Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '19

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
56
 

Sıradan İnsanın Kaygısı

Birden arkadaşına döndü, ve :

“Büyük şehirlerimizdeki evlerin çoğunda bahçe yok; ama hemen hemen tamamında balkon var. Hatta, bu balkon olayı, bazen öyle bir abartılıyor ki, balkonu ihtişamlı inşa edeceğim diye, evin odalarından çalıyorlar. Daha önce söylemiş miydim? Ben balkonsuz evlerden pek haz etmem. Ve ilginçtir artık yeni yapılarda balkonu olmayan konut yok gibi. Fakat, sebebini anlamadığım bir faktörden ötürü çoğu daire sakinlerinin balkonlarında çiçek yok. Herhâlükârda, balkonun muhtelif yerlerine konan saksı içersinde şöyle üç-beş çiçek yetiştirmek ne güzel bir keyif olurdu. İnsana mutluluk verirdi. Şimdi diyebilirsin, nerden çıktı bu balkon meselesi; ya da düşünecek bir şey bulamadın mı, işte ya, ülkenin önde gelenlerinin bazen neyi neden o şekilde yaptığını anlamadığım gibi, insanların balkonlarında niye çiçek yetiştirmediklerini de anlayamıyorum . . .”

Güzel söylüyorsun da, insanlar, sadece bunu mu önemsemiyor? Ya da ilgilenmedikleri, gözlerine batmayan tek husus bu mu? Kentleşmenin ve yaşamı devam ettirmenin, insanı nasıl bir hâle soktuğunu görmüyor musun?

Ama, tamamda, bu keşmekeş hayat içinde, insanların bir parça olsa da kendileri ile ilgilenmesi, yaşadıkları alanları daha güzel bir ortam hâline sokmaları, kendilerine bir hobi meşgalesi bulması, yeşil ortamdan uzak olmasına rağmen, en azından küçükte olsa kendinin ve ruhunun arınması için böyle bir uğraşta bulunmasının, yaşadığı yoğun stres ve sinir harbini bertaraf etmede bir faydası olamaz mı?

Kabul etmeliyiz ki, artık o eskinin bahçeli müstakil evleri kalmadı. Bu evler nadiren de olsa büyük kentlerimizin belirli semtlerinde varlıklarını sürdürmekte. Ve bu tip evlerde insanın ilk dikkatini çeken de bahçesinde barındırdığı çiçek haleleri. Ve, kabul etmeliyiz ki, artık çok farklı bir zaman diliminde yaşamaktayız. İnsanlar, sınıflara ayrıldığı gibi, mahalleler, apartmanlar da bazı niteliksel ayrımlara tâbi tutulmakta. Hatta, insanlar, yaşadıkları apartmanlardan bihaber olarak yaşamlarını devam ettirmekte. Ne komşuluk, ne ahbaplık, ne dayanışma, ne de yardımseverlik gibi insani duygular yaşatılabiliyor bu soğuk betonların arasına sıkışmış yaşamlarda…   

***

Kırdan kente hızlı ve yoğun göçün neden olduğu yaşam alanlarının tahrip edilmesi, gelen insanlara yeni yerleşim alanlarının açılabilmesi için arsaların, üstlerine gecekondu kondurulan görece daha düşük hayat standardına sahip yaşam merkezlerinin yavaş yavaş tahrip edilme sürecine tanıklık ediyoruz. İnsanların, bir hırs ve ihtirasla bakir kalan yeşil alanları, insanın yaşam dostu olan doğal örtüyü, kendi çıkarları ve hasis emelleri için tarumar etmesi…

Haklısın be kardeşim! Geçen haftanın Akşam gazetesinin Pazar ekinde, Ankara’nın Çukurambar semtinin şöyle bir geçmiş zaman yazınsalı gerçekleştirildi. Çukurambar, aslında bir on yıl önce Ankara’nın gecekondu sınıfından bir yerleşim merkezi iken, siyasetçilerin buraya rağbet ve akın etmesiyle birlikte, birden çok lüks bir yaşam alanı hâline geldiği anlatılıyordu. Şaşalı, yüksek katlarla bezeli apartman siluetleri eşliğinde İstanbul cemiyetinin daha çok aşina olduğu yüksek tabakadan insanların uğrak yerleri olan kafeler, restoranlar, eğlence yerleri…

Bir zamanların gecekondu yerleşimlerinin yerinde yeller eserken, buranın mülk sahipleri, buraları, yüksek meblağlar karşılığında, çok katlı apartmanların yükseldiği sitelere değişmişler. Yani satan da yapan da ihya olmuş.

Ya, çiçek deyip de geçme. İnsanlar, soğuk ve kalın betonlar arasına hapsediliyor. Bir de buna endüstriyel yaşam tarzının etkileri de eklenince, karşımıza donuklaşmış birey profili çıkıyor. Bırakın artık yüzyüze ilişkileri, bir “merhaba” bile demek insanlara işkence gibi gelmekte. Çiçek demek; sevgi demek, anlayış demek, sabır demek, vicdanlılık demek, düşünce demek, empati kurabilmek demek, varlığa saygı duymak demek, merhamet demek, değer bilirlik demek.

Amma yaptın be sende! İşimiz gücümüz yok; sevgi, merhamet, gönenç, saadet duyguları ile mi uğraşacağız? İnsanların insanî duygularını kaybetmiş olması nicedir vaki olan bir hadise, şimdi mi aklına geldi?

NOT: Bu çiziktirmeyi, 2009 yılında yazmıştım; bu aralar yazacak bir şey bulamadığımdan, bu deneme fukarasını sizlerle paylaşmak istedim.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 513
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 75
Kayıt tarihi
: 18.05.16
 
 

Ben, Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü mezunuyum. Şuan için öze..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster