Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1043
 

Şimdi ışıklar sönsün ve sanat konuşsun : Anka Kuşu

Şimdi ışıklar sönsün ve sanat konuşsun : Anka Kuşu
 

Ölümsüzlük sırrını elde etmek isteyen Anka Kuşları, sır dağıtıcısı olan Bilge’ye ulaşmak üzere Kaf Dağı’na doğru yola çıkarlar. Derin vadileri geçmeleri gerekmektedir. Ancak, içlerinden bazıları O Yüce Bilge’ye ulaşabilir.
Ve o talihli kuşlar, öğrenirler ki: “Anka ölümsüzlük demekmiş!”

Kelebekler sonsuza uçar (1993), Ölümsüz Karanfiller (1995), Anne ya da Leyla (2005) filmlerinin yönetmeni Mesut Uçakan dokuz sene kadar uzun bir zaman sonra tekrar, hayatı sorgulama üzerine bir filmle sinemalarda;

Anka Kuşu

Gelecek yüzyılın ilk aksiyon filmi iddiasıyla yola çıkmış bir film vardı çoğumuzun sahnelerini ezberlediği. Gerçekten de yüzyılın en iyi aksiyon bilim kurgu filmiydi bu: Matrix... İki türlü gerçeklik vardır: biri yaşanan, öteki yaşamın ötesinde olan. Bunlardan biri rüya, öteki de Matrix'dir.

Filmin tanıtımlarında sıkça Matrix'in yerli versiyonu ifadeleriyle karşılaştım ve merak etmedim desem yalan olur. Acaba Matrix gibi bir şaheserin yerli versiyonu nasıl olurdu? Nasıl bir konu içeriğine sahip olurdu? Merak etmemek elde değil.

Mesut Uçakan'ın açıklamalarına bir göz atalım:
"İnsanlar, kendi gerçeklerini sorgulayan, çeşitli açılımlar getiren ve aynı zamanda eğlendiren projelere çok ilgi gösteriyor. Daha çarpıcı olan ve Türkiye'de son aylarda ortaya çıkan bir gelişme de şu: Samanyolu TV'de gösterilen "Sır Kapısı", Kanal 7'deki "Kalp Gözü", Show TV'de "Aşkın Mucizeleri", ATV'de "Gizemli Dünyalar"... büyük reyting aldı.

Tümüyle sağı-solu, ilericisi-gericisi, cahili-alimi dışında, insanın kendi gerçeğini sorgulamaya çalıştığının bir göstergesi bu. Sonuçta, artık ülkemizde belli bir siyasi istikrar var; ekonomide de önceki gibi çığlıklar koparır bir halde değiliz; ama, kültür alanı boş. Bu alanı bu şekilde, sinemadaki gelişmeler dikkate alınarak, güçlü ve kaliteli eserlerle doldurmak lazım. Artık bu konuları ele alırken ideolojik bir mantıkla değil, insanın gerçeğini sorgulayarak, objektif şekilde ele almalıyız.

Filmde metafizik bir yolculuk var ki, burada anlatmak kolay değil. Elektron dönüşlerinin durduğu yerde başlayan, fiziki görüntüye, sese, şekle sığmayan bir olaydır. İçerde giden bir yolculuktur. Bu yolculukta yanlış yerlere de gidebilirsiniz. Önemli olan yeri belirleyip, birilerinin rehberliğinde ve doğru gidebilmek.

Metafizik yollara daldığınızda farklı sokaklar, çok sayıda ara yollar çıkıyor karşınıza ve bu sürede ara yolu kaybedebiliyorsunuz. Buradaki maksat, insanın kendi hakikatini keşfetmektir ki, insan kendi gerçeğini hemen şudur diye anlatamıyor. İnsan aslında ölümsüzlüğe ve eşyaya, olaylara hakim olmaya sahip. Tarihimizde bunun örnekleri çoktur. Fiziğin dışına çıktığınızda mekanın ve zamanın da dışına çıkıyorsunuz ki, bunun için de hal planı denen bir terbiye sürecinden geçmeniz gerekir. Bedenin ruh üzerindeki baskısından kurtulmak lazım.

Olayların arka planını okumaya çalıştığımızda bir senaryo yaşadığımızı görüyoruz; gördüklerimizin arkasında bir arka resim var sonuçta. Üç boyutlu resimler gibi... Tüm bunların bilgiyle öğrenilebilecek bir yanı var. Gerekli araştırmaları yaptığınızda, kuantum fiziğindeki gelişmeleri dikkate aldığınızda, maddenin manyetik dalgalardan ibaret olduğunu, beynin bunu televizyon alıcısı gibi dönüştürdüğünü görebiliyorsunuz. Gözün dışında o mesafeleri anlatabilmek için bir yol var ama, oraları ben anlatmıyorum. Ben bilgiyle aldıklarımı anlatıyorum. O bilgiler delilik sayılabilecek düşünceler de olabilir. Sınırlı bir fizik ortamda yaşıyoruz sonuçta. Masa uçmaz bu dünyada.

Bizim film, gerçek ile gerçeküstünü birbiriyle karıştıran bazı sahneleriyle olağanüstü önem taşıyor. Bir cinayete karışmış, bunalımda bir yönetmen tam intihar edecekken, yıllar önce ölmüş babasını kapısında görüyor. Bu, halüsinasyon olarak da algılanabilir. Daha sonra bilgisayar kendiliğinden çalışmaya başlıyor ve "Gurbet'in düşürdüğü kitabın yedinci sayfasının yedinci satırına bak" diye bir yazı beliriyor ekranda. Gurbet, adamın kedisi. Adam dehşetle kitaba bakıyor ve "Hazineyi bulmadan nereye gidiyorsun?" yazıyor orada.

Bir sürü insan Necip Fazıl'ın son dönem şiirleri için bunu söyler. Bu tür konularda, eleştirmenler, ciddi manada o yazılanları sorgulayarak, gerçek anlamlarını yakalayarak değil, basmakalıp ve klişe bakıyorlar. Sanatsal çabaları, estetik kaygıları öldüren, estetiği ideolojiye indirgeyen bir çaba. Bu anlamda Nazım Hikmet'in de doğru tarafını göremeyebiliyor insan. Estetiğin yükselişi vardır ve siz o insana, "Basit ol" deseniz de, o insan basitleşemez.

Delilik aklın muhakeme gücünün ortadan kalkmasıdır. Kendi hakikatinizi keşfe doğru çıktıysanız, bu, tam tersi, akıllılıktır. O da ince bir sırat köprüsünden geçmek gibi. Bilinçte yapılan bir yolculukla bir yandan ölümsüzlüğü yakalamaya çalışırken, görünen hayatta ise çok sıradan, basit bir yazar veya bakkal olmak zorundasınız. Bunları birbirine karıştırdığınız an dengesizlik başlıyor. Şu anda ben bir yönetmenim; ama, öbür tarafta bilincin yolculuğunu da yaşıyorum. " *

Filmin Konusu:
Robert Zemeckis’in 1997’de çektiği ‘Contackt / Mesaj’ filmi ile Wachowski Kardeşler’in ‘Matrix’ üçlemesinin paralelinde bir öyküsü olan film, çektiği filmlerle pek çok önemli festivalden ödüller almış genç bir yönetmenin yaratılışı kavrama sancısı üzerine kurulu. Çocuk yaşta ailesini kaybedip İstanbul'da yaşamaya başlayan Selman, kasabayı terk ettiğinden beri kendisinden haber alamadığı çocukluk aşkı Merve'nin acısını sinemaya sığınarak dindirmeye çalışır. Daha bir iki film çekmesine rağmen pek çok ödüle ulaşan genç yönetmen buna rağmen mutlu değildir. Bu durumdan kurtulmanın yolunu hatıralarında arayan Selman, çocukken babasının içinde ‘anka kuşu’ var diyerek saklaması için verdiği küçük kutunun gizeminin peşinden çocukluk kasabasına gider.

Geçmişte yaşamış olduğu sakin ve kendi gelenekleri içinde yaşayan o kasaba ile yıllarca öğrenim gördüğü ve büyüdüğü metropolün karmaşası arasındaki ikilemin getirdiği çelişkiyi bir türlü içinden atamayan Salman, çok mutsuzdur. Artık bir çözüm bulmak zorunda olduğunun bilinci ile doğduğu kasabaya giderek filmin ‘Morpheus’u Emin Efendi’yi bulur ve baş edemediği soruların cevaplarını onunla birlikte aramaya başlar, yaşadığı dünyanın gerçek ‘mimar’ına ulaşmak için ucu bucağı olmayan bir yolculuğa çıkar…

Yapım Yılı: 2006
Süre: 95 dk

Oyuncular
Yalçın Dümer, Kenan Bal, Ceren Öztürk, Kaan Girgin, Gafur Uzuner

Yönetmen ve Senarist
Mesut Uçakan

* : Tempo Dergisi röportaj

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 86
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3302
Kayıt tarihi
: 14.05.07
 
 

'Hayat nefes alınan anlardan ibaret değildir. Hayat nefesin kesildiği anlardan ibarettir.' Haya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster