Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '10

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
519
 

Şimdi Halong Bay'da olmak vardı...

Şimdi Halong Bay'da olmak vardı...
 

Halong Bay



Dünyanın en şanslı kadını, en iyi annesi , en seksi ve güzel eşi, en başarılı gazetecisi en mutlusu enn, en, en, hep en olanı... "kıskanılmayacak gibi değil olanı" Ayşe Arman bu hafta Vietnem'daymış. Ve dünyanın en güzel yerlerinden, cennet olarak tanımladığı Vietnam'daki Halong Bay' deki kısa tatilinden yansıyanlar, bize yine hafif kıskançlık krampları yaşattı.

"Bir gün, punduna getirip mutlaka gidin" diyor. Olur.

Onu kıskansam da, bazı zaman kızsam da, okuyorum. Farklı olduğu, olaylara, durumlara, kişilere farklı açıdan bakmamı sağladığı için. Mutlu, şanslı, zengin insanların çevrelerini nasıl algıladıklarını görmek için, kıskançlık duygumu yaşamak için ( aslında hiç yok ama ). "Adaletin bu mu dünya" demek için.

Neyse... konu o değildi.

Anlattığı yer; UNESCO,nun 1994'te “Dünya Mirasları” listesine aldığı Halong Bay ; Vietnam'ın kuzeyinde 1600 küçük adacıktan oluşan bir yeryüzü cennetiymiş. Turistik amaçla gidenler için olduğu kadar orada yaşayanlar için de bir cennet .

Köyler karaya iple bağlı derme çatma barakalardan oluşan yüzen evlerden ibaret. Minimum şartlarda, son derece basit bir yaşam ve muazzam bir sefalet.

Sadece 9 yaşına kadar alınan bir eğitim.

Herşeyden kopuk bir yaşam.

Tek bildikleri şey balık tutmak, başka bir iş bilmiyorlar.

Sadece balık sebze ve meyve yiyor ve yarını düşünmeden stressiz, hasta falan olmadan son derece sağlıklı ve gerçekten mutlu bir hayat yaşıyorlarmış. İlginç değil mi ?

Şimdi düşünüyorum... beni alsalar bu yeryüzü cennetine götürseler , 100 yaşına kadar sağlıklı, stressiz , sakin, basit ve bir o kadar da ilkel bir yaşam vaad etseler, "burada kalmak istermisin" deseler" kabul eder ve çok mutlu olur muydum ki ? Hayır. Böyle bir yaşam beni mutlu etmezdi.

Çünkü ben farklı dünyaların, yaşamların, zevklerin, ihtiyaçların da farkında olarak, bilerek ve bu bilgilerimin yüküyle oraya gidecektim. Bu bilgi bana kıyaslama imkanı veriyor ve temel ihtiyaçlarımın karşılanmasından öte bilgileri de kapsıyor. Bu nedenle oradaki cennet bana yetmeyecekti.

Küreselleşen dünya, teknoloji, bilgi transferi ve iletişimdeki kolaylık, gerek kendimize olan gerekse başka ülkeler, yaşamlar, yaşanılanlar , değerler konusundaki farkındalığımızı, bilgimizi, ya da bilgi kirliliğimizi arttırıyor, ister istemez.
Mutluluğun beklentilerle ilgili olduğunu düşünürsek, beklentilerin de farkındalık ile artacağını, bu durumda ben " çağdaş yaşam kurbanı" oradaki basit yaşam cennetinden mutlu olamayacaktım. Bir süre sonra sıkılacaktım.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2009 Ekim ayında 7 bin 546 kişiyle yüz yüze görüşerek "Yaşam Memnuniyeti Araştırması" kapsamında halkın ''mutluluk'' düzeyini değerlendirmiş. Ve sonuç; Türkiye'de halkın yüzde 85,4'ü kendini mutlu hissediyormuş.

İşsizlik ve yoksulluğun, gelecek kaygısının milyonların temel sorunu olduğu, etnik , dinsel ve diğer yapay ayrımların bu sorunlarla körüklendiği, kendi kültürel ve sanayi devrimini yapamadan, hazırlıksız bir şekilde küreselleşme canavarına yakalanan bir ülkenin vatandaşlarının kendilerini yüzde 85,4 oranında mutlu olarak kabul etmeleri ilginç geliyor bana.

Araştırma verilerinden yapılan derlemeye göre, ülkedeki bireylerin yüzde 31,1'ü orta düzeyde mutlu, yüzde 46,6'sı mutlu, yüzde 7,7'si de kendilerini çok mutlu olarak ifade ediyor.

Mutluluk; acı, keder ve ıstırabın yokluğu ve bunların yerine sevinç, neşe ve tatmin duygularının varlığıyla karakterize edilen ; hayattan genel olarak memnun olma hali. Memnuniyet ise ihtiyaçların ve isteklerin karşılanmasından doğan tatmin duygusu. Ülkemizdeki insanların temel düzeydeki bu kadar yoksunluklarına karşın kendilerini mutlu ve memnun hissetmeleri neye bağlı olabilir ki?

Çok ilginç. Ama şu da geliyor aklıma. Acaba diyorum, insanlar genel olarak mutsuzluklarını gizleme eğiliminde olabilirler mi ?

Çünkü mutsuzluk, bireysel anlamda yaşamdaki kişisel başarısızlığın da bir göstergesi olarak da algılanabilir. Temel ihtiyaçlarının karşılanmasındaki sorumluluğu devlet ve siyaset merciinde değil de kendilerinde mi arıyorlar insanlar acaba? Onlara bilinçli olarak öğretilen bu mu?

Ya da mutlak olarak şartlar kötü olabilir ama insanlar etrafına baktığında 'ben diğerlerinden daha kötü değilim", diyorsa ya da kendisini geçmiştekine göre daha iyi bir yerde değerlendiriyorsa' daha mutlu adlandırabilir belki kendini.

Ya da dinsel kültürel etkilerle "tevekkül"ü bir yaşam biçimi haline getirme.

Ya da, ya da Türk halkı, gerek kendi ihtiyaçlarının gerekse yaşadığı dünyadaki farklılıkların, daha daha iyinin, olanın ve olması gerekenin farkında olmadan mı yaşıyor?

Bunların hepsinin bu araştırma sonuçları üzerinde etkisi olabilir. Ama biliyoruz ki kültürel, ekonomik ve siyasal olarak sorunları çok olan bir ülkede yaşıyoruz. Bu sorunlar da her zaman insanlar üzerinde bireysel mutsuzluk kaynağı olabilir. Dile getirelim getirmeyelim.

Bunun çözümü ise siyasettedir. Çok uzun yıllar ülkemin insanlarına zararlı birşeymiş gibi öğretilen, öğrencisinden, vatandaşına, evhanımından, çalışanına uzak durmaları için ara ara sopa gösterilen siyaset.

işte siyaset; sadece maddi, fiziksel değerlerin üretilmesi için değil, insan mutluluğu için gerekli temel kültürel değerlerin korunması geliştirilmesi için de, evrensel değerlerin farkındalığı, kabul edilmesi için de bir yoldur. Bu yolun taşları da bence ülkedeki tüm vatandaşların demokratik katılımı, katkısı ile döşenebilir.

Bu anlamda çok uzun süredir üzerine adeta ölü toprağı atılmışcasına siyasete kayıtsız kalıp edilgen duruma düşmüş Türk halkına, önemli görevler düşüyor.

Bugün için son olarak şunu söyleyebilirim .Bir yandan kulağım CHP'nin devam eden kurultayındayken,

sorunların farkında olan ama kilitlenip kalmış siyaset çarkına çaresizce bakakalmaktan başka elinden birşey gelmeyen, her eğilimdeki ülke vatandaşına bir umut ve heyecan aşılayan CHP nin yeni genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu'na yürekten başarılar diliyorum.


Tijen Taşlı- İzmir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

mutluluk ele geçirilecek bir şey değil.. Ya elde edilmeden önce düşünülen bir amaç, yada elden kaçırıldıktan sonra anlatılan bir hikayedir :)

Kenan Soyalp 
 22.05.2010 20:10
Cevap :
Doğru söze ne denir... Teşekkür ediyorum katkınız için:)  22.05.2010 22:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 156
Toplam yorum
: 955
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2774
Kayıt tarihi
: 03.04.07
 
 

SÖZ UÇAR, YAZI KALIR. 9 Eylül Ünv. İşletme mezunu, 9 Eylül Ünv.Sosyal Bil. Ens.Sağlık Kurumla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster