Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '14

 
Kategori
Çocuk Sağlığı
Okunma Sayısı
287
 

Sınırlar...

Sınırlar...
 

("Planlanmış Hayatlar" başlıklı bolugun devamıdır)

Eşim, hemşire olarak görev yapmaktadır. İş tecrübeleri gereği bizlerin hayal bile edemeyeceği durumda hastalarla karşılaşmış tedavileri için çaba sarf etmiştir. Ancak konu kendi çocuğumuz olunca tüm tecrübeler, verilecek reaksiyonlar, yapılması gerekenler, atılacak doğru adımlar gözyaşlarının arasında bulanıklaşmıştı.

Ağlamaklı sesiyle eşim telefondaydı. Zaten o sesi duyar duymaz birşeylerin ters gittiğini anlamıştım. Ama ben yine de ortada abartılacak birşey olmadığını eşimin yine fazla hassasiyet gösterdiğini düşünmüştüm. Eşime, "noldu niye böyle abartıyorsun?", "sakin ol" dememle birlikte, ondan sert bir karşılık aldım. Bana, derhal çocuğumuzu kreşten almamı ve yanına gelmemizi söyledi. Ortada gerçekten önemli birşey vardı.

Yolculuk hazırlıklarımı bir kenara bırakıp hızla evden çıktım ve oğlumun kreşine ulaştım. Halen aklımda abartılacak bir şey olmadığı düşüncesi vardı. Kreşe vardığımda oğlum uyuyordu. Öğretmenlerine onu uyandırmalarını ve hazırlamalarını söyledim. Bize kan tahlili yaptırmamızı öneren öğretmenimiz telaşlanmıştı ve süreçten kendisini haberdar etmemizi istedi. Meraklı gözlerle bizi uğurladı.

Uyku mahmuru oğlum çocuk koltuğundan; dikiz aynasına bakarak merakla beni süzüyordu. Aslında içten içe de sevinçliydi. Oğlum, oldu olası arabayla gezmeyi ve değişik yerler görmeyi çok sevmişti. Onu çok uzun süre evde tutamazdınız, ya parka inecekti ya da hemen en yakın AVM'ye gidilecekti. Şehirde yaşayan bir çocuk olarak dışarıda dolaşmayı çok severdi. Ama gelecek günler ve aylar boyunca parklara, bahçelere ve AVM'lere sadece pencereden ve hastaneye gidiş gelişlerde araç içerisinden bakılabilabilecekti. Canım oğlumu bekleyen gelecek, onun hiç alışık olmadığı bir ev hapsini beraberinde getiriyordu.

Meraklı bakışlara, "baba nereye gidiyoruz?" sorusu da eklendi. Annemizin yanına gittiğimizi ve doktor amcaların bize tekrar bakacağını söyledim. Aslında en az onun kadar meraklıydım ancak onda olmayan endişe duygusu merakımdan fazlaydı. Hız limitlerini zorlayarak araba sürüyordum. Eşimin talimatları katiydi ve kaybedecek zaman yoktu.

Hastaneye vardığımızda eşimi aradım ve geldiğimizi söyledim, yanına geleceğimizi söyledim ve hangi katta olduğunu sordum. Ama eşim bizi aşağıda beklediğini ve çabuk olmamızı söyledi. Sesi hala ağlamaklıydı.

Hastane girişindeki kaldırımda, gözleri ağlamaktan kızarmış halde eşimi buldum. Hemen arabaya atladı ve oğlumuza sıkıca sarıldı. Öpüp koklamaya başladı. Onları seyrederken başıma da yavaş yavaş ağrılar giriyordu.

Hemen komşu ildeki fakültenin hastanesine gitmemiz gerektiğini söyledi. Oranın çocuk acilinden giriş yapacak ve Çocuk Hematoloji bölümünde muayene olacaktık. Bunlar ne demek oluyordu? Neden ta oraya kadar gitmemiz gerekiyordu? Hematoloji ne demekti? Sorular sorular sorular...

İl dışı görevim olması sebebiyle eşim babamlara da haber vermişti ve onlar bizi yolda karşılayarak eşimle çocuğumu fakülteye götürecekti. Bu noktada il dışı göreve gidip gitmeme konusunda, bir karar vermem gerekiyordu. Evet babam kendi arabasıyla bizimkileri hastaneye ulaştırabilirdi ve muayeneden sonra güvenle evimize geri getirebilirdi ve ben de görevimi layıkıyla yerine getirebilirdim. Ama ya oğlumda, hiç aklıma gelmeyen, o an için boyutlarını dahi hayal edemediiğim bir problem varsa. İşte o zaman nasıl yanlarına gelebilirdim. 15-16 saatlik yoldan nasıl yetişebilirdim. Oğlumun gözlerine ve eşimin kızarmış gözlerine baktım. Olmayacaktı, içimden bir ses o hastanede önemli birşeyler olacağını söylüyordu ve oğlumu asla yanlız bırakamazdım. Birkaç telefon görüşmesi ile, yöneticilerimizinde anlayışları sayesinde görevimi iptal ettirdim. Ben de kalacaktım ve ne olacaksa, oğlumun yanında olacaktım ve tümüne şahit olacaktım.

Bu kararın ardından komşu ile doğru yola çıktık. Otobandan gidecektik ve trafik kurallarının bazılarını askıya almaya karar verdim. Ortalama bir sürüşle 1 saatle alınacak yolu yarım saatte almam gerekiyordu, aksi taktirde bizi orada bekleyen hocaların mesaisi bitecekti.

Otobana çıktık, hatırladığım kadarıyla bu yolda arabamla en fazla 150 Km hız yapmıştım. Arabamın kapasitesi ve benim de cesaretim gereği daha yüksek hızları göze alamıyordum. Ama bugün dünya çok farklıydı. Oğlum ve eşim, kafamda binlerce soru, endişe, korku... Yolda gaza bastıkça bastım. Kaza bela olmaması için Allaha sığındım. Radara yakalanmayı da kafama takmıyordum. Nasılsa ödenirdi... Ve o araba ile benim şoförlüğümde ibre 200 Km/S'yi gördü. Yarım saatte çocuk acilin girişindeydik.

Soru işaretleri eşliğinde acil girişimizi yaptırdık.

Çok değil 2-3 saat içinde sorularımız cevaplanacak ve bir daha asla yaşamamayı umduğumuz o karanlık gece ile başbaşa kalacaktık...

(Devam edecek...)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 657
Kayıt tarihi
: 03.07.14
 
 

Okuduklarınız, bir babanın, toz bile konduramadığı yavrusunun lösemili olduğunu öğrenmesi ile baş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster