Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '15

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Şımarıklık yapma zamanı değil!

Şımarıklık yapma zamanı değil!
 

Kaynak: İnternet


Dün bir fotoğrafa takıldım kaldım; Çanakkale fotoğraflarından derlenmiş karelerin ilkiydi... Sonrasına geçemedim zaten!

Bıyıkları bile henüz terlemeye yüz tutmuş, on dört mü, on beş mi yaşında desem, bir ananın kuzusu vardı; üstünde kendine büyük gelen asker elbisesi...

Gözünde hüzün bulamadım, dudaklarında ise bedelli askerlik yapanların eline ilk ve son kez aldıkları tüfekle verdikleri pozdaki gibi ne bir yaygın gülümseme; ne de ölüme gidenler gibi boynu büküklük!

Öyle bir duruşu vardı ki; henüz kolları pazulanmamış cılız bedeninin... Annesi olsam; tutup kolundan çekip, yamacıma alayım isterdim...

Bakmayın böyle dediğime, o dönemlerde yaşıyor olsam, anneliğim al kolundan, çek eteğinin altına dese de, insan yanım “Yürü Aslanım!” derdi...

******

Bu ülke; kolay kolay Türkiye Cumhuriyeti olmadı!

Siyaset malzemesi olarak fazlaca kullanılan “Kurtuluş Savaşı” ise malzeme edilemeyecek kadar ciddi ve bir o kadar da onurludur!

******

Malzeme yapanlar ile uğraşmak, artık biliyoruz ki, bir fayda sağlamıyor!

Zira; “Din” kisvesi altında “Çıngırakla bebek avutur” gibi oynuyorlar bazı insanlarla... 

Zaman; ayy neden oldu, ama hiç hakları yoktu gibi sorular ve suçlamalarla harcanacak zaman değil!

Zaman; yalnızca birlik olma zamanıdır!

******

O fotoğraftaki bıyığı henüz terlememiş çocuk; kimbilir ne hayalleri vardı... Ne olmak istiyordu? Ailesi belki varlıklıydı... Şimdiki gibi değildi; bedellisi yoktu! Vatan aşkı, onuru, haysiyeti yaşadığı topraklarda ana-babası, kardeşi, müstakbel eşi ve çocukları hür yaşasın diyeydi canını ortaya koyuşu!...

******

Fotağraftaki o çocuğa ne oldu, bilmiyorum; uğruna canını yok sayan gençlerin, adamların,  kadınların emeği ile kurulan ülkede kadınlar üç kuruşluk adamlar tarafından öldürülüyor!

Kızlar; beş dakikalık haz uğruna iğfal ediliyor, kendilerini teşhis edemesinler diye de öldürülüyor!

Genç adamlar ise ikiye ayrılıyor: Ya yandaş olacaksın ya da vandal!

******

Zaman; ”Ayy ideolojimiz diğer partinin bilmemne maddesi ile uyuşmuyor” şımarıklığına müsaade edecek durumda değil!

Hangi ana bıyığı henüz terlemeyen oğlunun sırtını sıvazlayak savaşa gönderir ki?

Hangi ana diz ağrılarını yok sayıp da cephane taşımaya kalkar ki?

İlle de, ısrarla, halkı “Vatanı korumaya” çağrıyorsanız o başka!

Yalnız şöyle de bir gerçek var ki artık sıcak savaş dönemi bitti!

******

Şimdi ideolojiler çarpışıyor; biri “din” konusundan girmiş, “Demokrasi bir trendir” demiş, “Gelmek istediğimiz istasyonda da ineriz!” demiş...

Bu noktadan sonra “Ayy ama demokrasinin şu maddesinde uzlaşamıyoruz!”, “Amaçlarımız konusunda minik nüans farklılıkları var, hedefimiz ortak olsa da biz biraz daha olaya farklı açıdan bakıyoruz...” gibi detaylar ile uğraşmaya devam ederseniz az bir süre sonra didişecek bir mevzunuz da kalmayacak!

******

Bu ülkede yaşayan vatandaşların bir şekilde ikiye bölündüğünü düşünelim. (Gerçek bu olmasa da elimizdeki veriler bunlar!)

Yüzde elli, bir şekilde, bir partiyi destekliyor. O parti de bu potansiyelden güç alarak T.C.’nin anayasasını yeniden yazıyor; yetmiyor daha da fazlasını yazmak istiyor!

Diğer yüzde elli ise çırpınıyor!

Kendilerini bu durumdan kurtaracak yetkilileri arıyor!...

O yetkililer kimler? Elbette ki muhalefet partililer!

******

Muhalefet parti liderleri, nasıl oluyor da ortak bir ülküde birleşemiyorlar?

Oysa hükümetin de, muhalefetin de dedeleri, nineleri... Teyzeleri, halaları; amcaları, enişteleri düşmandan kurtarmak için savaşmadı mı?

Hadi, hükümet unuttu, hatta işine geldiğinde hatırladı, diğer zamanlarda yok saydı...

Muhalefet partileri nasıl unutur da yok onu demiş yok bunu demiş diye sığ sularda gezinir durur?

******

Ne, nasıl olduysa oldu! Gün; sorgulama değil, çözüm bulma zamanıdır!

Yüzde elli ile ( Tahminen doğru değil ama...) yola çıkan bir parti karşısında umutla sizlerden ortak bir payda bekleyen diğer yüzde ellinin var olduğunu bilmeniz, ona göre hareket etmeniz beklenmektedir!

On beş yaşındaki gençler bu ülkünün farkına vardıysa zamanında, elli-altmış yaşına gelen sizler haydi-haydi şahsi ideallerinizi bir kenara bırakabilirsiniz!

(Onlar yapmıyor ama! Ama, onlar her türlü çirkinliğ yapıyor!” Diye onlar gibi olmak zorunda değiliz! Sorunları da onlar gibi çözmeye çalışmak zorunda değiliz!

Onlara endekslersek yaşam kalitemizi; yerin dibinden çıkamayız! Ki; zaten istedikleri de odur!

Yani; vatan ve insan sevmek ille de yılladır varolan hedeflere odaklanmak değil de, günün şartlarından dolayı vatanı ve insanı kurtarmak olmalıdır!

On beş yaşında çocuk bu ülke için savaşmaya gittiyse, elli beş, altmış beş yaşlarındaki adam ve kadınlar da şımarıklıklarından vaz geçebilmeliler!

Bir ülkenin yüzde ellisi diğer yüzde elliye boyun eğmemek için sizlerden medet umuyor!

 

https://twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

 

SAHAFÇA bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bazı familyagillere göre Atatürk'ün "A" sı bile telâffuz edilmiyor bu zaferde. Her şeyde olduğu gibi bunda da inkâr, herşey küllüyen yalan, ak sakallı dedeler yol gösterdiler millete.... Sevgiyle Gülgün hanım Teşekkürler ile

SAHAFÇA 
 18.03.2015 21:45
 

Benim dört kızım var. Oğlum yok ama annelik duygularım bu resme ve diğer resimlere hiç yabancı değil. Atamın dediği gibi önce VATAN. Oğlum olsaydı hem onu yollardım hemde ben giderdim faydam olsun diye. Çok güzel tespitler eğer bir faydası olacaksa benim canımı kanımı bu VATAN için alabilirsiniz.

kevser şekercioğlu akın 
 18.03.2015 11:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1313
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster