Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Haziran '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1032
 

Sinek ve reenkarnasyon - (son)

Sinek ve reenkarnasyon - (son)
 

 

N’oldu, neden ağladın dedim, boş ver bişey yok dedi, kısa bir sessizlik geçişi haricinde ağlamasını gerektiren bir şey görünmüyordu ortada, gözyaşı çenesine kadar ulaşmıştı şimdi, alt dudağının sağ tarafını dişlerinin arasına alıp çiğnedi, burnunu çekti, yerimde öylece kalmış kızın suratında olan bitenleri izliyordum, ne tuhaf şeydi ağlamak, ben kolay kolay ağlayamazdım, hatta hemen hemen hiç, ama bunu bir başarısızlık saymam tabii, elimi cebime atıp mendil arandım, olmadığını biliyordum oysa, huyum değildi mendil falan taşımak, tüh mendilim de yok, alıp geleyim bir tane dedim, gitmene gerek yok bende var dedi, çantasını açıp mendil aradı, paketi bulması baya uzun sürdü, kadınların çantası çok karışıktır, içinde insan bile kaybolabilir, neyse buldu, önce gözlerini ve burnunun iki yanındaki iki ıslak izi, sonra da burnunu sildi, neyin var, niye ağlıyorsun dedim tekrar, soruma açık bir cevap vermek yerine, özür dilerim senin de canını sıktım dedi, yo sıkmadın ama merak ettim dedim, boşver dedi yine, ben de ısrar etmedim, ağıt yakmamı gerektirecek bir şey değildi neticede, kadınlar ağlar.

Ağlayan insan görmekten sıkılırım, içim daralır, boğulacak gibi olurum, sence hayat bir ceza mı ödül mü dedi kız birden bire, ıslak ve dolgundu sesi, ağlaması durmuş, yüzünü kurulamıştı, şaşırdım bir an, böyle bir soru beklemiyordum, bilmem dedim, biralarımız bitmişti, garsonu çağırmak için bakındım, birini çağırarak bir şey istemekten nefret ederim, sipariş için garsonun bizden tarafa baktığı bir anı kolluyordum, hadi bir şey söyle dedi kız, hayat bir ceza mı ödül mü, fikrim yok dedim, olsun bir şey söyle dedi yine, işe hiç o tarafından bakmadım, bana kalırsa hayat üzerinde yeterince çalışılmamış bir proje dedim, hımm dedi, evet, projenin hangi niyetle tasarlandığı da meçhul, kutsal kitapların bu konuda söyledikleri de bana pek ikna edici gelmedi, o nedenle çoktandır bu konularda düşünmeyi bıraktım dedim, garsonun bizden tarafa döndüğü anda elimi kaldırıp iki bira işareti yaptım, bir meyhanenin kaldırıma atılmış bir masasında hayatı sorgulamak bana göre değildi, sigaramı tazeledim, biralarımız da geldi, bardağı kaldırıp hadi salut dedim, nazdarovya dedi, kelime kulağıma yabancı gelmedi ama hangi dilden olduğunu çıkaramadım, zaten salut’un da nece olduğunu bilmiyordum.

Üzerinde yeterince çalışılmamış bir proje yorumun fena değil dedi kız, öyle mi, sevindim buna dedim, ama aslında konuyu kapatmak istiyordum, düşünme gerektiren şeyler beni sıkar, büyük bir keşif olduğunu sanmıyorum, bunu benden önce birileri mutlaka söylemiş olmalı dedim, olabilir, ben ilk defa senden duydum dedi, ama reenkarnasyon ve paralel evren ayakları doğruysa benim teori yatar dedim, reenkarnasyonun olabilirliğine inanırım ama sakat iş dedi, ciddi bir havası vardı, biraz önce ağlayan bu kız değildi sanki, neresi sakat diye sordum, dünyaya ne olarak yeniden geleceğime kendim karar veremedikten sonra napim reenkarnasyonu dedi, bilmiyoruz ki belki de kendin karar veriyorsundur dedim, sanmam dedi, niçin olmasın dedim, peki sen dünyaya şu az önce öldürdüğüm sinek olarak gelmeyi tercih eder miydin dedi, bilmem belki de isterdim ama ben istemesem bile isteyen birileri olabilir dedim, dünyada çok sinek var dedi, çok da aptal insan var dedim, hem bir insan neden tercih etsin sinek olmayı dedi, kısa ömürlü olması nedeniyle olabilir, bence sinek olmanın en önemli avantajı kısa ömürlü olmak dedim, hımm ilginç dedi kız, belki de kura falan çekiyorsundur, öyle bir şey varsa işim yaş, şansıma hiç güvenemem dedim.

Kız bu son dediklerimi büyük ihtimalle duymadı, çünkü bakışları bir noktaya kilitlenmişti, yoldan geçen bir kadına, siyah giysili, baş örtüsünden beyaz saçları taşmış, solgun ve ince yüzlü bir kadın, bizim kız hipnotize olmuştu adeta, anne diye fısıldadı, telaşla ayağa kalktı, kalkarken masaya çarptı, masadaki bardaklar sarsıldı, onun bardağı devrilmek üzereyken son anda tuttum, kendimden beklemeyeceğim derecede atik davranmıştım, yine de birkaç damla döküldü, kadın kendi halinde yoluna devam ediyordu, tam hizamıza geldiği anda kız kadına doğru yürüdü, kadın dönüp bizim kıza baktı bir an, göz göze geldiler, anne dedi kız, kadın şaşkın bakışlarla süzüyordu kızı, özür dilerim, özür dilerim deyip döndü kız, sandalyesine çöktü, dirseklerini masaya dayayıp başını ellerinin arasına aldı, kadın şaşkınlık ve üzüntüyle baktı bize doğru, sonra yürüdü gitti, bir ara arkasına dönüp baktı, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum, annen miydi dedim, cevap vermedi, omuzundaki ejderha hıçkırıklarla sarsılıyordu bu kez.

Parmaklarımın arasındaki sigara filtresine kadar yanıp geçmişti, kültablasına hızla bastırıp söndürdüm, yeni bir tane yaktım, etraf masadakilerin bize baktığını hissettim, sıkıldım, terledim, bir ter damlası ensemden kayıp ta kuyruksokumuma kadar indi, ne oluyordu bu kıza böyle, hesabı ödeyip onu masada öylece bırakıp gitmek istedim, ama gidemedim, bıraktım biraz yatışsın, özür dilerim, özür dilerim dedi tekrar, seni de sıkıyorum, allah allah, hayatı ondan bundan özür dilemekle geçecekti bu kızın, annem miydi diye tekrarladım az önceki sorumu, hayır, değildi, niye anne dedin, anneme çok benzettim de bir an, tıpkı kendisiydi, ama imkânsız, nasıl imkânsız, annem olamaz, çünkü annem yok artık, öldü, son günlerde hep böyle oluyor, hep birilerini ona benzetiyorum, sustum, ne yapacağımı şaşırdım, boğazıma bir şey takıldı, birayı dipledim, belki boğazımdaki o yumruyu götürür diye.

Birine üzülmek, bir şeye çok üzülmek, çocukluğumdaki o uğursuz günden beri ilk defa böyle bir şey hissediyordum, elim ayağım birbirine dolaşmıştı, ne diyeceğimi bilemiyordum, kalk bir lavaboya git yüzünü yıka dedim, evet, çok özür dilerim dedi, bırak şu özür kelimesini artık, özür dilemeni gerektirecek bir şey yok dedim, tamam dedi, kalktı, eşek kadar bir atsineği peydah oldu bu defa, masaya kondu az önce kızın bardağından dökülen birayı emmeye başladı, karasineğe göre kolay bir hedefti, sigara paketini elime aldım, onun umurundaymış gibi görünmüyordu, paketi tepesine indirip onu tahtalıköye postalamak benim gibi beceriksiz biri için dahi bir saliselik işti, ama vazgeçtim, bıraktım içsin kerata, bardağımın dibinde kalan birkaç damlacık birayı da masaya damlattım, inşallah garson görmemişti.

Kız lavabodan döndü, gözlerinde ağlamanın izleri okunabiliyordu hâlâ, sabahları çimlerin üzerinden yükselen kırağı buharının incecik pusu, yanakları hafiften kızarmıştı, tokasını çıkarıp ağzına aldı, birkaç basit ama ustaca el hareketiyle saçlarını tepesinde toparladı, oluşturduğu topuzu bir eliyle sabit tutarken boştaki eliyle dudaklarının arasındaki tokayı alıp taktı, küçük ve güzel bir gösteriydi bu, içimden alkışladım, kulakları ortaya çıkmıştı, biraz yelkensi bir kulak olsa da yüzüne yakışıyordu.

Annene üzüldüm dedim, hatta çok üzüldüm, uzun zamandır hiçbir şeye böyle üzülmemiştim dedim, özür dilerim elimde olmayan bir şeydi, seni de üzdüm dedi, özür kelimesine artık uyuz olmaya başlasam da bir şey demedim, paralel evren fikri bana çok yatıştırıcı geliyor dedim, maksadım konuyu biraz değiştirmekti, nasıl bir şey sence o dedi, buna mı diyorlar bilmem ama bence dünyamıza benzer milyonlarca dünya var, bu dünyalar arasında gezip duruyoruz, ve hayatlarımızı farklı biçimlerde yaşıyoruz dedim, hımm güzel, inşallah öyledir dedi, başka türlü bir anlam veremiyorum bu işe dedim, o dünyalarda anneler kolay kolay ölmez, babalar kaybolmaz, felçliler yürüyebilir, öldürmek isteyenin eli taş kesilir, delilik geçici bir sarhoşluktur dedim, hımm dedi sustu, sigarasından derin bir nefes çekip üfledi, hiç rüzgâr yoktu, duman tepemizde bir şemsiye gibi toplanıp kaldı bir süre.

Biliyor musun benim kanatlarım var dedi, biliyorum karnında dedim, hayır o gerçek kanat değil dövme dedi, ne yani gerçek kanadın da mı var dedim, evet gerçek kanatlar, insanı uçurabilen cinsten dedi, nasıl bişey böyle yarasa kanadı gibi zara benzer bi kanat mı, yoksa tüylü falan mı dedim dalgasına, hay allahım, sarhoş mu olmuştu, üzüntüden mi saçmalıyordu bu kız, inanılır gelmiyordur elbette sana, hatta benim delirmiş ya da kütük gibi sarhoş olduğumu düşünüyorsundur şimdi dedi, kusura bakma ama doğrusu tam da öyle düşünüyordum dedim, öyle düşünmekte haklısın dedi, ama kanatlarımın olduğu da bir gerçek dedi, gözlerini kapa dedi, niçin dedim, sen kapa gözlerini azıcık dedi, kapadım, kapar kapamaz kendimi yüksekte bir yerde buldum, daha doğrusu havada boşlukta, kızın kolları arasında, omuzunda zarımsı bir çift kanat vardı, beni kollarının arasına almıştı, akıl almaz bir hızla yükseliyorduk, oturduğumuz masa yuvarlak küçük bir bisküvi kadar kalmıştı, iki tarafında da iki adet ceviz olarak biz, yüksekten korkarım, nefesim kesilir gibi oldu, gözlerimi panikle açtım, gördün mü kanatlarımı dedi, gülümsüyordu şimdi, evet gördüm dedim.

Sinek masaya dökülen birayı emmeye devam ediyordu, kız sigara paketini eline aldı, gözünü sineğe dikti, paketi havaya kaldırdı, dur dedim, bırak öldürme, elini usulca indirdi, peki tamam dedi, sinek masada yalpalaya yalpalaya gezindi, sarhoş olmuş gibiydi, masanın ucuna geldiğinde kendini boşluğa bıraktı, tam yere düşecekken havalandı, zigzaglar çizerek gözden kayboldu.

 

***

 

BİTTİ

c. çelik 18 haziran 2010- istanbul

 

İlk bölüm: http://blog.milliyet.com.tr/Sinek_ve_reenkarnasyon/Blog/?BlogNo=247772

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok sürükleyici ve özgündü. Hemen diğer öykülerinizi de okumalıyım dedim ve siz mutlaka kitap çıkarmalısınız diye düşündüm. Sevgi ve saygılarımla...

sufi-su /Emel Yeşilkayalı 
 25.06.2010 21:08
Cevap :
Tavsiye ederim, Öykü kategorisinde epey var daha :) Çok teşekkür ederim. Onur verdiniz.  25.06.2010 23:19
 

cmylmz'yi izlemiş olsaydınız hatırlardınız. reankarnasyona inanan bi insanı taklit edip ''ben bi daha gelicem!'' der. sonrada o meşhur el hareketini yapar. sırf öykü kategorinizden bi kitap çıkar celal abi. çokta güzel olur hani kitap olsa.

Sinefilozof 
 22.06.2010 18:38
Cevap :
İzlemedim. Ama gözümde canlandırdım da komikti :) Zaten kitap yaparsam öykü kitabı olacak sadece.  23.06.2010 11:49
 

Reenkarnasyonla ilgili en güzel cevabı Cem yılmaz vermiştir bence. izleyenler bilir. neyse. bi ara dini bi tartışma yazısı okuycamı düşündüm. o denli felsefeye göz kırpmış. İlk bölümde daha yaratıcı cümleler ve paragraflar vardı ama bu kısımda fena değil. yeni çalışmalarınızı bekliyoruz Celal abi. saygılar...

Sinefilozof 
 21.06.2010 12:51
Cevap :
Cem Yılmaz ne demişti, duymadım valla, ama ilginç bir yorum olduğuna eminim. İnşallah hikayelerin devamı gelecek, bir kitap hacmine ulaşmasına az kaldı, bir-iki tane daha yazabilirsem hepsini tekrar gözden geçirip bir yayıncı aramaya başlayacağım :) Teşekkürler, selamlar...  22.06.2010 17:26
 

Anlatımın çok hoştu Celal. Detayları ince ince işlerken, kullandığın gündelik sözcüklerle o sohbet akışkanlığını iyi dile getirmişsin. Düşünce ile konuşma arasındaki süreçleri birbirine tırnak işaretleri vs olmadan yedirmen de bence başarılı bir üslup seçimi. Tek olumsuz eleştirim ise kadın karakterinin biraz abartılı olduğudur ve sonundaki sürrealist motif biraz sığ kalmış fikrimce. Ama bunlar, iyi bir hikaye yazarı olduğun gerçeğini gölgelemez ;))) Ellerine sağlık. Keyifliydi...

Nazan Adıgüzel Köseoğlu 
 20.06.2010 1:39
Cevap :
Karakterleri daha "yaşayan" ve somut kişiliklerden oluşturabilirdim ama tuhaf bir hikaye olsun istedim. Karakter tahlilinden ziyade bir durum tasviri çizmekti amacım. Eleştirilerinden her zaman yararlanmışımdır. Belki devamını yazarım, o zaman daha bir yerine oturur her şey. Güzel değerlendirmelerin için çok teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle...  22.06.2010 17:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3524
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster