Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
601
 

Sıra dışı bir öykü...

Sıra dışı bir öykü...
 

habervaktim.com


"Hocam, çok güzel bir iş başardınız. İlk geldiğinde hastadan neredeyse ümidi kesmiştik."

"Bir doktor hiçbir zaman ümidini kaybetmemeli Cüneyt."

"Hasta geldiğinde subaraknoid kanaması vardı ve kan beynin içine oldukça yayılmıştı. Kraniotomi yoluyla klipsleme işlemini çok çabuk yapmanız kanamanın yayılmasını önledi."

"Başka çaremiz yoktu. Çünkü hastanın beyin anevrizması vardı ve süratle müdahale etmemiz gerekiyordu. Neyse ki Allah bizi mahçup etmedi. Hastayı kurtardık."

"Hocam siz neden Amerika'da kalmadınız? Oradaki şartlar daha iyi değil miydi? Sizin gibi üstün yeteneklere sahip beyin cerrahı kolay kolay yetişmiyor."

"Herşeyden önce ben Türk'üm Cüneyt. Kendi ülkemde hizmet vermek önceliklerim arasında yer alır. Zaten yurt dışından talep geldiğinde bazı ameliyatlar için dışarıya da gittiğim oluyor. Ama dediğim gibi önceliğim yurdumdaki hastaları sağlıklarına kavuşturmak ve bildiklerimi senin gibi yetenekli cerrahlara öğreterek, tıp dünyasına yeni isimler kazandırmaktır."

"Çok büyüksünüz hocam. Eksik olmayın."

Prof. Dr. Tarık Güneş, meşhur bir beyin cerrahıdır. Uzun yıllar ABD nin en ünlü hastanelerinde çalışmış, birçok kişiyi sağlığına kavuşturmuş ve sonunda Türkiye'ye dönerek önemli bir hastanede Cerrahi bölüm başkanı olmuştur. Ayrıca İstanbul Tıp fakültesinde de öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Cüneyt ise yaklaşık bir yıldır Tarık hocanın asistanlığını yapmaktadır.

"Bugün başka bir ameliyat yok Cüneyt. Senin de işin yoksa çıkışta bize uğrar mısın? Diana bu akşam için mantı yapacaktı. "

"Tabii hocam. Memnun olurum. Yenge Türk yemeklerini artık iyice öğrenmiş. mantıyı da çok severim. Hem yeni evinizi de görmüş olurum."

"Oldu o zaman. Ben Diana'ya misafirimiz var diyeyim. Ona göre hazırlansın."

"Yok hocam, özel bir şey yapmasına gerek yok."

*************************************

"Eline sağlık yenge. Mantı nefis olmuş."

"Afiyet olsun Cüneyt. Biraz daha ister misin?"

"Yok teşekkür ederim. Kiloma biraz dikkat etmem gerek. Tekrar teşekkürler."

"Gel Cüneyt, sana yan tarafta bir şey göstereceğim. Kahveleri de sonra içeriz."

"Tamam hocam. Geliyorum."

********************************************

"Gözlerime inanamıyorum hocam. Burası resmen bir ameliyathane olmuş. Neler yapıyorsunuz burada?"

"Bir cerrah her zaman yeni araştırmalar yapmak zorundadır Cüneyt. Bunu unutma. Burada beyin üzerine yeni araştırmalar yapıyorum. Bu araştırmalara Amerika'da başlamıştım, burada devam ediyorum."

"Peki hocam, o kafesteki ne?"

"O bir maymun Cüneyt. Yakın zaman önce bir operasyon geçirdi. Ama şimdiki durumu iyi görünüyor."

"Nesi vardı hocam?"

"Onu sonra anlatırım sana. Bazı araştırmalar yapıyorum burada. Biliyorsun Diana'da ABD de ameliyat hemşiresiydi. O da bana yardım ediyor."

"Maymunlar acı çekmiyor mu hocam?"

"Sen beni ne sanıyorsun Cüneyt? Ben anestezi yaparak çalışıyorum. Millet Uzakdoğu'da zevk için canlı maymun beyni yiyor. Benim yaptığım ise tıbbi araştırma.

"Canlı maymun beyni mi yiyorlar? Ben inanmam böyle bir şeye hocam."

"Bak o zaman, sana bir video linki vereyim. Bunu izlemen için youtube üye olman gerekir. Ama kimsenin izlemesini de istemem."

"Tamam hocam, alayım, izleyemezsem yarım bırakırım."

http://www.youtube.com/results?search_query=People+who+eat+live+monkey+brains+&oq=People+who+eat+live+monkey+brains+&gs_l=youtube.12...9166.9166.0.12423.1.1

"İzleyemedim hocam, yarım bıraktım."

"Ben sana demiştim Cüneyt."

"O zaman ben size beyinle ilgili bir fıkra anlatayım mı hocam?"

"Anlat bakalım."

"Hocam Venedik'te iki bilim adamı bir gondolcuyu takibe almışlar. Gondolcu önlerinden geçerken, bir şarkı söylüyormuş. "Santalucia, santalucia" diye şarkısına devam ediyormuş."

"Beyin cerrahı olan bilim adamları, gondolcuyu muayenehanelerine alıp, beyninin bir kısmını alıp, göndermişler. Gondolcu şarkısını söylerken, "Santalu, santalu" demeye başlamış.

"Daha sonra gondolcuyu bir kere daha alıp, bu defa beyninin yarısını almışlar, tekrar bıraktıklarında, gondolcunun söylediği şarkı "Santa, santa" şeklindeymiş.

"En sonunda adamın beyninin tamamını alıp, bıraktıklarında, gondolcunun söylediği şarkı ise şuymuş:"

"Neymiş Cüneyt?"

"Çay elinden öteye,

Gidelim yali yali.

Gidelim yali yali,

Sırtındaki sepetun,

Ben olayım hamali.

Ben olayim hamali,"

"İsterseniz dinleyebilirsiniz hocam."

http://www.youtube.com/watch?v=zfc3PrnXk84

"Ben nerede doğdum biliyor musun Cüneyt?"

"Yok, hayır bilmiyorum hocam."

"Ben Trabzon'luyum"

"Ay, çok özür dilerim hocam ya, bu fıkraydı ama. Ya...şimdi çok mahçup oldum."

"Neyse, neyse, bu fıkrayı da her yerde anlatma. Haydi içeri gel de kahvelerimizi içelim."

"Tamam hocam, tekrar özür dilerim."

***********************

"Sibel, bak seninki üç tane numara birden aldı."

"Nereden benimki oluyormuş? Fırat duymasın bak."

"O kişi bütün bankacılık işlemlerini senin bölümünden yaptırıyor."

"Numaratör olmadığı zamanlarda, müşteriler alıştıkları kişilere gelirdi, sen kuaföre gittiğinde hep aynı kişiye saçlarını emanet etmiyor musun?"

"Öyle de, bu kişi numaratör olmasına rağmen, hep sana geliyor işte."

************************

"Hoşgeldiniz Metin bey."

"Hoşbulduk Sibel hanım. Kredi kartı borcumu ödeyip, bir de vadeli hesap açtıracaktım."

"Tabii, Metin bey, hemen işlemlerinizi yapıyorum"

"Teşekkürler"

************************

"Dikkat ettin mi? Adam sana yiyecek gibi bakıyordu."

"Ne ilgisi var canım? Adam gayet nazik biri. Sadece işlemlerini yaptırıyor. Hem biliyorsun benim gözüm Fırat'dan başkasını görmüyor."

"Bilmez olur muyum hiç?"

**************************

Sibel yaklaşık 3 yıldır bir bankada gişe yetkilisi olarak çalışıyor, ve yaklaşık bir yıldır da Hillside Club'de spor öğretmeni olan Fırat ile arkadaşlık yapıyordu. İkisinin de niyeti ciddiydi ve maddi açıdan ilerde kuracakları yuva için birikim yapmaya çalışıyorlardı. Sibel bugün yine Fırat'la buluşacaktı.

**************************

"Merhaba hayatım, seni çok özledim yine."

"Hiç sorma, sen de benim hiç aklımdan çıkmıyorsun"

"Çok yoğun çalışıyorsun yine Fırat"

"Ne yapayım hayatım, bazı kalburüstü müşteriler, mesai saati bitiminde spor salonuna geliyorlar. O yüzden ben de geç kalıyorum. Neyse bugün erken çıktım, önce bir yerde birşeyler yiyelim, sonra ne istersen onu yaparız."

"Tamam canım."

Son iki aydır ne zaman buluşsalar onları bir çift göz devamlı takip ediyordu. Ama ne Fırat, ne de Sibel, bu durumun farkında değillerdi.

**************************

" Geç oldu Fırat, bizimkiler merak edecekler."

"Benimle buluşacağını biliyorlar."

"Evet ama senin evine gelip, yalnız kalacağımızı bilmiyorlar."

"Bizimkiler bir haftalığına tatile çıktılar. İşte ne güzel, evde yalnızız. İnanır mısın seni o kadar çok seviyorum ki, seni içime sokmak istiyorum Sibel."

"Aman Fırat, evlenince benden bıkmayacaksın ama.."

"Hiç öyle şey olur mu Sibelciğim."

"Canım benim."

*************************

"Ben kayıt yaptırmak istiyorum."

"Tabii efendim, bir giriş formu dolduralım hemen. Adınız, soyadınız."

"Metin Çakır"

"Metin bey, kulubümüze haftada kaç gün geleceksiniz?"

"Üç gün, özellikle vücut geliştirme, yani body yapmak istiyorum. Ama özellikle spor hocalarınızdan, şimdi içeri giren arkadaşla çalışmak istiyorum."

"Fırat beyle mi?"

"Adı Fırat mı? Evet onunla çalışmak istiyorum."

"Tabii efendim, ben şimdi kendisine iletiyorum, size bir çalışma formu doldurtsun. Kendisiyle o program içersinde çalışırsınız."

"Peki, teşekkür ederim."

********************************

Aradan yaklaşık bir ay geçmiştir. Günlerden Cumartesidir ve hava yeni yeni kararmaya başlamıştır. Saat 19.00 da Fırat Sibel ile buluşacaktır. Kulüpten çıkmak üzereyken, öğrencisi Metin, otomobiliyle Fırat'ı gideceği yere bırakmayı teklif eder. Fırat, spor salonunda çok hırslı çalışan Metin'in hırslı çalışmasının farkına varmıştır, ancak farkına varamadığı bir şey daha vardır ki, o da Metin'in psikopat olduğudur.

Metin'in teklifini kabul eden Fırat, araç sahibinin yol üstündeki evine uğrayacağını söylemesini de doğal karşılamıştır. Ancak bilmediği bir yolda aracın motorunda bir ses geldiğini söyleyen Metin, Fırat'ın da bakmasını isteyince araçtan inen Fırat, Metin'in elindeki bıçağı karnına saplamasına da bir anlam verememiştir. Sadece duyduğu son sözler, "Sibel'i sana bırakmam" cümlesi olmuştur. Birkaç bıçak darbesi daha aldığında ise artık kendinde değildir.

***************************

"Yaşıyor mu?"

"Hemen bir ambulans çağırın"

"112 yi arayın hemen"

"Hasta çok kan kaybetmiş."

"Kim bıçaklamış? Gören var mı?"

"Yok biz de yeni geldik. Yerde boylu boyunca yatıyordu"

******************************

Kısa zamanda gelen ambulans, hastaneye geldiğinde;

 

"Yol açın ağır yaralı var."

"Hemen kan grubuna bakın. Acil kan gerekiyor."

"Durumu çok ağır."

"Bir yakınını çağırmamız gerek."

"Memur bey, hastanın cep telefonuna bakın, bir yakınını çağıralım hemen."

"Hemen bakıyorum. İlk sırada "Aşkım" yazan kişiyi arıyorum."

****************************

"Efendim aşkım, yoldayım."

"Kiminle görüşüyorum?"

"Fırat, sen değil misin?"

"Hanımefendi, bu telefonun sahibi bir kaza geçirdi. Şu anda Memorial hastanesinde, bir yakınının buraya gelmesi gerekiyor."

"Hemen geliyorum."

************************

Sibel şoka uğramıştır. Etrafına koşuşturarak, "Bir taksi bulmalıyım, bir taksi" "Taksi, hay Allah bu da dolu. Ne olur Allah rızası için bir taksi."

Yolun ters tarafındaki taksiye seslenir, fakat şoföre sesini duyuramaz. Hızla karşıya geçmek istediğinde yayalara kırmızı ışık yandığını farketmez bile. Hızla gelen bir araç, bir anda Sibel'e çarpar ve Sibel başının üzerine sert bir şekilde asfaltın üzerine düşer ve artık orada hareketsiz yatmaktadır.

"Benim bir suçum yok. Bana yeşil ışık yanıyordu. Birden yola fırladı."

Sibel'e çarpan şoför çaresizlik içinde bunları söylüyordu.

"Hareket ettirmeyin. Ben ambulans çağırdım. Şimdi gelirler."

************************

"Arkadaşlar acile bir hasta daha geldi. Beyin travması var. Trafik kazası. Hemen Tarık hocaya haber verelim."

"Asistanı Cüneyt buradaydı şimdi."

"Hah işte orada. Cüneyt bey acil Tarık hocaya haber verir misiniz? Beyin travması.

"Siz hastayı tomografiye alın, ben hocamı çağırıyorum şimdi."

************************

"Hastanın üzerinde kimlik var mıydı?

" Evet, adı Sibel."

"Sibel hanımın yakınları burada mı?"

"Şimdi geldiler. Anne ve babası burada."

"Odama alın, onlarla konuşmam gerek."

"Tamam Tarık hocam."

****************************

"Kızımız yaşayacak mı doktor bey?"

"Tomografi raporları şu an elimde. Üzülerek söylüyorum ki en ufak bir ümit olsa gerekeni yapardık. Ancak maalesef Sibel hanımın beyin ölümü gerçekleşmiş."

"Neler diyorsunuz doktor bey? Benim kızım ölemez."

"Sakin olun hanımefendi, hanımefendi...Hemşire hanım, Sibel hanımın annesine bir sakinleştirici yapın lütfen."

"Tamam hocam"

"Kızınızın hayata dönmesi olanaksız şu anda. Ancak sizin yapacağınız ulvi bir şey var. O da kızınızın organlarını bağışlamanız."

"Hayır, hayır, ben kızımın vücudunu parçalatmam. Nefes aldığı sürece de, yaşamalı."

"Tarık hocam, bir dakika gelebilir misiniz? Hasan hocam sizinle görüşmek istiyor."

"Tamam Cüneyt, geliyorum."

**************************

"Biraz önce bıçakla yaralanan hastanın durumu gittikçe ağırlaşıyor. Hastayı kaybetmek üzereyiz."

"Trafik kazasında beyin ölümü gerçekleşen kızın ailesi organ bağışını kabul etmiyor ne yazık ki."

"Zaten organlarını bağışlasalar bile yine de hastayı kurtaramayız. Hastanın, karaciğeri, akciğerleri kalbi de ağır hasarlı, 7 bıçak yarası almış. Hastayı kaybediyoruz."

"Benim aklıma bir şey geliyor ama, bu dünyada şimdiye kadar hiç yapılmadı. Pek etik de sayılmaz. Ama iki hastayı da ölüme terkedemeyiz."

"Nedir aklınıza gelen Tarık hocam?."

"Beyin nakli"

"Beyin nakli mi?"

"Evet, erkek hastanın, yani adı Fırat'mıydı o gencin beynini diğer organları sağlam olan Sibel hanıma takacağız."

"Hocam siz hiç böyle bir çalışma yaptınız mı?"

"Ha, sen burada mıydın Cüneyt. Ben de Hasan hocayla konuşuyordum. Hastaya beyin naklinden söz ediyorum."

"Beyin nakli mi?"

"Bak Cüneyt sen bizim eve geldiğinde orada gördüğün maymun var ya,"

"Evet hocam."

"Ben o maymuna beyin nakli yapmıştım. Gayet sağlıklı bir şekilde hâlâ yaşıyor. Eğer beyin nakli yaparsak, iki kişiden birini kurtarmış oluruz."

"Ama hocam, Sibel'in bedeninde bir Fırat olacak bu."

"Evet, o zaman belki katilini de söyleyecek o zaman. Yoksa ikisi de kısa zamanda ölecek."

"Fırat'ın cebinde organ bağış kartı varmış hocam."

"Tamam o zaman. Onun açısından bir sorun yok. Kimbilir bu kartı alırken, beyin ölümü gerçekleştiğinde organlarının nakledileceğini düşünmüştü. Şimdi bu kart belki kendisinin başka bedende yaşamasını sağlayacak."

"Vakit kaybetmeden kızın ailesiyle de görüşelim."

*****************************************

"Nasıl olacak doktor bey. Yani kızımın vücudu ve yüzü aynı kalacak ama içinde başka birisi yaşayacak. Öyle değil mi?"

"Siz organ bağışını kabul etmediniz. Organları başka hastalarda yaşayabilirdi. Çünkü kendisinin beyin ölümü gerçekleşti. Sizin bildiğiniz Sibel'i geri getiremeyiz. Ancak fiziki görünümü altında içinde başka birisi yaşayacak. Bunu kabul ediyor musunuz?"

"Kızımız tamamen öleceğine hiç olmazsa fizik olarak karşımızda olsun. Tamam kabul ediyoruz."

*****************************************

"Ameliyat başarılı geçti. Sibel'in yani Fırat'ın bütün organları normal çalışıyor. Kendisine geldi. Bugün odaya çıkaracağız.

"Polise de haber vermemiz gerekir mi?

"O daha sonraki iş. Önce kendisiyle konuşmalıyız. Sağlık durumu daha önemli şu anda."

******************************************

Erkek olarak doğan Fırat, şu anda sevgilisinin bedeninde bir dişi olarak yaşıyor. Üstelik katilini de biliyor. Kendisine durum anlatıldığında nasıl tepki verecek?

Katilinin adını söyleyecek mi?

"Bütün olanlar kendisine anlatıldığında, acaba Metin'den intikamını kendisi mi alacak?

"Metin öldürdüğü adamın içinde bulunduğu bedene aşık olduğuna göre Sibel'in peşine düşecek mi?

"Polis normal yollardan katili bulabilecek mi?

"Fırat kendi ailesinin yanında mı? Yoksa Sibel'in ailesinin yanında mı yaşayacak?"

"Fırat aynaya bakınca ne hissedecek?

***********************************

NOT: Eğer profesyonel bir senarist olsaydım. bu konuyu daha ayrıntılı bir şekilde 50 bölümlük bir dizi haline getirip, senaryo yazardım. İlgi çeker miydi? Çekmez miydi? Bilemem ama, aklıma böyle bir senaryo geldi, ben de yazdım.

Günümüzde yaşanan organ nakilleri yıllar önce kimsenin aklına gelmezdi. Bir öykümde yazdığım gibi, eğer 1938 yılında karaciğer nakli mümkün olsaydı belki de Atatürk daha uzun yıllar yaşardı. İlk karaciğer nakli 1963 yılında Amerikanın Colorado eyaletinin başşehri olan Denver kentinde yapılmıştı.

Önümüzdeki yıllarda beyin nakli yapılabilecek mi? Eğer beyin nakli yapılırsa belki de öyküde okuduklarınıza benzer olaylar da yaşanabilecektir.

Okumayanlar için Atatürk'le ilgili yazmış olduğum benzer bir öyküyü de arzu ederseniz aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

http://blog.milliyet.com.tr/bu-oykunun-adini-siz-koyun-/Blog/?BlogNo=309600

 

 

 

 

 

 

Süleyman Akyürek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben şu günlerde çok yoğun olduğumdan dolayı öyle uygun bir zaman kolladım Erol Bey :) yanlış Anlaşılmadım umarım.SEVGİLER.

Şennur Köseli 
 21.11.2012 21:36
Cevap :
Aslında doğrusunu yapmışsınız Şennur hanım. Sitemizde iki kelimelik bloglar olduğu gibi, bazen normalden de uzun bloglar olabiliyor. Ben de bazı dostlarımın uzun bloglarını okurken, en uygun zamanı seçiyorum. Teşekkürler, sevgiler....  21.11.2012 22:46
 

Erol Baktım ki yazınız biraz uzun ,şöyle geniş ve kafamda takanak olmadan okuyabileceğim bir zamana denk getirdim ve okudum ve okuduktan sonra durdum düşündüm aslında hüzünlendim ve kahrettim.Siz keşke yazsanız sahneye koysak oynasak keşke böyle bir imkanımız olsa.Başarılarınız devamını diliyorum Erol Bey.SEVGİLER.

Şennur Köseli 
 21.11.2012 19:16
Cevap :
Bir zamanlar Haluk Seki arkadaşımız 8-10 bölümlük uzun bir öykü yazmış ve daha sonra yine bir blog yazarı arkadaşımız tarafından sahneye konulmuştu. Ancak o konu güncel ve günümüzdeki çocuk gelinlerin dramını anlatıyordu. Benim yazdığım ise sadece amatörce yazılmış bir blog. Bu öyküyü yazarken, yazının başına "Zamanınız uygun olduğunda okuyun" diye bir not yazmayı da düşünmedim değil...:)) İlginiz için teşekkür ediyorum Şennur hanım. Sevgiler, selamlar...  21.11.2012 21:02
 

EROL BEY KARDEŞİM! NEFESSİZ OKUDUĞUM BİR ÖYKÜ, ÇOK BAŞARILI.GÜZEL BİR DİZİ SENERYOSU OLABİLİR.TEBRİKLER.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 21.11.2012 14:35
Cevap :
Öykünün bir bölümünde dikkat çekmek istediğim nokta da bazı kadınlara kafalarını takan psikopat tipler. Ya benimsin, ya toprağın düşüncesinde olan bu psikopatları zaman zaman medyada izliyoruz. Kendisini reddeden kadınları öldürüp, bazıları da sonra intihar ediyor. Günümüzde o kadar çok dizi çekiliyor ki, artık senaristler konu bulamayıp, eski filmleri dizi haline getiriyor veya yurtdışındaki senaryoları dizilerde uygulamaya başlıyorlar. Halkımız dizilerin konularından çok o dizide rol alan kişilere odaklanıyor nedense. Örneğin Beren Saat'in oynadığı her diziye ilgi fazla oluyor. Beğeniniz için teşekkürler Nahide hanım. Saygılar, selamlar....  21.11.2012 17:13
 

Uzundu ama çok ilgi çekiciydi ve ben bir solukta okudum, nefesimi tutarak. Harika bir senaryo, bence (şaka söylemiyorum, ciddiyim) bizim dizi yapımcılarına ulaştırın, böylesine sıra dışı bir yapıt, mutlaka izlenme rekorları kırar. Size başarılar dilerim, selam ve saygılarımla.

İpek Çevik 
 21.11.2012 13:18
Cevap :
Televizyonlarda o kadar çok dizi çekiliyor ki İpek hanım, dizilerin birçoğu da birkaç bölüm sonra reyting uğruna yayından kalkıyor. Bir Amerika'da veya Avrupa'da böyle konular çok daha fazla ilgi çekebilir. Ama iyi bir dizi sadece senaryo ile sınırlı kalmıyor. Dizinin bütçesi, oyuncular ve yönetmen de önemli rol oynuyor. Yabancı dizilerden bir LOST, bir Prison Break adlı yabancı yapım diziler gibi ülkemizde o kalitelerde bir diziye rastlamadım. Bizim halkımız Kurtlar vadisi, Muhteşem Yüzyıl gibi dizilere ilgi gösteriyorlar. Beğeniniz için teşekkürler. Saygılar, selamlar...  21.11.2012 14:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 975
Toplam yorum
: 7880
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 3324
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

2017 Basın özgürlük endeksine göre 180 ülkeden 155. sırada olan ülkemizde yemek tarifleri  ve tel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster