Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '13

 
Kategori
Sınavlar
Okunma Sayısı
222
 

Sınav kaygısı : Milyonlarca Genç yan yana yarışta (değil tabii ki)

Sınavlara yaklaştık, son düzlüğe girmek üzereyiz. Öğrenciler derslere girdiler, dersaneye gittiler, özel ders aldılar ve devam ediyorlar, amaç havalar ısındıktan sonra girecekleri sınavlardan iyi puanlar almak, hedefledikleri okullara girmek.

Bu yazımızın konusu öğrencilerin bütün çalışmalarını, çabalarını yok etme potansiyeline sahip, sınav kaygısı ruh durumu. Net şekilde, sınav kaygısı bir ruh durumudur.

Sınav kaygısı; sınav sırasında bildiklerin unutulmasına, karıştırılmasına, zamanı yetiştirememeye, salondaki minicik sesleri kafaya takmaya, dikkatin dağılmasına yol açar. Terleme, mide-bağırsak problemleri, sıkıntı basması, nefes alamama, uykusuzluk, iştahsızlık gibi belirtiler gösterir. Bizim amacımız sınav kaygısı neden ortaya çıkar, nasıl ortadan kaldırılır konularını irdelemek ve çözüm yolları sunmaya çalışmak.

Konunun uzmanları sözleşmişler gibi makul miktarda kaygı gereklidir diyorlar. Öyle tabii ama aslında sıradan kişiler açısından bakınca, bu duyguya kaygı ismi vermek, konuyu içinden çıkılmaz bir yere götürür. Çünkü bu duygu zaten itici güç ve motivasyon kaynağıdır. Kaygı çok başka şeyler ifade eder. Biz buna heyecan desek yeterli. Şöyle bir heyecandan bahsediyorum; yılların profesyonel futbolcuları bile her maçtan önce heyecan hissederler, sahaya çıkıp o tribünleri gördüklerinde heyecanlanmayan yoktur. Kimisinin heyecanı çabuk geçer kimisinde maç başlayana, top ayağına gelene kadar sürer. Doğrusu önemli maçlarda top ayağıma gelene ve o ilk topu kullanana kadar bendeki heyecan geçmezdi, hele bir de iyi bir şey yapmışsam müthiş bir özgüven oluşurdu.

Sınav kaygısının temelinde özgüven eksikliği ile sevilme, değerli bulunma ve onaylanma ihtiyacı vardır. Bu duygular çocukta zamanla oluşmuştur. Böyle bir konuyu incelerken ebeveynlerin tavır ve davranışlarını da göz önünde bulundurmalıyız. Öyle ya, çocukta ortaya çıkan bu sorun ebeveynlerin yaklaşımlarının sonucu olabilir. Doğanın kuralı gereği zehri biliyorsak panzehiri de aynı maddeden, ebeveynlerin yaklaşımlarından yapacağız. İşimiz oldukça kolaylaştı. O zaman çocuktaki özgüven eksikliği ve onaylanma ihtiyacı nereden kaynaklanmış olabilir ona bakalım; mikrofonlarımız geçmişte !

Burayı takip eden, merak eden insanların hepsinin bildiğini tahmin ettiğim ama yeniden hatırlatmak istediğim bazı yanlış yaklaşımlar var. * Örneğin çocuğu kendi hayallerine göre dizayn etmeye çalışmak. Ebeveynin kendi hayali olan bir mesleği çocuğunun seçmesi için yaptığı iyi niyetli baskı, kendisi yapmak isteyip de yapamadığı bir şeyler, örneğin piyano çalmak, bale yapmak gibi. * Başka bir yaklaşım öğrenciyi kıyaslamaya tabi tutmak. Arkadaşı, kuzeni, kardeşi, komşunun çocuğu ile öğrencinin başarılarını kıyaslamak ve elbette diğerlerini daha değerli bulmak. * “Ben senin yaşındayken” ile başlayan nutuklar. Bu konuya girmek bile istemiyorum. * Her ebeveyn çocuğunun önce mutlu olmasını ister. Genellikle mutluluğun iyi bir gelirden geçtiği öngörülür ve çocuğun iyi bir meslek seçmesini ister.  İşte çatışma burada başlayabilir. Çünkü mutlulukla ebeveynin seçtiği iyi meslek, çocuğun istedikleriyle örtüşmeyebilir. Benzeri şekilde istenen okul çocuğun kapasitesini aşıyor olabilir. Doğaldır ki çocuk arada kalır, strese girer. * Bir de hatırlatma yapmak isterim. Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma. Bu sözü hepimiz duymuşuzdur. Ben 70’li yılların sonlarında ahlak dersinde duymuştum ilk kez. Konumuzla ilgisi şöyle; tam evden çıkıp işe giderken çocuğunuz gelse ve kendi işinizle ilgili mesela “bu satışı bağlaman zor ama sen yine de bir dene bakalım, bol şans” dese kendinizi nasıl hissedeceğinizi bir düşünün derim.

Buraya kadar yazdıklarımız öğrencilerin sınav sorumluluğundan kurtulmasına yol açmasın. Yani, “anne-babam beni strese sokuyor” kolaycılığı kendilerine bir şey katmaz, aksine hedeften uzaklaşmalarına sebep olur. Sevgili öğrenci, tamam çuvaldızı başkasına batır ama iğneyi kendine saplamayı da unutma.

Aslında ebeveynler ve öğrenciler için sınav kaygısından kurtulmanın yolu çok zor değildir. Direkt konuyla ilgili kısımdan başlayalım. Ebeveyn ve çocuk kadar birbirini iyi tanıyan kimse yoktur. Bunu bilerek karşılıklı oturup konuşarak meslek seçimi ve hedefler konusu irdelenebilir. Hiç zor bir şey değil. Tabii ki “bu işi sen yapamazsın” , “sen buraya giremezsin” gibi can sıkıcı eleştirel bir yaklaşımla değil. Çünkü henüz kendi yorumlarımızı yapma aşamasına gelmedik.

Sınav bir zar atma işi veya spor müsabakalarında arada sırada olan sürpriz sonuçlara açık değildir. Bulanık suda balık avlamaya çalışmanın anlamı yok, bilimsel bir yol tutarak elimizdeki verilerden yararlanacağız. Meslek seçimi konusundan sonra öğrencinin deneme sınavları, okuldaki notları gibi eldeki verileri masaya koymak gerekir. Bu verilerden öğrencinin hangi dersten ne kadar başarılı olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Böylece öğrencimizin sınavda hangi branşta daha başarılı olabileceği ve hangi puan türüne göre aşağı yukarı hangi okullara girebileceği belli olur. Bu sayede aday olunacak bölüm sayısı büyük ölçüde filtrelenmiş olur, elenir. Aynı verilerden yola çıkarak ve hangi okulun kaç puanla öğrenci kabul ettiği verilerini de değerlendirerek öğrencimizin aday olabileceği okullar belirlenebilir.

Dikkat edilmesi gereken ve gözden kaçırılmaması gereken önemli bir konu var, sınava kadar öğrencimizin gösterebileceği gelişme. Elimizde potansiyeline ait veriler bulunan öğrencimizin, kendini geliştirme ihtimalini, sınava kalan süre ve öğrencimizin çalışma temposu ile birlikte değerlendirmemiz bize en doğru sonucu verecektir.

Uzun uzun anlattıklarımdan çıkacak sonuçlardan biri de; medyanın abartılı şekilde verdiği milyonlarca gencin yan yana bir yarışa kalktığı haberlerinin doğru olmadığı gerçeğidir. Medya böyle haberleri abartmayı sever, kanmamak lazım. Zira; milyonlarca gencin hepsi aynı hedefe koşmaz. Çok fazla farklı hedefe çok farklı tipte öğrenci depara kalkar. Kriterlerimizi meslek-üniversite-bölüm olarak daralttığımızda, yarışa giren öğrencilerin sayılarının aslında abartıldığı kadar olmadığı barizdir. Çok farklı kategoride yarışlar vardır, inanmazsanız bugün (9.Mart.2012) İstanbul’da başlayan Dünya Salon Atletizm Şampiyonasına bakın. Milyonlarla yarışa girme fikri bile strese ve sınav kaygısına sebep olur elbette. Bir konuyu daha açıklığa kavuşturarak kaygıyı biraz daha azaltmış olduk.

Bunları neden yapıyoruz? Öğrencimizin kendisi ve ailesi açısından gereksiz beklenti yaratmamak, sonrasında hayal kırıklığına sebep olmamak için bu çalışmayı yapmanın büyük yararı olur. Tünelin ucunda gördüğümüz ışığın üzerimize gelen tren değil de çıkış noktası olduğunu görebilmek moral ve motivasyon sağlar. Bu değerlendirmeler elbette sınava hazırlık sürecinin başlarında yapılırsa çok daha iyi.

Okula devam eden, dersaneye giden, derslerine çalışan, kapasitesine göre hedefini belirlemiş, ebeveynlerinden gerekli desteği almış öğrencilerde yine de sınav kaygısı oluşabilir. Bütün dikkati sorulara ve cevaplara vermek için sınav kaygısını çalımlayıp geçmek için ruhumuza ve bedenimize idman yaptırmalıyız. Şöyle ki; Karamsar falcılık tabir edilen hep kötüyü düşünmeden kurtulmak lazım. “Oğlum dikkat et düşeceksin” dediğinizde oğlan düşer. Sakınan göze çöp batar diye konuyu çok iyi açıklayan bir atasözümüz vardır, dikkat. Planınızı iyi yaptıysanız, hedeflerinizi doğru belirlediyseniz ki mutlaka bunların hakkını vermişsinizdir, çünkü uzun uzun düşünerek verdiğiniz kararlardı bunlar, karamsar olmaya gerek yok. Merak etmeyin, bildiğiniz sorular gelecektir. Çünkü iyiler daima kazanır.

Hayat sadece dersler ve sınavdan ibaret değil elbette. Kendinize zaman ayırmayı unutmayın. Yoğun çalışan insanların deşarj olmaya çok daha fazla ihtiyaçları vardır. Konsere gitmeyi de, müzik dinlemeyi de, sevdiğiniz sporu yapmayı da, bilgisayar oyunu oynamayı da bir kenara itmeyin. Bunlar sizin deşarj yöntemlerinizdir. (bu konuda da şöyle bir yazı var : http://www.ugurkirgoz.com/yazilar_detay.php?yazi_id=8&yazi=Stres-ve-basa-cikma-yollari-yok-daha-neler- ) Bir hatırlatma; spor ve dans gibi fiziksel aktiviteler vücuttaki adrenalinin tükenmesini, yerine mutluluk hormonu seratonin salgılanmasını sağlar. Bu tip yazılarda danstan bahsedilmemesi çok ilginç.

Düzenli ve kaliteli beslenme ve uyku çok önemlidir. Her insan için önemli olduğu kadar önemlidir de sınavlara hazırlanan öğrenciler ile sporcular açısından önemi benzerlik gösterir.

Öğrencimiz ve ebeveynlerinin kullanacakları kelime “endişe etme” değil, “rahat ol, kendine güven” olmalıdır. Şaka gibi gelmesin, büyük faydası olur bu tip yaklaşımların, yeter ki yapmacık değil samimi olsun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2013
Kayıt tarihi
: 09.10.08
 
 

İ.T.Ü'den mezun İşletme Mühendisi Kişisel Gelişim Uzmanı Yaşam Koçu Öğrenci Koçu ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster