Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Aralık '16

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
56
 

Şiirsiz ve sametsiz

Şiirsiz ve sametsiz
 

Gözlerimi kitaptan ayırdığımda renk renk yapraklar uçuştu denize doğru. Sarı, mavi renkte belki de pembe pembe uçup gittiler önümden. Bir martının haykırışıyla irkildim. O kayalıktayım şimdi. Omzuma bir el mi dokunmuştu yoksa bana mı öyle geldi anlayamadım ama bana “ne düşünüyorsun? Anlat hadi anlat” diye ısrar ettiği kesindi. Samet’i düşünüyorum dedim ona; ağaçlardan ağaca birlikte atladığımız, birlikte uçurtmalar yaptığımız, bu kayalıklarda dostluğumuzu paylaştığımız can yoldaşım Samet’i.

Sonra dalıyorum kendi geçmişime. Küçüktüm, küçücüktüm babamın yurt dışından getirdiği lacivert arabayı bozmuştum onu onarmaya çalışıyorum. Karşı dükkânda kim olduğunu bilmediğim pala bıyıklı biri, diğeri kara kalın kaşlı, göbeğinden gömleğinin tam ortasındaki düğmesi kapanmayan berber Nuri Amca öylece oturuyorlar kapı önünde. Ben Nuri Amca’nın beni kızdırmasına dayanamayıp laf yetiştirmeye çalışırken arkamda Samet arabayı çoktan tamir etmiş, minicik elleriyle bana arabayı uzatmıştı.  İşte o an dostluğumu kazanmıştı.

Birkaç gün sonra Samet ile babası Osman Amca’yı bizim konağın bahçesinde gördüm. Samet’e “hayrola ne iş? “ diye sordum.

Samet:

  • Biz artık bu konakta çalışacağız, dedi.

Heyecandan kekeliyordu. O, iş bulduğu için mutlu görünüyordu, bense her gün onunla oyun oynayacağım için sevinmekteydim.

Günler geçiyor ve dostluğumuz katmerleniyordu aramızda ne sır vardı ne de uzaklık. Onun çalışmadığı günlerde sokaklarda koşarak kayalığa gidiyoruz. Samet Dalton Kardeşleri anlatıyor bana, bense dinliyorum usulca. Kulağıma eğilip ”seninle Dalton Kardeşlere meydan okumaya varım!” diyor. Eve dönüş yolunda hava giderek kararırken karşıdan korkunç naralar atarak iki adam geliyordu. Korkudan Samet’in arkasına saklandım. Samet korkusuzca benim yüzüme baktı. Beni koruyacaktı, ona güveniyordum. Eve onun karşılıksız dostluğu ve cesareti ile geldim. O, konağın çalışanlarına ayrılan barakaya gidiyordu, bense konağımızın büyük işlemeli kapısından içeri giriyordum.

Yıllar yılı izliyordu. Samet ve ben gençlik çağımıza gelmiştik. Lisedeydik artık. Babası okutmayacaktı onu:

-beyim, tamirci oğlu okumaz! Dedi babama. Babam dinlemedi benimle birlikte yazdırdı onu da okula.

Uzun boylu, yeşil gözlü, kızıl saçlı bir kıza kalbini kaptırmıştı Samet. Kayalıkta denize karşı yüzüne söyleyemediği şiirleri okurdu. Sen korkusuzsun Samet, dedim söyle kurtul. Söyledi Samet ama kurtulamadı.

“seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi.” Kızın defterine bu dizeleri yazıp uzaklaşıverdi oradan.

Korkmuştu Samet, ömründe ilk kez korkuyordu. Korkmuştu, el bebek gül bebek büyüyen sevdiği kızın belki de gözlerinden. Okulu da bırakmıştı çoktan.

Ben okuldan kaçıyorum ve Samet’le kayalıklara gidiyoruz. Samet kendinden emin bir tavırla kayalığa çıkıyor, denize bakıyor bir kartal gibi ve kendini boşluğa bırakmayı deniyor ama imkânsız bu. Omzundan tutuyorum onu. Üstüme yıkılıyor, deliler gibi gülüyoruz.

Bir baktık bahar gelmiş bile. Bahar doluyor ovalar, kırlar, denizler. Bir gün Samet mavi gömleğini çekiverdi üstüne, ince bir kazak, iki dirhem bir çekirdek çıkıverdi evden. Gidiş o gidiş.

Samet’i düşünüyordum evet, neredeydi şimdi? Dante gibi ortasındaydık ömrün, Samet’i beklemeliydi herkes, Samet’siz bu konak, bu deniz, bu kayalıklar, okulda yarım kalmış o dizeler, denize dalıveren şu lüfer ne işe yarar dersiniz?  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 100
Kayıt tarihi
: 06.12.16
 
 

. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster