Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '12

 
Kategori
Tiyatro
Okunma Sayısı
214
 

Şimdi ölme vaktidir

Şimdi ölme vaktidir
 

Tarık Akan, Nürnberg Film Festivali’nde onur ödülü almış ve  törende yaptığı konuşmada, “Türkiye’de sanatçı olmak çok zor. Ancak ölünce rahatız” demiş.

Toplumumuz ne yazık ki, iyi  sanatçılarımızın değerini ancak öldükleri, hastalandıkları, evsiz barksız kaldıkları zaman anlıyor. Basın için de cenazelerin ayrı bir yeri var. Sanatçı cenazelerinin gideni geleni bol oluyor, bol bol röportaj konusu çıkıyor.  Onlar için düşkün bir sanatçıyı, “neydi ne oldu?” diye teşhir etmenin de  farklı bir nostaljik boyutu var tabi.…

Tarık Akan’ın sözleri,  tabi ki politik bağlamda ele alınmalı. Memleketini ve insanını seven duyarlı aydınlar, son nefeslerine kadar   mücade ediyorlar. . Bu mücadeleyi verirken dışlanıyorlar, hele hele son dönemlerde neredeyse Mccarthy dönemini andıran bir ötekileştirme, dışlama, nefret söylemi var. Oyuncular, oynadıkları rollere göre sınıflandırıldıkları gibi,  politik duruşlarına göre de ayrımcılığa uğruyorlar. Hükümet karşıtı bir sanatçının artık  ekranlarda boy göstermesi neredeyse imkansız hale geldi. Özel televizyon yöneticilerinin bu içtepisel tutumlarında , sadece  günlük politikanın  değil, kapitalizmin acımasız kuraları işliyor. Şöyle bir düz mantık sözkonusu: Halkın %50’sinin sevdiği bir partiye karşı olan birisini, halkın %50’si sevmez, bu kişi zaten rating alamaz!

Oysa, oyun kahramanları, film kahramanları da tıpkı masal, öykü kahramanları gibi değil midirler? Oynadıkları rolleri  üzerlerine yapıştırıp hele hele buna politik bir alt metin yazarsak, onları zaten  öldürmüş olmaz mıyız?

Ya ölüme terk ettiklerimiz ?  Bu yazı Ahmet Şık ve Nedim Şener’in içeriye tıkıldıklarının birinci yılında yazılıyor. Balbay’ların sadece kalemleri kırılmadı,  uzun süre hücrede tecrit edildiler. Prof.  Haberal, tüm dünyayı aydınlatabilecek bir bilim adamı, ama onun da yüreği karartıldı.

İçlerinde Tarık Akan’ın da bulunduğu bir sanatçı girişimi, geçen gün Ses Tiyatrosu’nu tıklım tıklım doldurdu. Benim de imzalamaktan onur duyduğum bir bildiriyle, “kaygılıyız” dediler...

İşin acı yanı, ülkemizde ilericiler, ne zaman harekete geçseler, daha çok döneklerden oluşan bir demokrat  grubun (!) saldırısıyla karşılaşıp, darbelere alkış tutmakla suçlanıyorlar. Sanki postalların altında ezilenler onlar değilmiş gibi,   12 Mart’ın, 12 Eylül’ün cezaevlerinde çürüyenler, işkence görenler, yurtdışına kaçmak zorunda kalanlar şimdi de “darbe yandaşlığı “ ile sınıflandırılıyor. Suçlayanların çoğu ise ,Evren’in sopasını,  askerin dayağını, polisin copunu sadece filmlerde izlemişler…

12 Eylül’den ağır biçimde nasibini almış , Tarık Akan gibi ilkeli bir aydın, kuşkusuz  ölene kadar savaşacaktır… Savaşmadan, ölmeyecek, dolayısıyla  ölmeden rahata kavuşmayacaktır.

Ben  çeşitli nedenlerle savaşamayanların da, yaşananlar karşısında utanç duymaları ve gerekirse  ölmeyi göze almalarını  öneriyorum.

Toplumun çöküşünü durduramayıp,  boyun eğmek, göz yummak,  meseleye sessiz kalmak, ölmekten daha kötü  çünkü! Tarih,   ev kadını Ayşe Hanım’ın,  emlakçı Mehmet Bey’in duyarsızlığını  sorgulayamayabilir.     Ama toplumunun önde giden  aydınlarını sorgulamaz mı? Aydın, sadece kendisinden değil, çevresinden  belki sorumluluk duyan insan değil midir? 

Emile Ajar, “mutluluğun doruğundayken” ölmekten söz ediyor. İnsan,” mutluluğu yakaladığı zaman ölmelidir” diyor. Ben,  başkalarını mutlu edemeyenlerin de  tarihsel bir sorumlulukla, ölümü göze almaları gerektiğine inanıyorum. Mutluluğun doruğunda değil, mutsuzluğun dibinde ölebilmek bir erdem olabilir bazen!

Pozantı Cezaevi’nde TMK Mağduru çocuklar, adli suçluların önüne yem olarak atılıyorlar, cezaevi yetkililerinin tacizine uğruyorlarsa, bu çocukların yüzümüze tükürmesini er geç kabullenmeliyiz.Bunu kabul edemeyeceksek de,  onlardan önce ölebilmeliyiz.

Geçenlerde bir arkadaşımın “baba” olduğunu müjdeleyen   mesajına, “bu dünyaya çocuk getirmek mi?” diye yanıt vermişim.

 İyi ki bir çocuğum yok. Çünkü olsaydı, ona üniversitelerdeki haksızlıklara baş kaldırmasını, doğru bulmadığı şeylerle mücadele etmesini salık verirdim..

İyi ki çocuğum yok, çünkü ben onu adil bir dünya, eşitlikçi bir düzen için  savaşmaya yüreklendirirken , belki o da şu anda binlerce çocuk gibi cezaevine düşmüş olurdu.

İyi ki bir çocuğum yok, çünkü cezaevinden çıktığı gün, tacize uğramış, psikolojik işkence görmüş bir çocuğun bu şiddete taş atarak bile  karşı çıkmasının yeterli olmayacağını bilir, bunu nasıl dillendireceğime karar veremezdim .

İyi ki bir çocuğum yok,  olsaydı belki de  sadece ona sahiplenir , bu coğrafyadaki diğer mutsuz çocukları göremezdim.

Şimdi, doğmak değil, ölmek zamanı!

Tarık Akan’ın söylediği gibi, sadece  öldüğümüz zaman  rahat edeceğimizden değil, yaşayarak rahat edemeyeceğimiz için!

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hocam, sizi bu sayfalarda görmek onur verici... Dün de başka bir sitede "Rossenbergler Ölmesin" oyunuyla ilgili yazınızı okumuştum. Sizin fikir ve duruşunuz insana cesaret veriyor. Yüreğinize sağlık. Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 06.03.2012 19:00
Cevap :
çok teşekkürler. dostlukla  06.03.2012 21:47
 

Merhaba Nedim bey, keşke bu yazdıklarınızı çoğaltıp köy,köy; diyar diyar dağıtabilsek kör cahillere. Hayatı hep çıkar olarak gören, cehaletine kılıf olarak "beni okutmadılar" yaftasını ekleyen bir insan topluluğu için mücadeleden yorulduk artık. Aydın mı? dediniz,hangi aydınlar bunlar, ben göremiyorum da? Yetmez ama evet! diyenler mi? Halk için var olduğunu iddia edip, halkın içine girmeye korkanlar mı? Yoksa, kendi içinde uzlaşamayıp, devlet yönetmeye talip olabilen CHP liler mi? Sizi MB'da görmek ne güzel, hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Selam ve sevgilerle..

Gülpembe 
 06.03.2012 17:31
Cevap :
çok teşekkürler. sevgiler  06.03.2012 21:47
 

Sayın Saban, öncelikle hoş geldiniz, diyorum. Ardından şunu söylemek zorundayım; Türkiyedeki belli bir kesim sanatçılar gibi, sanattan çok siyaset sizi yönlendiriyor. Bu ülke insanı "sanat" adına ortaya çıkanları hiç ayırmadan destekledi...Halk, sanatçıya sahip çıkmıyor diyorsunuz; oysa, asıl "sanatçı" halkına sahip çıkmadı bu ülkede...Siz de hala %50 takındısı dillerdiriyorsunuz...Yüzde elli, bir gerçek değil mi?...Ayrıca, sanatçıdan yola çıkıp darbecilerle iş görmekten tutuklu "gazetecilere" ve doktorluktan çok Sayın Demirelle birlikte siyaset yapan Haberal'a sözü getiriyorsunuz...Yazının sonunda bir "Silivriye özgürlük" demediğiniz kalmış...Biz sanatçılarımızı sevelim, sayalım ama onlarda bizim reyimizi saysınlar...Öyle, siyasi iradeye "el koymak" gibi darbeci jargonu sanatçılara yakışmaz...Tabii, eğer gerçekten sanatçılarsa...Selamlarımla

ali açıköz 
 06.03.2012 0:00
Cevap :
çoğunluğa her zaman saygı duyulur ama ezici çoğunluk kabul edilemez bence  06.03.2012 21:46
 

Merhabalar Mustafa Kemâl Atatürk "size ölmeyi emrediyorum" demiş taarruzda.Ölmek ama kazanarak ölmek vardı dediğinde.Böyle düşünmeliyiz diyorum ben de. Teşekkürler paylaşımınıza

SAHAFÇA 
 05.03.2012 22:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 333
Kayıt tarihi
: 08.11.08
 
 

Tiyatro sanatçısı Nedim Saban'ın tiyatro, sanat, siyaset, günlük yaşam ve medya üzerine yazıları ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster