Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ağustos '06

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
5786
 

Sinema: 7. sanat (mı?)

Sinema: 7. sanat (mı?)
 

Vizyona giren yabancı filmlerden çoğu Amerikan filmleri olup bizim de seçimimiz bu filmler arasından olmaktadır. Peki bu filmlerde sanattan bahsettmek ne kadar mümkündür?

Sinemanın kısa bir tarihçesine bakacak olursak ilk bıletli ve halka acık film gosterimi 28 aralık 1895'de Paris Capucines bulvarındaki Grand Cafe de Paris'de, cinematograf'in mucidi ve fotograf fabrikatoru louis lumiere ve kardesi auguste lumiere tarafından gerçeklestirdiğini, bu filmde "bir trenin gara girisi" gosterildiğini, Georges Miles'ın da ilk filmi çektiğini görürüz. Sinemanın, "hareketli resim" kalıbından çıkıp sanat ile anıldığı dönemler ise 1920lerde Rusların "sinema dili" de denilen , kurgusal ritim olgusunu ortaya koyduklarını görürüz.

Bugün Amerikan sinemasına rakip hangi ülkenin sineması olabilir diye düşünüyorum?

Rus Sineması olabilir mi? Ne yazık ki Rus sineması denince akla sadece Andrei Tarkovski ve Sergei Eisenstein geliyor. Benim için her ne kadar "sıkıcı" olarak nitelendirilirse, özellikle bu iki yönetmenin filmlerine, sanat açısından pek birşey söylenemez.Tarkovski. 1970 yıllarına damga vurmuş olup başılca filmleri "Ayna", "Stalker" ve "Solaris"tir. Yahudi asıllı Eisenstein ise "kurgunun babası" olarak anılmakta, montajdaki üstünlüğü sözkonusu olup bazı filmleri "Potemkin Zırhlısı", "Ekim", "Grev" dir.

İtalyan Sineması olabilir mi? Faşizm döneminde Musollini sinemayı propaganda amacı için kullanmak isteyip büyük miktarda parasal yardım sağlamış ancak hiç bir yapım yüksek bütçelerle çekilmesine rağmen vasatı aşamamıştır. Daha sonra ise içinde Guiseppe Tornatore, Gabriele Salvatores, Bertolucci, Pasolini, Fellini, Visconti, Tinto Brass, Antonioni barındıran, son dönemde ise , Guiseppe Tornatoreve Nanni Moretti baskın olduğu İtalyan sineması, Amerikan Sinemasına bir rakip veya alternatif olamamaktadır.

"Yeni Gerçekçilik" akımını temsilcisi olmayı başaran İtalyan sinemasının aksine, 2. Dünya Savaşı'ndan önce Alman sinemasını "Dışavurumcu" olarak tanımlayabilirz. Hitler zamanında propaganda olarak da kullanılmış Alman sineması, bugün , her ne kadar Hollywood sinemasına alternatif olarak "Der krieger und die kaiserin", "Im juli", "Good bye lenin", "Der untergang" gibi filmleri üretmişsede , gerçek anlamda alternatif veya rakip olamamıştır.

Peki o zaman sinemanın sanatsallığı nerdedir?

"Sinemanın ve daha genel olarak sanatın kaybolduğu, artık var olmadığı bir zamandayız.. bir şekilde yeniden icat edilmeleri gerekir.. ” Jean-luc Godard

"Filmin sonsuz olanakları neredeyse unutuldu, öncüler ve çoğu sinema aşığıyla birlikte sinema da kendinden bir şeyler yitirdi.. ” Pauline Kael

“Sinema eğer Batı’da değil de, İran’da ya da Çin’de icat edilmiş olsaydı, bambaşka bir sanat olurdu..” Aleksandr Sokurov

Bu noktada sanırım Marlon Brando'ya kulak vermeliyiz: "Sinema sanat değil ticari bir iştir.. ama herkes filmlerden, sanki sanatmış gibi konuşuyor". Sanırım teknoloji ve prodüksüyonun desteklediği Amerikan Sinemasının, bugün bizler ve dünyanın birçok önemli ülkeleri tarafından beğenmesi, bu sözlerle açıklanabilir. "Yok, bu sözlerle açıklanamaz" diyorsanız o zaman, Amerikan filmlerinin, bugün bizler ve dünyanın birçok önemli ülkeleri tarafından beğenmesi, Amerikan kültür emperyalizmin başarısıdır, diye bir sonuca varmak yanlış olmaz sanırım.

Peki, siyah-beyaz filmleri de dahil olmak üzere bugün Fransız filmlerinin halen izlenebiliyor olmasını neye bağlamalıyız?

Kuşkusuz bu haliyle Fransız sineması, Amerikan sinemasına rakip olmayı başaramamış olsa dahi, ona, alternatif olmayı başarmıştır.Belki de, Fransız sineması bunu, diğer ülke sinemalarından daha fazla daha fazla "akım"lara sahip oluşu ile açıklanabilir.Bu akımlar ise şöyle özetlenebilir: Erken Dönem Fransız Sineması (melies vs.), Fransız Avant-Garde sineması (Dulac, Leger vb), Fransız Şiirsel Gerçekçi Sineması (Prevert, Carne, Cocteau, Cair, Vigo vb...), Fransız Yeni Dalga sineması (Truffaut, Astruc, Godard, Resnais vb...) ve Genç Fransız sinemasıdır (carax, beson vs..).

Fransız sinemasında çekilen filmler. bütçe olarak Amerikan Sinemasıyla yarış edemez bunun yerine "küçük bütçeli ancak izlenilesi" filmler çevirmeyi başarmıştır. Bunun sayesinde de Fransız sinemasının evrenselliği oluşmuştur.

Son dönemde gerek Japon Sineması, gerek Hint Sineması evrensel olma yolunda büyük atılım içinde olurken, en büyük temennim yeni yeni "kıpırdayan" Türk Sinemasının da, evrensellikle buluşmasıdır.

Sinema fotoğrafı, oyuncuyu, doğayı, müziği kullanır ve seyrciyi süphelendirir, meraklandırır, korkutur, sevindirir ve üzer, şaşırtır.Belki de bu sözler en çok Fransız sinemasına yakışmaktadır.Aksi halde, siyah-beyaz Fransız filmlerinin bugün halen izlenebiliyor olmasını nasıl açıklamalyız ki?

Fotoğrafın kaynağı: http://www.3ayak.org/yazi/fotograf-sinema-ve-televizyonda-objektif

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 142
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 3503
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

İstanbul'da doğdum. Metalurji ve Malzeme Mühendisliği mezunuyum. Felsefe, sanat tarihi, müzik özel i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster