Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ağustos '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
256
 

Şiirin sesi 1

Şiirin sesi 1
 

Şiir, duygu yoğunluğunun dışa vurumudur. Şair, duygu yoğunluğunun girdaplarından çıkmak için yazar.Sait Faik,”Yazmasam delirecektim” diyor. Yazarlar, şairler duygu ve düşüncelerini paylaştıkça rahatlar, kendilerine gelirler; çünkü kendilerine özgü dünyanın dışına çıkmak isterler. Bu dünyada bir tek yazılanların kaldığının bilincindedirler. Var olmak, sonsuza değin adlarını yaşatmak için yazarlar. Dünyada başarılması zor olan aslında budur. . Bu yolda acı, heyecan, yorgunluk ve nihayetinde bir şeyleri başarmanın verdiği mutluluk yazarı yaşama bağlar kuşkusuz.Ahmet Haşim yaşamın merdivenlerinden ağır ağır çıkıyor.

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...

Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller,
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...

 

Şairin “merdiven” sembolüyle anlatmaya çalıştığı ‘yaşamında izlediği yoldur. Bu yolda, güneş rengi yapraklar, yüzün perde perde solması vardır. “Merdiven” sembolün dışında şiirde, “etek”, “güneş rengi bir yığın yaprak”, “yüzün perde perde soluşu” gibi semboller ile “suların sararması”, “kızıl havalar”, “alev gibi dallarda duran kanlı bülbüller” ve tunca benzeyen mermer” gibi anlatımlar empresyonist (izlenimci) özellikleri ortaya koyucu özelliklerdir. Ana konuyu destekleyen bu benzetme ve anlatımlar, görülen anlamı bir tabloya benzetecek olursak, eksik kalan yönleri tamamlar niteliktedir.

Diğer sanatlar gibi şiir de sosyal, kültürel değişim ve gelişmelere paralel olarak değişir. Türk şiiri de Divan ve Halk, Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati, Beş Hececiler, Birinci Yeniciler (Garipçiler),İkinci Yeniciler,1980 Sonrası… evrelerinden geçer.

1940 yılında Orhan Veli Kanık, Melik Cevdet Anday, Oktay Rıfat Horozcu, “Garip” adlı bir şiir kitabı yayınlayarak yeni bir hareketi başlattılar. Buna “Yeni Şiir” adı verildi. Amaçları, şiirde iç ahengi yakalamaktır. Dış ahenk öğesi olan ölçü ve uyağa önem vermezler. Söz sanatların şiir için zararlı bulmuşlar ve şiirin kaynağının bilinçaltı olması gerektiğini savunmuşlardır. “Şiir halka seslenmelidir” anlayışıyla günlük hayatta olan her şeyi şiire konu olarak almışlardır.

İkinci Yeni, 1950'li yıllarda Edip Cansever, İlhan Berk, Cemal Süreyya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Ece Ayhan ve Ülkü Tamer gibi şairlerin başını çektiği bir şiir ve edebiyat akımı. Değişik imge, çağrışım ve soyutlamalarla yeni bir söyleyişi amaçlayan şiir akımıdır.  Dilin alışılmış kalıplarını yıkmak, sözdizimini zorlamak, değiştirmek ya da bozmak. Şiirde hayal gücüne ve duyguya ağırlık verdiler. Bireyin yalnızlığı, sıkıntıları, çevreye uyumsuzlukları gibi temaları sıklıkla işlediler. Söylemek istediklerini soyut bir dille anlatmaya çalıştılar. Amaçları verilmek istenilen duyguyu anlatmaktan ziyade hissettirmektir.

İkinci Yeni’nin önde gelen şairlerinden Edip Cansever ve Cemal Süreyya’da İkinci Yeni şiirinin bu özelliklerini açık olarak görüyoruz.

"Sizi görmüyor muyum dikkat! Trenlere çikolata yediriyorum"
"En akıllı tarafımdır balıkla deniz tutmak"
"Çocuğu çocukluyor bir düdüğün kırmızısı"
"Güneş bir pazartesi olarak mı duruyor burnunuzda"

                                                                                                                    (Edip Cansever)

"Adam yıldızlara basa basa yürüdü"
"Dengesini uzun bıyıklarına borçlu yürürken"
"Başladı Afrika’sı uzun bir gece"
"Güvercin kuşkusu cırlak güneş"

                                                                                                                    (Cemal Süreyya)

Trenlere çikolata yedirme,yıldızlara basa basa yürüme, dengesinin uzun bıyıklara borçlu olması,güneşin cırlaklığı…alışılmışın dışında ,imge gücüne ve duyguya ağırlık veren yeni bir söyleyiş biçimi.Bilinçaltı verilerinin derinliklerinde geziniyor; imge gücüne ağırlık veriyorlar.Sözcükler arasındaki anlamsal bağıntıyı, bağlantıyı koparıyorlar, Anlamdan uzaklaşıp    kapalılığı         yeğliyorlar.Görünümü,eşyayı soyutluyorlar.

1980 sonrası şiirinde; Türk şiir birikimini yeniden ve bir bütün olarak değerlendirme çabası vardır. Farklı şiir anlayışlarının aynı zaman diliminde temsilcileri bulunmaktadır. Yapı ve söyleyişe içerikten çok fazla önem vermiştir. İkinci Yeni şiirine özgü uzak çağrışımlara yeniden değer verilmiştir. Yeni imgeler peşinde koşulduğu da bir gerçektir. Bu dönemde şiir düz yazıya yaklaştırılmıştır.

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kıymetli Öğretmenimiz,Sayın Hüseyin Başdoğan;Evet yazdığınız gibi 1940'lı, 1590'li ve daha sonraki şairlerimiz şiir için öyle demişler.Onların söyledikleri aksi sabit olmayacak şekilde sabittir.Bu biçare de " Şiir iç dünyanın dış dünyaya yansımasıdır" der.Keşke bir şairin kapı eşiği olsaydım her adım attığında bir şeyler öğrenirdim diye çok hayıflandığım zamanlar olmuştur.acıları dile getiren dizelerle bir şeyler yazar çizeriz bununla yetiniyoruz.Saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.

Mehmet Burakgazi 
 19.08.2014 20:16
Cevap :
Mehmet Bey, Yazılarınız;açık,net,içeriği zengin,özgün,duygusal iyi yazıyorsunuz.Kutlar,esenlikler dilerim.  20.08.2014 11:34
 

Şiirin ayak seslerini duyar gibiyim....Dilinize sağlık...

Abdülkadir Güler 
 05.08.2014 17:53
Cevap :
Seçkin Meslektaşım, İlgine teşekkür ederim.Saygılarımla.  06.08.2014 13:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1210
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1973
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster