yayınlanmış olan Şiir ve İnşa makalesi dil ve edebiyat üzerine yazılmış bir eleştiri yazısıdır. Divan şiirinin ve nesrinin eleştirisinin yapıldığı bu makalede Ziya Paşa ilk önce şiirin tanımı yapar. ‘Şiirin genel tarifi vezinli sözdür. Hatta kafiye usulü sonraki milletler arasında sonradan meydana gelmiştir. Eski Yunanlılar yalnız vezne riayetle, kafiyeye lüzum görmezlerdi.’ Bu cümlelerin yer aldığı girişten sonra Divan şiirinin tamamiyle Arap ve Acem şiirinin taklidi olduğunu söyler. Aynı şekilde nesirde de dilin anlaşılmaz olduğunu, söz ve hüner göstermek için karışık , uzun tamlamaların olduğunu söyler. Divan edebiyatına yapılan en acımasız eleştiri Ziya Paşa’nın bu makalesiyle başlamış olur. Makalenin devamında ise ‘Bizim tabi olan şiir ve nesrimiz taşra halkıyla İstanbul ahalisinin okumamış kısmı arasında hala durmaktadır. Bizim şiirimiz, hani şairlerin vezinsiz diye beğenmedikleri halk şarkıları ve taşralarda çöğür(saz) şairleri arasında deyiş, üçleme ve kayabaşı denen nazımlardır. Ve bizim tabi nesrimiz, Kaamus Mütercimin ( Mütercim Asım Efendinin) ve sonradan Muhbir gazetesinin kullandığı yazı şivesidir. Gerçi bu nazım ve yazı istenen derecede sanatlı ve gösterişli görünmezse de, Osmanlı ümmeti ilerlediği sırada bunlara rağbet edilmediğinden, oldukları halde kalmışlardır, büyümemişlerdir. Hele bir kere rağbet o yöne dönsün, az vakit içinde ne şairler, ne yazarlar yetişir ki akıllara hayret verir.’ Sözleriyle gerçek şiirimizin ve dilimizin halk edebiyatında saklı olduğunu vurgulamaktadır.

Ziya Paşa’nın bu görüşleri Milli edebiyat akımının ilk temellerini atan görüşlerdir. Ancak bu eleştirelere rağmen Ziya paşa’nın şiirleri Divan şiirinin şekil özelliğini taşımaktadır. Bu gelenekle beslenmiş bir şair için bu da son derece doğal bir olaydır. Divan geleneğine bağlı olan bu şekil özelliğine rağmen içerikte yeni söyleyişler o dönemin başlıca yeniliğidir. Düşünce, sanat ve siyaset alanlarında yapılması gereken yenilik hareketlerini başlatmayı başarmışlardır. Bu makalede tamamiyle eskinin karşısında duran Ziya Paşa ‘Harabat’ adlı antolojisinin önsözünde bütün savunduğu görüşleri unutur ve Divan şairlerinden örneklerle eskinin özlemini çeker. Bu çelişkili durum dönemin henüz bir geçiş dönemi olmasından, Divan geleğinden öyle bir çırpıda vazgeçmenin mümkün olmayışından kaynaklanmaktadır. Yüzyıllardır süren bir gelenekten sonra yeni şeyler söylemenin cesaretini göstermek bazı konular hakkında düşünce açılımı yakalamak adına önemli bir adımdır. Divan şiiri mi yoksa halk şiiri mi sorusu Ziya Paşadan sonra da çok tartışılan bir konu olmuştur. Bu tartışmalar ve eleştirilerle geldiğimiz günümüz şiirinde biliyoruz ki yok saymak değil eskinin güzelliğinden beslenmek önemli.

Ziya Paşa günümüzde yaşasaydı sanırım bu dönemin zihniyeti ile baktığında bütün bunları daha iyi değerlendirme şansına erişecekti.


Ziya Paşa bu yönüyle çok eleştirilen bir şair olmuştur. Özellikle yaşadığı dönemde Namık Kemal’in ‘Tahrib-i Harabat’ ve ‘Takip’ adlı eleştirileri onun bu yönüne yöneliktir. Tanzimat edebiyatı Divan edebiyatına bir karşı duruştur aynı zamanda. O güne kadar edebiyatımızda görülmeyen toplumsal konular edebiyatın konusu haline gelir. Bu dönemde batı edebiyatı ile de tanışan edebiyatçılar için batı edebiyatı bir değişim süreci başlatmıştır.


İster bir sanat eserinin isterse bir dönemin eleştirisi olsun sadece olumsuzlukların görülmesi eleştiyi nesnellikten uzaklaştırır. Aynı zamanda eleştiri yapan kişinin kendi düşüncelerini dile getirmesi de bir o kadar doğaldır. O halde eleştiri getirdiğimiz sanat anlayışı ya da sanat eseri hakkında bir şeyler yazarken oluştuğu koşulları, dönemin zihniyetini, düşünmeden bugünkü bakış açısına göre değerlendirmek yanlış olacaktır.


Sanatın ve sanatçının gelişimi için gerçek anlamda eleştiye her zaman ihtiyaç vardır. Namık Kemal’in dediği gibi ‘Bârika-ı hakikat müsademe-i efkârdan doğar’( Gerçeğin ışığı fikirlerin çatışmasından doğar.) Ziya paşa’nın Şiir ve İnşa’ da yazdığı görüşlere bugün katılmasak bile edebiyatımızın gelişmesi, divan şiirinin kalıplarından uzaklaşmak için bu tartışmalara tabiki ihtiyacımız vardı.


Günümüzde de sanatın her alanında eleştiri yazılarının sanatın gelişimi için ne denli önemli olduğunu biliyoruz. Eleştiri yaparken dar bir çerçeveden bakmadan, duygusal yaklaşımlardan uzaklaşarak bunu yapabilmeli ve eleştiri yazılarının daha bir sorumluluk istediği unutulmamalıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 56
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1758
Kayıt tarihi
: 14.10.08
 
 

1970 Kaş doğumluyum. Trakya üniversitesi edebiyat fakültesinden 1992'de mezun oldum. Halen Fethiye e..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster