Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '09

 
Kategori
ÖSYS
Okunma Sayısı
490
 

Sınavlar ve katsayı adaletsizliği

Sınavlar ve katsayı adaletsizliği
 

öss yolcuları


Ülkemizde son 40 yıldır üniversiteye girme sorunu yaşanmakta. Ülkemizin geleceğini doğrudan ilgilendiren bu üniversiteye girebilme sorununu hiçbir iktidar ve onun yönetimindeki teknokratlar çözemediler. Ülkemizde kaç iktidar, kaç milli eğitim bakanı, kaç YÖK ve ÖSYM başkanı değişti, hiçbiri ilmi manada bu konuyu ele almadı. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Milli Eğitim politikası uzun vadeli, siyaset üstü bir politika amaçlanarak çözülmeliydi. Bizdeki iktidarlar böyle bir politika geliştirip meseleyi çözemediler/çözmediler. İnsanın aklına ikinci seçenek, çözmediler seçeneği geliyor ister istemez.

Bu olayın çözümü; milleti oyalamak, terbiye etmek, eldeki bu kozu kullanmak, oy devşirmek için sürekli erteleniyor. Sorunu özellikle çözmüyorlar, çözdürmüyorlar. Bu kadar önemli, ülkenin varlık ve beka davasını özellikle siyasallaştırdılar ve her meşru iktidar ve kendini iktidar yerine koyanlar bundan nemalanma yolunu seçti, tıpkı bir bölge halkını yıllarca potansiyel oy deposu gördükleri gibi. Bu mesele öyle siyasallaştırıldı ki; siyaset işi çözmeye çalışırken hukuk(özellikle barolar) ve bürokrasi, bürokrasi işi çözmeye çalışırken siyaset işi bozuyor. Aynı şekilde siyasetin bir kanadı meseleyi çözmeye çalışırken diğer kanadı sorunun çözülmesine engel oluyor. Hem muhatabının puan(!) kazanmasını istemiyor hem de kendileri aynı şeyi ileride koz olarak kullanmak istiyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Olan yavrularımıza, gençlerimize, ülkenin geleceğine oluyor. “Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizin eseriniz olacak” diyen M. Kemal Atatürk’e böyle yaparak ne söylemiş oluyorlar? Senin gençliğini öyle bir oyalar, perişan ederiz ki zavallılar hiçbir eser bırakamazlar. Onların üzerinden silindir gibi geçer, “pembe panter” haline getiririz ki senin heykellerine bile taş atar hale gelirler mi demek istiyorlar? Kısaca aşağıdaki çimenlerin ezilmesi hiç önemli değil, önemli olan bizim yukarıda tepinmemizdir mi denilmek isteniyor?

Milli Eğitim sistemi eksikliklerle dolu bir sistem. Düşünün ki ilkokul 1’den itibaren 12 yıl bir öğrenciyi (bir yavruyu) tek bir sınav için oyalıyorsunuz. Ailenin amaçlamış olduğu hedef, çocuğun amaçladığı hedef olmuyor; çünkü çocuk içinde bulunduğu ruh halini o yaşta anlayamıyor. Aile gelecek kaygısıyla çocuğunu 12 yıl hipodromda koşacak bir at(!) gibi yetiştiriyor. Yarış koşulları birileri tarafından sık sık değiştirildiği için at(!) tökezliyor, yarış dışı kalabiliyor. Birileri yarışçıların başarı beklentilerine çomak sokuyor, gençleri kovanı dağılan arılar gibi ortalığa salıyor. Arıların birbirini sokmasını amaçlıyorlar. Bu şekilde kavgalı yeni bir kitle daha yaratılmaya çalışılıyor. İsteyerek veya istemeyerek “düz liselilerle meslek liselilerin çatışması” diye bir durum ortaya çıkarılırsa hiç şaşırmayın. Çünkü, ne yazık ki adaletsizliğin sonuçları kendisini hep sokaklarda gösterdi bu ülkede.

Eğitim sisteminin bozukluğundan bahsediyordum. Bu sistem çocuklarımızı ne hale getiriyor biliyor musunuz? Öncelikle sevgisiz bir nesil yetişiyor. Sadece kitaplara mahkûm edilen, istemeyerek, zevk almadan çalışmak zorunda olan, hürriyetini kaybetmiş bir gençlik yetiştiriyoruz. Bu gençlik anne-babayı sevmiyor; çünkü zorla çalıştırılıyor. Devletini sevmiyor; çünkü çoğunluğu hayat yarışından sınavlarla eleniyor. Komşularını sevmiyor; çünkü komşu çocuklarıyla kıyaslanıyor, yarıştırılıyor. Evde insani özelliklerini kaybetmiş, dağınık yaşayan, temizlik gibi insani şeylere önem vermeyen bir nesil... Rüşvet bekleyen, rüşvet verildikçe daha çok çalışan bir canlı tür(!)ü haline geldi çocuklarımız.

Bu sistemde öğrenci öğrenmiyor, ezberliyor. Ezberlediklerini kısa sürede unutuyor, gerçek hayatta kullanamıyor. Test mantığı öğrencinin zekâsını geri bırakıyor, düşünme kabiliyetini köreltiyor, öğrenci kendisini cümlelerle ifade edemiyor. Bu gerçek ortadayken resmi okullar da öğrenme ilkesinden uzaklaşıp, işin kolayına kaçan, sadece test mantığıyla düşünen öğrenci yetiştirme yolunu seçti. Bu son derece tehlikeli bir durumdur.

Ülkemizde bilimsel tarafı tartışılır milyonlarca test, soru bankası ve SBS-ÖSS kitapları her yıl bir defa kullanıldıktan sonra çöpe atılıyor. Burada harcanan milli servet yüzlerce okulun açılmasına, binlerce öğretmenin o okullarda görev yapmasına vesile olabilir. Bu durumda dershaneler de devletin yanlış politikası sonucu ortaya çıkan bir talebin meşru yoldan karşılanma yerleridir; ancak bilimsel kurumlar değildir.

Sınav sisteminin zararlı yönleri anlatmayla bitirilemez. Biz son on yıllık katsayı adaletsizliğinin yeniden hortlatılmasına mevzuuna gelelim.

Son 10 yıldır filler ve çimenler benzetmesindeki gibi üstte fillerin tepiştiği, altta çimenlerin ezildiği bir katsayı sorunu yaşıyoruz. Kimi bu işe özgürlük perspektifinden bakarken kimileri de yurt dışındaki mesleki eğitim kriterleri ile kıyaslayıp (bu bir kaçış yoludur) işi vatan-millet meselesine çevirmiş durumda. Ülkemizde eğitim politikasının bilimsel yönü olmadığı için ikinci görüşte olanlar çocuğu doğduğu aileden dolayı yargılama yapmış gibi oluyor. Çünkü çocuk okuduğu liseyi bilinçli bir şekilde, kendi iradesiyle seçmiyor. Dolayısıyla yapılan iş “kaçak güreşmekten” farksız oluyor. İşin özü, bu tür değerlendirmelerin doğruluğu biraz da nerede durulduğuyla alakalı. Bir grup, meseleyi insan hakları acısından ele alırken bir grup insan da meseleyi laik cumhuriyet penceresinden ele alıyor. Oysa daha dün ilköğretim 5. sınıfta okuyan kızımın sorusunu çözerken soruda temel haklarımızdan birinin ”eğitim hakkı” olduğunu gördüm. Biz bu hakkı bebek denecek yaşta çocuğa öğretirken aynı hakkı o çocuk genç yaşa geldiğinde elinden alıyoruz.

Şunu hiç kimse inkâr edemez. 1999 yılına kadar ÖSS’ye girmenin önünde bir ayrım yoktu. Herkes eşitti. 28 Şubat döneminde şöyle bir şey yapıldı. Herkes eşit ama bir kısmı biraz daha eşit(!) olmalı dendi ve bir katsayı ucubesi ortaya atıldı. Aynen Temel’in Amerika’da yaptığı gibi.

Temel, Amerika'da otobüs şoförüdür. Bir gün otobüste siyah-beyaz tartışması baş gösterir ve bizim Temel'in sinirleri tepesine vurur. Havaya iki el ateş eden Temel;

— Bundan sonra siyah beyaz yok, hepiniz yeşilsiniz, diye bağırınca otobüs eski sükûnetine kavuşur. Daha sonra dikiz aynasından yolcuları izleyen Temel otobüsü ani bir frenle durdurur ve ekler;

— Şimdi koyu yeşiller arkaya, açık yeşiller öne otursun.

Kendilerince hayal ettikleri ülke şartlarına göre tehlikeli gördükleri bir kurumun öğrencilerinin önünü kesmek için gerçekten ülkenin tüm dağlarındaki ve ovalarındaki çimleri ezdiler. Burada en çok kaybeden ülkemiz ve sanayimiz oldu; çünkü diğer meslek liselerini de bitirdiler. Ara eleman, kaliteli ara eleman ihtiyacı giderilmedi, üretim öldü… vs. Bu kadar genç, işsiz ve diplomasız kaldı. Onun yerine kalitesi meslek liseleriyle kıyaslanamayacak MYO’ları neredeyse her köyde açıldı. Teorik derslerle ara eleman yetiştirilmeye kalkışıldı.

Peki, katsayıya neden ihtiyaç duyuldu? Bir kere ülkemizin dinamiklerini elinde tutanlara sormak lazım. O döneme kadar mesleki eğitim almış gençlerin kendi alanları dışında bir alanda eğitim almaları sorun olarak görülmüyorken, 1999’un o sürecinde yaşanan gelişmeler bu kararın alınmasında neden etkili oldu? Toplumun bir kesiminde; özellikle imam hatip mezunu gençlerin hukuk, kamu yönetimi ve tıp fakültesi gibi bölümleri okuyarak idareci statüsüne gelmeleri, bu durumdan rahatsız olanların sınav sistemini sorgulamalarına ve topluma sorgulatmalarına sebep oldu. Bu olayın siyasi tercih olduğu hususuna fazla girmek istemiyorum. Çünkü bunu sağır sultan bile biliyor.

Bu olaya karşı olanlar neden karşılar? Her şeyden önce bunu bir eşitlik sorunu olarak görmekteler. Bu bakış insan fıtratının gereği olan bir bakıştır. Öğrenci ailesinin yönlendirmesi veya zoruyla meslek lisesine gitmiş olabilir, bu onun geleceğini ipotek altına almayı gerektirmez. Eğer ortada anayasal bir hak varsa tamamen eşitlik ilkesine göre verilmelidir. Eğer bir meslek lisesi öğrencisi eşit koşullarda hukuk, tıp, mühendislik, öğretmenlik kazanabiliyorsa bu onun hakkıdır ve bu hak onun elinden alınamaz. Hele de diğer liselere göre çok daha az ders gördüğü ortamda bu başarısı ekstra takdir bile edilmeli; çünkü meslek liselerinde genel liselere oranla daha az matematik, sosyal ve fen dersleri görüldüğü malumdur. Herkesin testle yetiştiği, kimsenin doğru düzgün eğitim görmediği bir ortamda üniversite birinci sınıfı oryantasyon sınıfı yapılır ve sorun böylece çözülmüş olur. Yani liseden gelen eksiklikler üniversitenin birinci sınıfında giderilebilir.

Düz liseliler de katsayı olayından mağdur oldular bu sistemde. Aynı koşullarda Fen Lise’sini kazanıp ÖSS’de ilk bine girebilen bir öğrenci hukuk fakültesini okumak isterse katsayı engelini aşması mümkün olamayacaktır. Adaletsizlik her iki kesimi de etkiliyor bu durumda.

Gelelim öğrencilerin bu “kırk satır ya da kırk katır” olayına mahkûm edilmesine.

Meslek liseliler üniversiteye gitmesin veya kendi alanlarıyla ilgili bölümlere gitsinler. Boşuna mı devlet daha çok masraf ederek (imam hatiplerde öğrenci masrafı azdır) onları meslek liselerinde okuttu diyebilir yetkililer veya çokbilmişler. Peki, bu düşünceyi dillendirenlere mağdurlar adına şu sorular sorulsa ne derler acaba.

—Meslek liselerine aileleri çocuklarını bilinçli mi gönderdi?

—Öğrenciler kendi iradeleri ile mi meslek lisesini seçti?

—Okulun herhangi bir döneminde durumu idrak ettiklerinde, okul değiştirme şansı kendilerine tanındı mı?

—Birçoğu fakirlikten dolayı gerçek potansiyeline uygun bir okulda okuyamadığı için meslek lisesini tercih etmedi mi?

—Birçok veli, çocuğunu, inancını daha iyi öğrenir diye imam hatip lisesine göndermedi mi? Çocuğun bunda ne suçu var?

—Birçok aile kısa yoldan meslek sahibi olsun diye çocuğunu meslek lisesine göndermedi mi?

—Peki devlet ilköğretim çağındaki öğrencilere ve onların velilerine meslekler hakkında, üniversiteler ve üniversite sınavı hakkında bilgi verdi mi? Veli ve öğrenciler aydınlatıldı mı?

—Devlet kurumları ve özel sektör kendisini geliştirip, iş alanları açıp meslek lisesi mezunlarını işe alabildi mi? Devlet tarafından işsizlik sigortası yapılıyor veya maaşı ödeniyor mu?

—ÖSS sistemindeki değişikliklerden öğrenci ne zaman haberdar oluyor? İş işten geçtikten sonra, lise 3, 4. sınıflarda öğrenci değişimle karşılaşıyor. Ha kırk katır ha kırk satır. Ne fark eder.

Evet, gelecekte bu dünyanın sahipleri olacak gençlerimizi bu mağduriyetten kurtarmanın bir borç olduğunu idrak etmeliyiz. Bölücülüğü ve adaletsizliği ortan kaldırmalı, gençlerin yetenek ve arzularına göre gelişmelerinin önü açılmalı. Vatanını ve ülkesini seven, toplumla barışık, çalışkan ve üretken bir gençlik istiyorsak herkesi eşit koşullarda yetiştirmeliyiz. Ülkenin kaynaklarını herkese eşit oranda sunmak zorundayız. Bu anayasal zorunluluktur.

Bu özgürlük gençlere tanınmazsa; tinerci, anarşist, devlet malına zarar veren potansiyel suçlu bir gençlik yetişmesinde ÖSS’nda rol oynamış olur. Bu topraklara yakışmayan bir gençliği kendi ellerimizle yetiştiririz ki tarihimize hiç de yakışmayacak bir dönemi tarihin sayfalarına altın harflerle(!) yazmış oluruz.

Ey büyükler! Ey ipleri elinde tutanlar. İpin ucunu siyasete değil ilme tutturun. Yoksa karanlık bir geleceğin senaryosunu yazarsınız ki aydınlatması çok zor olur.

İsmet Yalçınkaya

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 137
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 1545
Kayıt tarihi
: 23.06.08
 
 

1963 yılı Trabzon Of doğumluyu. Emekli Öğretmenim Eğitimle ilgili konulara ilgim uzun yıllar önce..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster