Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mayıs '11

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
1926
 

Şimdiki Zamanda Yaşama

Şimdiki Zamanda Yaşama
 

(Ruz-i Elest den, ve onun yazarından)
 

Her insan mutlu olamaz... 

Çünkü gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını. Ve hiç hak etmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü. 

Her insan mutlu olamaz... 

Çünkü gereğinden fazla özler hayatından çıkanları, hak ettiğinden daha büyük umutlarla bekler hayatına girenleri. Ve asla göremez yanı başındakileri. 

[ Tolstoy ] 

 

Jill Bolte Taylor nöroloji uzmanı bir doktor kendisi, yaklaşık 10 küsür sene önce kendisine gelen bir inmeyi bir iç görü darbesi olarak betimlendiriyor. Bunu uygulamalı olarak dinleyicilere anlatıyor. Beynin sağ ve sol olarak iki yarım küresi olduğunu ve bunların aralarında takriben ''Corpus Callosum '' adı verilen 300 milyon hücre ile birbirlerine bağlı olduklarını, kadavradan elde edilmiş gerçek bir beyin üzerinde anlatıyor..Tabi seyirciler arasında olup da böyle bir reel referanslı bir sunumdan etkilenmemek mümkün değil. Bu girizgâh neticesinde zira tüm seyirciler pür dikkat onu izlemek de çünkü bundan sonra anlatacaklarını merak ediyorlar... 

Miss Taylor başlangıç için istediğini elde ediyor. Başından geçenleri öykülendirmeye başlıyor: Bir sabah uyandığını rutin olarak kahvaltısını yapmadan evvel duşa girdiğini, duştan çıktıktan sonra bir den bire zaman ve mekân kavramını yitirdiğini, etrafında olup bitenlerin farkında olmakta ki yetisini kaybettiğini, konuşmasının ve hareketlerinin yavaşladığını hatta giderek azaldığını seyircilere aksettiriyor. Seyirciler olayın gidişatını o kadar merak etmişler ki bende bunu internetteki bir video görüntüsünden izlerken, ortamda en ufak dikkati bozacak bir hareket olmayışından anlıyorum. Neyse, en sonunda kahramanımız kötü giden bir şeylerin geçte olsa farkında olup bir den hatırlayamadığı telefon numaralarını, masasındaki kartvizitlerden tanıdık birinin telefon numarasına ulaşıncaya kadar çalıştığını, normalde belki de on beş saniyelik işi bir saat e yakın gayet yavaş bir şekilde yaptığını, en sonunda bir iş yerindeki bir arkadaşının telefonunu fark edip onu aradığını söylüyor. Mis Taylor tabii ki bu kadar slov çekimli yaşadığı sabah hayatında, telefon numaralarını da gayet yavaş çevirmesi normal olsa gerek. En sonunda tanıdık bir ses karşısına çıkıyor, ona meramını anlatmaya başlıyor ama telefonun karşısındaki arkadaşı anlamsız, adeta vovuldama tarzı gelen ve gayet ağırdan, yavaş muğlâk bir şekilde anlatılmaya çalışılan bu konuşmaya önceleri bir anlam veremiyor. Ama arkadaşı ferasetli bir insan olacak ki kötüye giden bir şeylerin olduğunu fark edip hemen onun evine ambulans çağırıyor ve Mis Taylor hastaneye kaldırılıyor. Hastanede konan tanı, beynin sol yarım tarafında büyük bir hematom olduğu ve Mis Taylor'ın operasyona alındığı... Tabi kahramanımız bunları anlatırken, vücudunun tek, tek yönettiği organlarına sözünü geçiremediğini vücudun etrafında ki şeylerden yalıtıldığını kozasından çıkan bir kelebek misali yavaş, yavaş büyüdüğünü her şeyin slow çekime bağlandığı, şu anki durumu neyse o ana odaklandığını ve garip bir mutluluk havası oluştuğundan dem vuruyor. Anlatırken de bizi ilgilendiren bu kadar çok dünya işlevlerinden yalıtıldığı için garip bir iç görüsel tebessümel mutluluk yakaladığını ifade etmekte..Gayet etkileyici bir sunum etkilenmemek na mümkün... 

İşin biraz fizyo-anatomisine girersek; Beynimizin kabaca sol yarım küresi devamlı mütemadiyen bizlerle konuşur. Bu gün şu randevun var; Hasan bana neden öyle yan baktı?; Ay sonunu getirebilecek misin?; Elinde biraz para var borsaya yatır; Hmm şimdi eline koz geçti o adamdan öc al;Sevgilin sana ihanet etti sen bunu hak etmedin, sen de ona bir karşılık vermelisin; Şimdi duşa gir dişlerini fırçala; Bu gün yine hanımınla bundan dolayı kavga edeceksin vsvs....Düşünsel süreçler silsilesi, Hele, hele kafaya bir şey takarsanız mesela borcunuz gibi, aşk acısı gibi bu artık bir anafor halini alır. Git geller, geçmişe dönüş anılarda seyahat, tekrar günümüze geliş nerde hata yaptık soruları, işin içinden bir türlü çıkamayış ve bant tekrar geri sarar aynı şeyler mütemadiyen düşünür ve tekrarlarsınız. Tam anlamıyla yirmi dört saat hiç susmayan bir gevezedir beynimizin sol yarım küresi. Allahtan sekiz saatlik bir uyku varda orada bir nebze olsun susar… 

Ama sağ yarım küremizin bütün bunlarla hiç ilgisi yoktur o sadece anı yaşar. Onun için önemli olan bu andır. Şimdidir onun için ne geçmiş vardır ne de gelecek sadece o an vardır. Sahibinin o anın farkında olmasını sağlar. Tıpkı kim gibi yukarıdaki örnek de olduğu üzere, Miss Taylor gibi ama onun ki gayri ihtiyari yani sol yarım küre hematomdan dolayı iflas etmiş olduğundan, o an ne keder ne üzüntü kalmış, ilgilendiği hiç bir şey yok ve içindeki geveze adam susuyor, beyninin sağ yarım küresi baskınlaşıyor. O anki yalıtılmış halini sessizliğin mütebessim halini yaşıyor. 

Dan Millman ın ''Dingin Savaşçı'' filminde Sokrates adındaki aydın kişi, kahramanımızı eğitimsel bir süreçden geçirirken zihnimizde düşünsel boyutta o kadar çok çer çöp şeyler ve gereksiz ayrıntıları düşündüğümüzden bahsederek şimdiki anı yaşamanın önemli ve çok önemli bir güç olduğunu vurguluyor. Roman kahramanımız 

-Nasıl? 

Sorusunu sorar iken bir den onu tuttuğu gibi köprüden nehre atıyor. Tabi düşerken çıkardığı ahhh sesi; Kahramanımız: Sudan çıktıktan sonra,  

-Neden böyle yaptın? Sorusuna 

-Sana şimdiki anı yaşamanın deneysel boyutunu anlattım, diyor. 

-Nasıl diyince? 

Düşerken çıkardığı ahhh sesine vurgulama yapıyor..Ne kadar ilginç değil mi? 

Siz düşerken sadece düşme anına odaklanırsınız zihninizde o an hiç bir şey yoktur Ne arkadaşınızın size öfkesi? Ne çektiniz aşk acısı? Ne borçlarınız? Ne de geçim sıkıntınız. 

Beyninizin o an emirler veren geveze tarafı geçici olarak devre dışı kalmıştır. O anı yaşayan sağ taraf baskınlamıştır. O an gelecek geçmiş kaygısı yoktur..Hayat da işte böyledir önemsiz, gereksiz ve /veya gurur meselesi yaptığımız bir yığın gereksiz düşünsel sil sileri önemsenmeyecek kadar kısadır. 

Konuya bir başka örnekle açıklık getirmeye çalışalım: 

Melek hanım park da oturmakladır, o gün sevgilisinden ayrılmıştır, belki de ayrılmayı hiç istememiştir. Anılar silsilesini kafasında oluşturmuştur. Tıpkı bir film gibi, acaba şurada şöyle davranmamalı mıydım ki der? Yok, yok o da şurada şunu yaptı, sonra zamanı bir daha geriye sarar tekrar düşünür ve ya sevdiğinin varsaydığı ihanetleri aklına gelir, hak etmediği muamele muhatap olduğunu düşünür. Belki de beni hiç sevmedi der aklınca; Oysa Melek hanım gerçekte şimdi ne yapmaktadır. Evet, şu an ne yapmaktadır sadece parkda oturup kuşların şakıyan namelerini dinlemektedir. Bir son bahar günün de parkın sararan yapraklarına, teker teker düşerken şiirsel tablosuna bakmaktadır. Bir de şimdiki zaman ı yaşar. O an ne acısı kalmıştır nede menfi düşünceleri. Tabi bunları anlatırken Melek hanımın bütün bu olumsuzluklara rağmen, şimdiki zamanda yaşama yetisini ve koordinasyonunu geliştirdiğini farz ediyoruz. Evet, kahramanımız, her şeye rağmen o anda yaşama prensibini hemen iç görsel olarak kendince devreye sokar. Ne olmuştur? Melek hanımın, ne gelecek kaygısı ne de geçmişin hüznü kalmıştır. O an kahramanımız spiritüel yaptığı manevrayla kendini rahatsız eden düşüncelerden kurtulmuştur; Zira geçmiş geçmiştir. Bir önemi yoktur sadece yeri geldiğinde çıkarılacak dersler vardır. Gelecek de henüz gelmemiştir. Gelecek de insanı hangi sürprizlerin beklediği meçhul ve onu düşünmenin manası yoktur. Melek hanım şimdiki anı yaşamaktadır. O anın tadını çıkarmaktadır. Zira Melek Hanım şu an parktadır ne geçmiş de ne gelecek de... 

Miss Taylor ve Melek hanım dan çıkarılacak çok şeyler vardır. İnsan bunu kendi kendine sürekli tatbik ederek şimdiki anı yaşayarak egemen bir güce dönüştüğünü hisseder. Geçmişin olumsuzluğu ve geleceğin kaygılarından uzaklaşabilir. Yani yetkiyi sağ beyin yarım kısmına vermek ve onu yetkinleştirmek lazımdır. Geveze tarafınız mütemadiyen ya gelecekden yana yada geçmişden yana konuşur, ama onu dinlemez şimdiki anı yaşarsanız, spüritiel bir güç haline dönüşebilirsiniz.Kendinize devamlı şu soruyu sorun!: 

Senin için zaman ne?; Cevap= Şimdi 

Nerdesin? Cevap= Buradayım 

Sen nesin? Cevap= Bu anım... 

Bunlar şimdiki anda kalmak için sizin silahlarınızdır. Şimdiki an da yaşadığınız müddetçe sizi mütemadiyen meşgul eden borçlarınızdan , geçim derdinden, aşk acısından, yaşadığınız olumsuz polemiklerden, gelecek kaygısından bahseden, geveze tarafınızdan kurtulmak kuvvetle muhtemeldir..Ben bile doktor olarak nöbetlere gelirken bir önceki gün de ertesi gün nöbet var diye o anımı hep nöbet öncesi günümü, acaba nöbetler de ne başıma gelecek nelerle karşılaşacağım stresi ile geçirirdim. Oysa daha nöbet başlamamıştır ve ben beni neyin beklediğini bilmemekteyim dir. Ve o günün tadını çıkarmak varken anlamsız çer çöp kabili düşüncelerin ortasına atmak ne kadar zahmetli ve gereksiz bir iş olduğunu varın siz düşünün. 

İşte o an hep bu soruları sormuşumdur. Kendimi şimdiki ana sabitleyerek bu stresden kendimi kurtarmışımdır. Hep şimdiki zamanda kalarak, ruh halinizi mutlu kılmak çok uzak olmasa gerek.25.05.2011 

Tufan Soydabaş 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1028
Kayıt tarihi
: 23.04.11
 
 

25.06.1965 Konya'da doğdu, ilk ve orta ve lise yıllarını Konya'da okudu. 1989'da Selçuk Üniversit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster