Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
591
 

Şimdi Filistinde olmak vardı...

Şimdi Filistinde olmak vardı...
 

Teksastaki "on emir" anıtı. Vikipedia'dan alınmıştır.


İlahi dinler, Tanrı tarafından “insanlar”ın yapmak veya yapmamakla yükümlü oldukları kurallardan ibarettir.

Tevrat' göre Allah, Hz. Musa’ya Sina’da “on emir”i ihtiva eden taş levhalar verir. Sinema tarihinin unutulmaz filmlerinden olan “on emir”, Yahudilik propogandası adına bunu bütün beyinlere kazımıştır.

Hepinizin bildiği gibi on emirden bir tanesi “Öldürmeyeceksin” der.

Kur’an-ı Kerimde “Hani biz İsrailoğullarından, Allahtan başkasına kul olmayacaksınız, ondan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, …. Anaya babaya, yakın akrabaya, yetimlere, dullara, çevresi çaresi olmayanlara, yoksullara devamlı iyilik ve ihsanda bulunacaksınız, birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, içinizden bir kısmını zorla, zulmederek yurtlarından çıkartmıyacaksınız diye kesin bir taahhüt almıştık…. Çok azınız hariç sözünüzden döndünüz. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” diye sorulur.


*****

Filistinliler’e “Yahudilerin” zulmettikleri iddiasına ben katılamıyorum. Çünkü Yahudiliğe değil herhangi bir dine mensup insan bile, böyle bir vahşeti yapamaz. Yahudi, Hıristiyan veya Müslüman olmak için önce insan olmak lazımdır ki, kişi dinî mükellefiyetlere muhatap olabilsin.

Bu yüzden bu vahşeti yapanları bir din mensubu değil, bir insan olarak bile kabul edemiyorum.

Hepimizin ortak noktası “insanlık”tır. Olaya sadece bizim değil, bütün dünyanın bu açıdan bakması gerekiyor.

Oysa Filistindeki olaylara karşı çıkanların hepsinin gönlünde farklı farklı amaçlar yatıyor.

Ben bazen merak ediyorum. Biz Filistin’de yaşananlara acaba sırf

çocuklar öldürülüyor diye mi,

masumların canına kıyılıyor diye mi,

suçsuzlara da ceza veriliyor diye mi,

ortada ezilen bir halk var diye mi,

emperyalist güçler bu vahşeti yapıyor diye mi,

İsrail adındaki bir ülke bu savaşı çıkarıyor diye mi,

Amerika hiç tartışmadan bu zulmü tasvip ediyor diye mi,

Kapitalizmin yarattığı bilinçsiz bir sindirme politikası diye mi,

Yahudiler Müslümanları katlediyor diye mi,

3000 küsur yıllık vatanında insanlara özgürce yaşama hakkı tanınmıyor diye mi,

Filistinliler sol görüşlü diye mi, karşı çıkıyoruz?

Gazze’de, nefret doğuran son olayları kınamak için Ankara’da protesto mitingi yapanlar, ortalığı savaş alanına çevirmişler. Meclise yürümek isteyip kendilerine engel olan polisle çatışmışlar.

Şimdi bu fotoğrafı gördükten sonra, bu insanların Gazzede yaşananlardan etkilenip İsrail’i kınadıklarını söyleyebilir miyiz?

Her olayı siyasi bir eyleme dönüştürmekte ve bunun üzerinden hareketle her şeyi kendimize yontmaya çalışmakta üstümüze yok.

Ben “Şimdi Filistinde olmak vardı” derken, Melike Demirağ’ın sözlerini yazıp Şanar Yurdatapan’ın bestelediği “Şimdi İstanbul’da olmak vardı anasını satayım” şarkısındaki gibi doğrusu orda olmayı istiyor değilim. Benim orada olmamla zaten değişecek bir şey de yok.

Ben sadece hepimizin orada da dünyaya gelme olasılığımızın olduğunu, pekala o acıları yaşayanlardan birinin de bizim olabileceğimizi, eğer bugün böyle bir şey yoksa, bunda bizim zerre kadar bir dahlimiz olmadığını bir kere daha hatırlatmak ve gözler önüne sermek istedim.

Birçok yazımda, her insanın tesadüfen bir ülkede, o ülkenin bir şehrinde, zengin, fakir, dindar, ateist, sağcı, solcu herhangi bir ailesinde doğup belli bir çevrede kendi isteği dışında yetişerek farklı kanaatlere sahip olduğunu, bu yüzden kimsenin kimseyi kınamaya hakkı olmadığını ısrarla tekrarlıyorum.

Aynı mantıkla, biz Filistin’de doğup büyüyerek kendini cehennemin içinde bulan o zavallı insanlardan biri olabileceğimiz gibi, bir İsrail vatandaşı olarak doğup çağdaş ve modern bir insan olma iddiasıyla, en ilkel vahşeti yaşatan bir asker de olabilirdik.

Öyleyse olaya dini, siyasi, ideolojik saplantılarla yaklaşmak yerine, konuyu tamamen insani boyutta ele almak ve artık 21. yüzyıla erişmiş en üst kimliğe sahip çağdaş bir dünyalı olarak nasıl hareket etmemiz gerektiğine odaklanmak zorundayız.

Öldürmek, doğadaki hayvanların şuursuzca yaptıkları bir eylemdir. Yaşamak ve yaşatmaksa, sadece insanların düşünüp uygulayabildikleri kutsal bir hareket…

Eğer bugüne kadar biz ve dünya, Filistin’e bu gözle bakıp sahip çıkabilseydi, mesele çoktan hallolmuş olurdu.

Halbuki Filistin herkes için farklı anlamlar taşıyan bir obje… Takdir edersiniz ki bu şekilde bir sonuca varmak mümkün değildir.

Son Ermeni olayları vesilesiyle, 100 yıllık tarihi bir derdimizi çözemediğimizi fark ettik. Filistin’in 3200 yıllık derdini nasıl çözeceğiz ki?

Filistin adını, yaklaşık milattan önce 1200 senelerinde kavimler göçü sırasında bu topraklara gelen Filistîler’den alıyor. Hemen hemen aynı zamanlarda Mısır topraklarında yaşayan ancak Firavun’un zulmünden kaçarak Hz. Musa’nın öncülüğünde arz-ı mev’ud’a doğru büyük bir göç başlatan İsrailoğulları da bu bölgeye geliyorlar.

Ve tabii ki Filistîler’le savaşıyorlar. İşte o gün bugündür bu savaş devam ediyor. İnsanlar, kendilerini “Filistî” veya “İsrailli” gördüğü sürece de devam edecek. Ne zaman ki insanlar sadece “insan” olduklarını fark edecekler, ancak o zaman bu çatışma sona erecek.

Ben İsrail’e ve ona göz yuman müttefiklerine söyleyecek söz bulamıyorum. Ama her insanın yüreğini sızlatan bu elim durumdan bile siyasi rant elde etmeye çalışanları, bunu kendi felsefi görüşüne göre yorumlamaya çalışanları anlamakta da gerçekten zorluk çekiyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnsanlar neden ve niçin yazar? Düşlenenle düşünülenler neden farklıdır? Ve insan bu sorularının yanıtında yatan neslini tüketmiş yaratıklarmıdır?

GÖKHAN DOĞAN 
 19.01.2009 15:00
Cevap :
İnsanlar kendi zihinlerindeki doğruları ortaya koymak, doğru olduğuna inandıkları bu fikirleri başkalarına da açmak, bu vesileyle ortaya çıkan düşüncelerden yararlanarak yanlışlarını düzeltmek, başkalarının kendini kontrol edebilmesine de imkân sağlamak için yazarlar. Böylece fikirlerin tartışılmasından ortaya gerçeğe daha yakın sonuçlar çıkar. Kişisel iddialar, tavizsiz inatlar fikir niteliği taşımazlar. Fikir, toplumda pekçok kişi tarafından kabul gören, uygulanmasından yarar sağlanan düşünce demektir. Bir konuyu eğrisiyle doğrusuyla tartışıp artısını eksisini hesaba katarak bu durumda ben şöyle düşünüyorum diyebilirsiniz. Bu sizin düşüncenizdir. Kabul görmediği sürece henüz "fikir" haline gelmemiştir. Hele kulaktan dolma bilgilerle oluşan sadece kanaate dayalı söylemlerin "düşünce" niteliği de yoktur. Bir kimsenin düşüyle düşüncesi aynıdır. Aksi takdirde bir yerlerde yanlışlık var demektir. Ama herkesin düşü ve düşüncesi farklıdır. Bu da insan olmamızın bir sırrı olsa gerek.  19.01.2009 20:21
 

siyonist yahudiler’in nasıl bir barbarlık ve anlayışına sahib olduklarını anlamak açısından, 12 Ocak 09 günü medyaya yansıyan bir habere bakmak bile yeter.. Haber, ‘Katliâmı seyretmeye doyamadılar..’ başlığıyla verilmişti ve ilk cümlesi şöyleydi: ‘İnanılmaz ama gerçek. İsrailliler bu haftasonunu çok farklı bir ’eğlence’ ile geçirdiler. Sinemaya gider gibi Gazze sınırına gidip, öbür taraftaki katliâmı canlı canlı izlediler.’ Bu giriş cümleleri, ‘siyonist ideoloji’nin insanları nasıl ‘habis ruhlu’ bir canavara dönüştürdüğünü anlatmıyor mu? Ki, haberin filminde, bu ailelerin yanlarına çocuklarını alıp getirdikleri ve Gazze’ye yapılan her bombardımanda çılgınca sevinç çığlıkları ve alkışların yükseldiği ve hatıra fotoğrafları ve filmleri çekildiği de görülüyordu... Onlar piknik yapıp "bombalar altındaki Gazze manzarasının seyrine doyamazken", Gazze'de ölü sayısı 1000'i geçiyordu.. (Haa, bu arada bir avuç da olsa, bu barbarlığa karşı çıkan ve siyonist olmayan yahudilerin olduğu da u

www.istanbulesnaflari.com 
 18.01.2009 4:04
Cevap :
Yapılan bu barbarlığa karşı ben bu vahşete seyirci kalanlara "insan" denemez dedim ama bunlar hayvan dediğimi de hatırlamıyorum. Hayvanlar biliyorsunuz sadece ya aç kaldıklarında karnını doyurabilmek için avına saldırır, ya da kendini tehlikede hissettiği an düşmanına.... Zevk için doğada bir başkasına saldıran hayvan var mı doğrusu ben bilemiyorum. Dolayısıyla bunlara hayvan demenin hayvanlara hakaret olacağının farkındayım. Öyleyse "hayvandan da aşağı bir yaratık" bunlar. Yalnız şunu da itiraf etmeliyim ki, en ağır kelimelerle kurduğumuz bu hakaret cümleleri bu vahşeti durdurmaya yetmiyor. Bu vahim durum karşısında aklı selim sahibi herkesin (din dil ırk cinsiyet farkı gözetmeksizin) aynı safta yer alması gerekiyor. Ne yazık ki bu cümleyi de istedikleri zaman ancak onlar kurabiliyorlar. Çünkü kararı veren "GÜÇ"tür. Haklı olmak işe yaramıyor. Tek çare haklıların da birbiriyle uğraşmak yerine akıllarını başlarına toplayıp birleşerek GÜÇ haline gelebilmesidir. Katkınız için teşekkürler.  19.01.2009 10:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 957
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster