Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Haziran '06

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1823
 

Sıraya girmeyi becermek

Sıraya girmeyi becermek
 

Kızım Ece geçen yıl ilköğretim 8. sınıfa gidiyordu. Bir gün bana dedi ki;

- Baba, bugün ne oldu biliyor musun? Birinci sınıflardan olsa gerek küçük bir erkek çocuğu teneffüs saatinde okul kantininin önündeki çocuk yığınının arkasında elinde parasıyla duruyordu. Yardıma ihtiyacı olduğunu düşünüp, çocuğa “Bir şey almak istiyorsan sana yardım edeyim” dedim. Çocuk yüzüme ters ters baktı ve “istemez” diye beni tersledi.

Kızım çocuğun davranışını komik bulduğu için bunu bana anlatmıştı ama ben bambaşka bir şeylere takılmıştım kızımın söylediklerinde.

- Kızım, siz okul kantininden alışveriş yaparken sıraya girmiyor musunuz?” ..diye sordum..

- Hayır baba, zil çalar çalmaz kantinin önü elinde parayı sallayan çocuklarla dolar ve kim parasını kantinciye önce ulaştırabilirse alışverişini yapar ve kalabalığın arasından sıyrılıp çıkar.”

Çok kötü oldum.

Gözümün önüne film şeridi gibi kendi ilkokul günlerimde okul kantinlerinde ite kaka alışveriş yapma çabalarım, hastane, banka, vergi dairelerinde sıra kapmaki kaptırmamak için verdiğim uğraşlar, televizyonlarda gördüğüm ülkemin fakir yörelerinde parasız ekmek vs. dağıtılması sırasında çocuk yaşlı denmeksizin insanların birbirinin önüne geçmek için yaşadığı izdiham, delikanlılığımda maçın başlamasına saatler öncesinden girdiğim maç kuyruklarının önüne birilerinin kaynak oluşturumasıyla bozulan sıralar, trafik sıkıştığında arkamdaki araçların dönüş şeridinden, emniyet şeridinden veya kaldırımdan vızır vızır önüme geçmesi geldi.

O kadar kötü oldum ki anlatamam. Kızım İstanbul Yeşilköy’deki bir ilköğretim okulunda öğrenciydi. Hayli tercih edilen, muteber bir çevrede Türkiye ortalamasına göre hayli kalburüstü sayılabilecek bir okulda.

Kötü oldum çünkü “fırsatçılığın, çaktırmadan bir adım öne geçmenin, kısa yoldan ve hak etmeden belirli şeyleri elde etmenin” normal kabul edildiği, teşvik gördüğü ülkemizde çocuklarımıza hala “diğerlerinin hakkına saygı”yı öğretmiyoruz.

Kötü oldum çünkü “başkalarına ve onların haklarına saygı” demokratik toplumun en temel taşlarından biri olmasına karşılık bir anda bir daha idrak ettim ki yöneticilerimizin, eğitimcilerimizin, öğretmenlerimizin gündeminde hala bu yok. Hala ilk okula başlayan bebelerimiz “sadece hak ettiğini talep et ama ondan kolay kolay vaz geçme” şiarının enayilik sayıldığı bir felsefeyle yoğuruluyor

Şimdi haddim olmayarak buradan sevgili temel eğitim yönetici ve öğretmenlerine seslenmek istiyorum.

Sanmıyorum ama, eğer elinizdeki programlar “başkalarının haklarına saygı”yı çocuklara öğretmek ve onları bu ilke doğrultusunda eğitmeye uygunsa (-ki yurttaşlık bilgisi ya da hayat bilgisi dersinde verilmiş bir ünite veya birkaç paragrafla bu olmaz) siz bu programları uygulamayı maalesef beceremiyorsunuz. Okul, çocuğun içinde bulunduğu ilk sosyal mekandır ve yaşamımızın çok önemli bir kısmı orada geçiyor. Sadece ders saatleri ve derslerde anlatılanlar değil, ders araları ve hatta okula gidiş – geliş bile daha sonraki hayatımızı şekillendiriyor. Okulda vermeyi başaramadığımız “temel uygar vatandaşlık davranışlarını” sonra vermeyi hiç başaramayız.

Daha büyük olasılıkla, eğer eğitim programları buna elverişli değilse, birilerinin müfredatı bu yolda değiştirmesini hiç beklemeyiniz. Müfredatı değiştirme durumunda ve yetkisinde olanların gündem ve öncelikleri arasında böyle bir şeyin bulunduğunu hiiiç sanmıyorum. Onların gündemi şu anda çok büyük olasılıkla bizim gibi sıradan vatandaşların aklının ermeyeceği çok daha önemli konularla doludur. Bu sorun bir davranış biçimi sorunudur ve yaşanmadan, pratiğini yapmadan öğrenilemez. Başkalarının hakkına saygıyı ödülle mi yaparsınız, oyunla mı yaparsınız, bu saygıyı duymayanı gülünç duruma mı düşürürsünüz, antipatik mi yaparsınız bilemem. Ama bildiğim bir şey var; elinizde bunu başaracak güç ve imkan var. Bunun için ne laboratuara ne de bilgisayara ihtiyacınız var. Yeter ki bunun önem ve önceliğini kabul edip o yönde harekete geçmeye kararlı olun ve biraz da yaratıcı olun.

Ne olursunuz bu konuda bir şeyler yapın. Geçen yılki ilk öğretim neslinin ülke kaderine hakim olacağı günleri de kaybettik, bari sonrasını kurtaralım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Tamer Bey. Sözünü ettiğiniz sıraya girme/girmeme, söylenme/tartışma durumlarına, eskiden bankalarda çok rastlardık. Şimdi, kapıdan girerken bir numara veriyorlar ve insanlar sırasını, hiç tartışmadan/söylenmeden bekliyorlar. Böyle uygulamaları, sıraya girmeyi gerektiren her yere uygulasak, olmaz mı acaba? Siz buluşlarla uğraşan teknik bir elemansısınız. Bu konu ile ilgili görüşlerinizi/düşüncelerinizi merak ediyorum. Çünkü, Hacettepe Üniversitesi Hastenesinde, yola konan basit bir kapanın, trafiği nasıl düzenlediğini, kameranın insanların davranışlarını nasıl yönettiğini, mutlaka siz de görmüşsünüzdür. Ben Trafik Kurallarına harfiyyen uyan Avrupa ülkelerini görmedim. Ama biliyorum ki, onları trafik kurallarına uyduran, aldıkları eğitim değil, denetim/denetlenme ve yaptırım gücüdür. Sorunlara bir de böyle baksak, derim. Hoşgörü ile karşılaycağınızı umar, selam ve saygılarımı sunarım. 16.09.2007. Şemseddin Koçak.     

Şemseddin Koçak 
 16.09.2007 13:49
Cevap :
Elbette bu sorunların çözümü var. Benim yazıdaki amacım o sorunlardan yola çıkarak kendimizi sorgulamaktı. Sözü geçmişken numaratör sistemini de "hatırlıları öne alacak" şekilde dejenere ettik. Garanti Bankasına gidip görebilirsiniz. Dört-beş değişik kategoride numarayla kimin sizden önce geldiğini takip etmenizi imkansız hale getirmişler.  16.09.2007 16:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 2001
Kayıt tarihi
: 28.06.06
 
 

İnsanın kendini anlatması zor, gereksiz de! Yaptığı işlere bakmak yeter, ne gerek var fazla i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster