Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Aralık '10

 
Kategori
Etkinlikler / Festivaller
Okunma Sayısı
527
 

Sıra geceleri

Sıra geceleri
 

Hafta boyunca iş ve geçim sıkıntıları, İstanbul trafiği bütün insanları stresin ta göbeğine merkezine doğru iter. Neyse ki hafta içinde veya sonunda sıra vardır. Sıra haftanın hangi gününde ise, o akşam yine İstanbul’un korkunç trafik hengamesi içinde, oda adı verilen sıra evine doğru giderken hafiflediğinizi, coşkuya kapıldığınızı ve bir an evvel yetişmek için acele ettiğinizi fark edersiniz.

Şanlıurfa’da yaşarken 22 kişilik bir arkadaş sıra gurubumuz vardı. Genelde okul arkadaşları ile iş arkadaşlarımdan oluşan bir guruptu. Haftada bir gün birimizin evinde toplanırdık. Evinde toplandığımız arkadaşımız, gönlünden geçen ve elinden gelen her ikramı yapardı. Sıra günü gittiğiniz evin kapısında karşılanır, izzet ve ikramla oturacağımız odaya buyur edilirsiniz. Odada bulunan sıra arkadaşlarınıza selam vererek, hal hatır sormaya başlarsınız. Oturulur, oturulmaz, acı kahve dışı sarı pirinçten, içi kalaylı bakır olan, cezve diyebileceğiniz güğümle gelir. Acı kahve iç içe konulmuş üç veya dört kulpsuz fincanda ikram edilir. Acı kahveyi, (şekersiz sade kahve, Arapçası mırra) içtikten sonra Fincanı yere indirmenin çok ağır yaptırımı olduğu söylenirdi. Bu fincanı yere bırakmamak adetini araştırdığınızda, eskiden bir fincandan yıkanmadan bir çok kişinin kahve içtiğini, fincanların birbirinin içine konulduğunu ve bu şekilde kahve ikram edildiğini görürsünüz. Çok eski zamanlardan kalan bu adette fincan yere bırakılırsa, yer bulunabilen mikropları alır, yada kirlenir düşüncesi ile hareket edilmiş ve fincanı yere bırakan misafire onu altınla doldurmak mecburiyeti getirilmiş. Fincanı altınla doldurmak zorunda olduğunu bilen misafir, fincanı bu yüzden yere indirmez. Böylece fincan mikroplanmaz ve pislenmez. Bu gün bile bu adet geçerlidir. Ancak şimdilerde bu geleneğin temelinde ne olduğunu bilen kimseyi bulmak, oldukça zordur. Bilenler varsa bunlarda kalubeladan (eskiden beri) Urfalı olan kişilerdir.

Sıra evine girince önce ayakkabılarınızı çıkarıp, özenle çiftlenmiş terliklerinizi giyer, bütün gün üzerinde olduğunuz ayağınızı rahata kavuşturursunuz. İçeri girer girmez, hazır bulunanlarla selamlaşır, hal hatır sorar, arkadaşlarınızla, tanıdıklarınızla bir arada bulunmanın hazzını yaşamaya başlarsınız. Böylece Urfa’dan uzak olmanın, gurbette olmanın acısını, bir derce hafifletmiş olursunuz. Biraz sonra tavşankanı renginde hakiki Seylan çayından demlenmiş çaylarınız ve bitki çayı olan zahterleriniz gelir. Çayınızı veya zahterinizi yudumlamaya başlarken koro ve sazlar yerini alır. İstanbul sıra odalarında oldukça iyi ses düzenleri kurulmuştur. Müzik ve okuyucular biraz yüksek perdeden de olsa müziğe başlarlar. Makam içerisinde bulunan türkü ve şarkılar esas okuyucunun inisiyatifine göre belirlenir. Makamlar arası geçişlere yine esas okuyucu karar verir. Ancak ne okuyucular nede sazları çalanlar hiçbir ücret almazlar. Çünkü onlarda sizin gibi streslerini atmaya, eğlenmeye gelmişlerdir. Zaten onlarda sıraların vazgeçilmez, izzet ikram gören misafirleridir. Sizde, müzik icra edilirken, hoşunuza giden ve sözlerini bildiğiniz parçalarda, koroya iştirak edersiniz. Biraz sonra farkında olmadan bütün bedeniniz müziğin ritmine kapılmış olur. Haftanın vücudunuza, zihninize vermiş olduğu yorgunluk uçup gitmeye başlar. Hiçbir müzik eğitimi görmemiş kimseler bile koro içerisinde, yavaş, yavaş müzik eğitimi almaya başlar. Parçalar, parçaları takip ederken bir yandan meyveleriniz gelir, diğer yandan ise çiğköfte yoğrulmaya başlanır.

Çiğköftenin yoğrulmaya başladığını, biraz hassas burnu olanlar anlarlar. Çünkü yeşillik olarak tabir edilen, maydanoz, nane, yeşil soğan kokuları onlara kadar ulaşmıştır. Bu arada esas okuyucu ve koro makamdan, makama sevilen türküleri veya şarkıları söylemeye, söyledikleri türkü ve şarkıların, biraz daha hareketli olmasına dikkat ederler. İstanbul’da ulaşım zorluğu yüzünden çoğu zaman ince saz tabir edilen, Türk Sanat Müziği sazları gelemezler. Bu yüzden ekseriyetle bir iki sazla birlikte, darbuka ile idare edilmeye çalışılır. Arada bir de olsa, ince sazlar tamam olduğunda, o sıranın tadına doyum olmaz. Ayran bardakları ile dolu tepsi göründüğünde, sıranın müdavimi olanlar müziğin bitmek üzere olduğunu anlarlar. Nitekim “Çiğköfte başımın tacı, ” “ Tez yoğur gelin bacı” şeklinde çiğköfte ile ilgili türkü başlar. Bu arada çiğköfte tabakları ile dolu olan tepside görünür. Çiğköftenizi afiyetle yer, ayranınızı yudumlarsınız. Artık içinde bulunduğunuz haftanın sırası bitmiştir. Haftaya sıranın kimde olduğu ilan edilir. Arabanız varsa sizinle aynı semt ve ilçede oturanlardan aracı olmayanları da almaya gayret edersiniz. Odadaki arkadaş ve dostlarınızla vedalaşır, yorgunluğunuzu ve stresinizi atmış olarak ve gülümseyerek evinizin yolunu tutarsınız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 380
Kayıt tarihi
: 20.07.08
 
 

Mehmet Sabri HABERVEREN. 15.10.1948 yılında Şanlı Urfa’da doğdum. 966'da İstanbul Ed. Fakültesine gi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster