Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Temmuz '14

 
Kategori
Müzik
Okunma Sayısı
1574
 

Sir Anthony Hopkins Dr. Hannibal Lecter’a karşı !

Sir Anthony Hopkins Dr. Hannibal Lecter’a karşı !
 

Hayatımın yarıdan fazlası yurt dışında geçti. Bu da bana hiç beklenmedik bir anda Dikkat Ünlü Çıkabilir savını haklı çıkarır kesişmeler sağladı. Son 35 yılda -havaalanlarında, sokaklarda, konserlerde- birçok ünlünün elini sıktım ki bunlardan sadece üçünü paylaşacağım sizlerle çünkü o tokalaşmaları ilk günkü yoğunluğunda hissediyorum! İlki Miles Davis’ti. 1988 yılında aynı uçakla New York’tan İstanbul’a geldik. İstanbul Caz Festivali kapsamında Açıkhava Sahnesi’nde bir konser verecekti. Öyle sıcak; ama yorgundu ki gözleri. Ona rağmen elimi “sıkmış olmak için” sıkmadı. “Konsere geliyorsun, değil mi?” diye sormayı da ihmal etmedi. Nereden bilebilirdim ki üç sene sonra hayata veda edecek:( İkincisi ise André Rieu. Hollandalı kemancı, kompozitör vals dünyasının usta yorumcusu ve 150 kişilik Johann Strauss Orkestrası’nın kurucu şefi. Biri İstanbul’da olmak üzere üç konserini izledim ve tanışma fırsatını da buldum. Okumaya ara vererek Shostakovich’in efsanevi “The Second Waltz”ini André Rieu ve orkestrasından dinlemenizi önereceğim. Lütfen izleyicilerin ve de orkestra üyelerinin yüzlerindeki mutlu ifadeye bakın!

"The Second Waltz" (Shostakovich)

Geçen sene ocak ayının başlarıydı. Gloucestershire’de yoğun geçen bir haftanın birası bol cuma akşamında arkadaşlar dedi ki “Yarın bir yere kaybolma, Port Talbot’a gidiyoruz; Hollywood starı’yla tanışacağız.” Kızların gözlerindeki parıltıda sanki Brad Pitt’i görüyordum da neden Londra'ya değil de Galler’in küçücük bir sahil kasabasına gidiyorduk!

Ertesi gün elini sıkarken ürperdiğim, bugün dahi o ürpertiyi hissettiğim, gözlerine bakmaya korktuğum kişi Sir Anthony Hopkins’ti yani nam-ı diğer Dr. Hannibal Lecter!! Port Talbot’a, 77 yıl önce doğduğu evi ziyarete gelmişti. Bizimkilerden biri de oralıydı ve haberi önceden almıştı. Merakla toplanan küçük kalabalığın ellerini sıktı, gülümsedi. O’na Oskar kazandıran “The Silence of the Lambs - Kuzuların Sessizliği”nde Ajan Starling’e, “Well, Clarice; have the lambs stopped screaming - Peki Clarice, kuzular çığlık atmayı kesti mi?" deyişi geldi aklıma, irkildim! Karşımdaki nur yüzlü ihtiyar gerçekten de acımasız katil Hannibal Lecter olabilir miydi! Serinin diğer filmleri Red Dragon, Hannibal ve Hopkins’in rol almadığı Hannibal Rising’i de defalarca izledim. İlerlemiş yaşına rağmen kariyerini sürdüren Oskar ödüllü aktörün Picasso, Chaplin, Nixon, Hitchcock karakterlerini de başarıyla canlandırışını unutmamak gerekiyorsa da ben Anthony Hopkins’i hep Hannibal Lecter rolündeki muhteşem performansıyla hatırlayacağım diyordum ki...

Quentin Falk’un kaleminden biyografisini de bir solukta okuduğum Galli aktörün çoğu kimse tarafından bilinmeyen bir özelliği daha var ve ben tanıştığım zarif, romantik, güler yüzlü Anthony Hopkins’i yamyam katil Hannibal Lecter’la bir türlü bağdaştıramıyorum!

Hopkins’in sinemaya başlamadan önce usta bir kompozitör olduğunu ve 1964’te “And the Waltz Goes On.” adlı bir vals yazdığını; ama hiç dinlemediğini biliyor muydunuz?

Bir gün TV'de André Rieu'nun Amerika’daki konserlerinden birini izliyor ve eşi Stella’ya “Valsimi Viyana’da bu adamın çalmasını çok isterim.” diyor. Sonrasını André yakın çevresine şöyle anlatıyor:

Her gün dünyanın dört bir yanından insanlar bana yazdıkları valsleri gönderirler; fakat bir gün New York ofisimizdeki arkadaşlarım arayıp da Anthony Hopkins’in kendi yazdığı valsi gönderdiğini söyleyince çok şaşırdım! 'Valsinizi aldım.' demek için kendisini aradığımda ne diyeceğini bilemedi. Çünkü notaları -sürpriz olması için- gizlice eşi Stella göndermişti! O ana kadar Hopkins’in müzisyen yönünü bilmiyordum! İtiraf etmeliyim ki ilk düşüncem, onun kadar başarılı bir aktörün yazdığı valsin de kötü olamayacağıydı. O'nu tanıyıp anlayabilmek için çevirdiği filmleri izlemeye başladım; ama 'Kuzuların Sessizliği' hariç! Bir süre sonra valsi çalmaya hazırdım artık ve orkestramla stüdyoya girdik. Harikaydı, büyüleyiciydi. Yaptığımız kaydı ona da gönderdik ve hemen aradı. Çok duygulanmıştı. Nisan 2011’de Maastricht’e geldi. Orkestra arkadaşlarım çok heyecanlanmıştı. Valsini canlı olarak ilk izleyişi olacaktı. Bittiğinde, 'Çok sevdim çok sevdim.' derken gözyaşlarını tutamadı !

“And the Waltz Goes On.” yazıldıktan tam 47 yıl sonra -André Rieu ve Johann Strauss Orkestrası'yla- Viyana Belvedere Palace'ta izleyici karşısına çıktı. Bu konsere Hopkins ve eşi Stella da katıldı. Sonunda hayalleri gerçekleşmişti. André yaptığı medyatik açılış konuşmasında tanışmalarını anlatırken hafifçe "gerçek"ten saparak Stella'nın rolünü -muzip bir tebessümle- Tony'e verdi. Hadi, hep beraber o muhteşem anlara gidelim!

“And the Waltz Goes On”  (Anthony Hopkins)

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yorum yazmadan geçemedim.Tek kelime ile muhteşemdi.Anthony Hopkins'in bu yeteneğinin olması ilginç ve açığa çıkması ne kadar iyi olmuş.Hassas ve derin bir kişiliği varmış demekki.

pinar öner 
 16.03.2015 17:11
Cevap :
Bence tüm dünya için son derece şaşırtıcı bir olay! Rieu gibi bir müzisyenle bir araya gelmesi de müthiş bir sinerji yaratmış. Teşekkürler, sevgiler.  17.03.2015 7:56
 

Bloglara çok az ikinci kez yorum yazarım ama, sanki bir açıklama gereği doğdu gibi. Vals için tamam, dinleyeni mutlu etsin, dans ettirsin. Ama çok daha duygulu eseleri de aynı özde çaldığı/çaldırdığı için pek uzak hissediyorum Rieu'ya, kendimi. Ve bazı yaratıların orijinal haliyle kalması, seslendirilmesi sanki bestecilerin vasiyeti gibidir. Ona uymak gerekir. Bu nedenle o sözcüğü(popülarize) kullandım. Selam ile...

Hasan Hüseyin Dulun 
 21.07.2014 16:37
Cevap :
İlahi Hüseyin Bey, kasmayın kendinizi:)) Ne sizden yorum başına para kesiliyor ne de bana aldığım yorum başına para ödeniyor:) Söyleyeceğim bitmemişse neden kendimi 1000 karakterle ya da tek yorumla kısıtlamalıyım ki! Yeri geliyor aynı blog’a ben 5-6 yorum yapıyorum. Rieu konusunda sizi anlıyorum; ama talep olmayan yerde arz olmaz. İnsanlar normal kıyafetleriyle 50-60 avroya muhteşem saatler geçiriyorlar. Viyana’ya gittiğimde ben de mutlaka konserlere gidiyorum hem de ünlü mekânlarda. Grantuvalet giyinen baylar bayanlar önlerde izliyorlar, biz turistler de -kot tişört- 25 avro verip en arkada ayakta izliyoruz:)) Rieu’nun salon konserleri de var. Mesela, “And the Waltz Goes On”ın izlediğiniz prömiyeri Upper Belveder Palace’ın meşhur Mermer Oda’sında yapıldı. Tabii ki doğrusu, herkesin; beğendiği müziği, beğendiği sanatçıdan, beğendiği mekânda izlemesidir. Sevgiler.  21.07.2014 17:16
 

Aslında bu blogu ilk okuyanım, ama yorum için hep çekimser kaldım. Sebebi,şu Andre Rieu'ya bir türlü ısınamamamdır. Herkesin beğendiği bir müzisyeni bri türlü sevememek nasıl bir duygudur, bilmiyorum. Ama, hep klasik müziği popülarize ettiğini düşünmüş olmamdan kaynaklanıyor olabilir. Hopkins'in bestesi olan valsi aynı videodan çok önce izlemiştim. Güzel bir müzik, duygulandırıyor da. Ama illa Rieu seslendirsin demiş ya Hopkins, birşey demek mümkün olmuyor :) Selamlar, saygılar. H.H.Dulun

Hasan Hüseyin Dulun 
 21.07.2014 13:59
Cevap :
Aslına bakarsanız benim de André Rieu’yu sevme nedenim klasik müziği popülarize etmesi:) “Second Waltz” videosunda halkın mutluluğuna baksanıza! Bizim ülkemizde ise halka değil, Şirinler’e çalıyor; ama olsun, onun kadar evrensel olabilmek muhteşem! Ve dikkat ettiniz mi tüm eserleri notaya bakmaksızın çalıyor!! Ne yalan söyleyeyim, ben de bir vals yazsam Rieu çalsın isterim:) Teşekkürler, sevgiler.  21.07.2014 16:21
 

Merhaba, kültürel olarak bize yaptığınız katkılar için teşekkürler. Selamlar...

Mesut KARİP 
 20.07.2014 15:21
Cevap :
Ben teşekkür ederim Mesut Bey, sevgiler.  21.07.2014 16:04
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8309
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1112
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster