Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '11

 
Kategori
İzmir
Okunma Sayısı
1228
 

Şirinler İzmir'de Asansörde Kaldı

Şirinler İzmir'de Asansörde Kaldı
 

Sabah erkenden, güzelim Foça’yı ardımızda bırakıp İzmir yollarına düştük. Neden mi? “Şirinler” yüzünden. Oğlan tutturdu, “illa ki sinemaya gitmem, “Şirinler”i seyretmem lazım” diye.

Oğlum, etme eyleme, bir sinema filmi için caanım Foça bırakılır da bir günlük de olsa bu sıcakta İzmir’e gidilir mi? Bak zaten iki hafta yıllık izin kullanıyorum, her günüm, her saatim değerli falan da dediysem dinletemedim. Boynu bükülünce dayanamadım, hadi bu sabah gidiyoruz dedim.

Bu hafta, yıllık izni bitip yeniden çalışmaya başlayan annemizi işyerine bırakıp biz programımızı uygulamaya başladık, baba-oğul. Önce Karşıyaka’da bir kahvaltı yaptık ki “bizim KafKaf’ı da özlemişiz be” dedim içimden defalarca. Tamam Foça falan ama Karşıyaka da ayrı güzel be kardeşim. İşte biz böyleyizdir değil mi? Ne yardan geçeriz, ne serden. Neyse…

Oğlanın da benim de saçlar papaz gibi olmuştu. Sonra soluğu berberimizde aldık. Ben İlhami’nin, evlat Nurettin’in koltuğunda tıraşımızı olduk. Yüzümüz gözümüz açıldı.

Sonra ver elini Çiğli Kipa. Günün ilk seansı olan saat 11 gösterimine, on dakika kala yetiştik. İlk defa şahit olduğum bir şey oldu ki çok enteresan geldi bana. Şirinler filminin bilet fiyat 11 lira, üç boyut gözlüğü kullanım kirası 1.5 lira. Sizi bilmem ama ben böyle bir şeyi ilk defa görüyorum. Be kardeşim, madem 1.5 lira daha söğüşleyeceksin ekstradan, direkt 12.5 lira deyip geçirsene. Yani geçsene. İçeride 90 dakika kullanacağın sonra da bırakıp çıkacağın bir dandik gözlük için 1,5 lira almak biraz ayıp olmuyor mu?

Bu arada maazallah o ucube gözlüğü elinde üzerinde unutup, yanlışlıkla falan dışarıya çıkmaya kalk. Pentagon’un yasak bölgesine girmişsin gibi sirenler ötmeye başlıyor. Kalakalıyorsun ortalık yerde, fara tutulmuş tavşan gibi. İnsanlarda bir bakışlar falan…

Neyse oğlan filme girdi, ben bu arada gazeteleri hatmettim dışarıda. İyi oldu. Filmden sonra en üst kattan en alt kata inmek için Çiğli Kipa AVM’nin asansörüne bindik. Yalnız ikimiz varız asansörde ve alet önce bir-iki tekledi, sarsıldı ve sonra durdu. Tüm düğmeler iptal. Acil çağrı düğmesi de çalışmıyor. Kapı açılmıyor. Oğlan paniklemeye başladı. Ben hem sakin olmaya hem de onu sakinleştirmeye çalışırken, bir taraftan da tüm düğmeleri yoklamaya başladım. Birkaç dakika bu şekilde oldukça gergin geçti. Tam 155 polis imdatı tuşlayacakken cep telefonumdan, kapı beş santim kadar açılır gibi oldu. Sonra yeniden kapandı. Tetikte beklemeye başladım. Aynı şey olur olmaz yarım dakika kadar sonra ayağımı aralanan kısma koyup omuz darbesiyle kapıyı ittirdim, oğlanı tahliye ettim ve kendim de çıktım.

Karşıma çıkan ilk güvenlik görevlisine, merkezin güvenlik amiriyle görüşmek istediğimi söyledim. Ben yaşlarda bir beyefendi iki dakika kadar sonra bulunduğum yere geldi. Olayı anlattım ve özellikle imdat düğmesinin çalışmamasına çok şaşırdığımı ifade ettim. Güvenlik Amiri hemen konuyla ilgileneceğini söyleyip gitti. O kadar…

Bu saatten sonra bir Allah’ın kulu, özellikle de yanımda oğlum varken beni, Çiğli Kipa AVM’nin asansörüne bindiremez değil mi? İmdat düğmesi çalışmayan bir AVM asansörü ve sadece “ben konuyla hemen ilgileneceğim”den başka bir argümanı olmayan/olamayan bir güvenlik amiri(?).

Oradan ayrılıp yine Çiğli Kipa AVM giriş katında bulunan Avea satış noktasındaki bluetooth kulaklık kampanyası hakkında bilgi almaya geçtim. Ürün ve fiyat cazipti. “Benim telefonla bir deneyelim bakalım, alacağım cihazı” dedim standta bulunan satış görevlisine. Benim telefon, cihazı görmedi. Telefonumun markasının Vodafone olduğunu gören Avea satış yetkilisi delikanlı “bu telefon çakma abi, ondan çalışmadı, kesin Çin malı bu” dedi.

Be kardeşim, senin 20 liraya satmaya çalıştığın kulaklık ne malı peki, Japon mu, Güney Kore mi?” dedim ben de. “Ha anladım o Çin malı değil P.R.C. değil mi?” diye hafiften tiye almayı da ihmal etmedim.

Öyle böyle derken akşamı ettik. Annemizi iş çıkışı işyerinden aldığımız gibi Foça’ya kaçırdık, kaçtık. Güneşi denizde batırmayı da ihmal etmedik tabi. Yalnız bu akşam su, esaslı serindi haberiniz olsun. Uzun zamandır böyle vücudum karıncalanarak denize girmemiştim.

Ama yine de muhteşemdi. Ne Şirinler’in kiralık gözlüğü, ne Çiğli Kipa AVM’nin bozuk asansörü, ne de Japon malı kulaklıkların yurdum satış temsilcisi, hiçbiri ama hiçbiri kayıtlarda kalmamıştı. Resetledi yine Foça’nın denizi, format attı vallahi bana.

Üç sene önce bugün: Gümüşlük'ten Tavşan Adası'na Yol Gider

Üç sene önce bugün: Deve Rakı İçseydi Ne Güzel İçerdi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 929
Toplam yorum
: 2451
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3524
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

İzmir'de yaşıyorum.    Çok uzun yıllar öncesinden başlayıp, hiç ara vermeden bugünlere kada..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster