Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '07

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
733
 

Şirketlerin dünyayı iyileştirmeleri şart!

Şirketlerin dünyayı iyileştirmeleri şart!
 

SOSYAL SORUMLULUK VE TOPLUMSAL FAYDA ALANINDA KÜRESEL GELİŞMELER

“İnsanlığını hatırla, geri kalan her şeyi unut.”
Joseph Rotblat, Nobel Barış Ödülü Sahibi

Bu makaleyi yazarken McGill Üniversitesi’nde beraber çalıştığımız ve bana ilham kaynağı olan Profesör Nancy Adler’a çok teşekkür ediyorum. Onun sağladığı bilgiler ışığında bu makaleyi kaleme alıyorum.

Nancy Adler; küresel liderlik, kültürler arası yönetim, kadın liderler ve liderlik sanatı üzerine dünyada tanınan en iyi uzmanlardan ve akademisyenlerden biri. Onunla çalışabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Vizyonu ve ufku o kadar geniş ki, yaptığı işi gerçekten severek ve inanarak yaptığını hemen seziyorsunuz. Öyle olunca da küresel çapta başarı meydana geliyor.

KÜRESEL BARIŞIN DEĞİŞEN TANIMI

50 yıl önce Albert Einstein ve Bertrand Russell’ın da içinde oldukları dünyanın önde gelen bilim adamları, küresel bir deklarasyon ve uyarı yayınladılar:

“Yeni bir yolla düşünmeyi öğrenmek durumundayız. Yüzyıllardır barış için uğraşıyoruz, ama bunu savaşa hazırlanarak yapıyoruz. Gerçekten barış için çalışacaksak, bunu ordularımızı savaşa hazırlayarak yapamayız.”

NOBEL BARIŞ ÖDÜLLERİNİN SEYRİ

Nobel Barış Komitesi, son beş yıldır barış ödüllerini verirken barışın kapsamını genişletti ve ekolojik dengeden, fakirlikten, demokrasiden, gelir dağılımı adaletsizliğinden, insan haklarından bahsetmeden bütüncül ve kalıcı bir barışın tanımının yapılamayacağını vurguladı. Nobel Barış Ödülünün son altı yıldır kimlere verildiğini kısaca inceleyelim:

İNSAN HAKLARI VE BARIŞ

2001’de Nobel Barış Ödülü, daha yaşanır ve daha iyi bir dünya oluşturma gayretlerinden dolayı Birleşmiş Milletler ve Kofi Annan’a verilmişti. 2002’de Jimmy Carter’a verilen Nobel Barış Ödülü, 2003’te ise, insan hakları ve demokrasi adına İranlı müslüman yazar ve hukukçu Shirin Ebadi’ye verildi. Ebadi, Islam ile insan hakları ile bir çelişki olmadığını ve barışı kalıcı hale getirmenin yolunun insan haklarından geçtiğini her fırsatta vurguluyor.

EKOLOJİ VE BARIŞ

2004’te bu kez Nobel Barış Ödülü, Afrika’da “Yeşil Kuşak” hareketini kuran ve hayatını ağaç dikmeye adayan Kenyalı kadın aktivist Wangari Maathai’ye verildi. Böylece ekolojik dengenin, çevrenin ve doğal kaynakların barışın kalıcı hale getirilmesi için önemi vurgulanmış oldu.

EKONOMİK KALKINMA VE BARIŞ

2005’te ise Nobel Barış Ödülü, nükleer enerjinin askeri kullanımını engellemeye çalışan ve barış amaçlı kullanımını destekleyen Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu direktörü Mısırlı Mohamed ElBaradei’ye verildi.

Ve nihayet, 2006 Nobel Barış ödülü Bangladeş’te ve Güneydoğu Asya’da mikrokredilerle fakirliğe karşı savaş açan ve mikrokredi bazlı gelişim modelini ortaya koyan Muhammed Yunus’a ve Grameen Bank’a verildi.

BÜTÜNCÜL BARIŞ

Kalıcı küresel barışı sağlamanın yolu; çok boyutlu kompleks bir denklemden: ekonomik kalkınmadan, çevreyi korumadan, insan haklarından, demokrasiden, adaletten, eşitlikçi gelir dağılımından geçiyor.

HASTALIKLARIN TEMEL SEBEBİ FAKİRLİK

Dünya Sağlık Örgütü’nün direktörü Gro Harlem Brundtland, küresel güvenlik ve sürdürülebilirlik için en önemli ön koşulların sağlık ve fakirlik alanında yapılacak iyileştirmeler olduğunu vurguluyor. Kendisi de doktor ve sivil toplum öncüsü bir kadın olarak Brundtland, her fırsatta dünyada hastalıkların en birinci sebebinin fakirlik olduğunu haykırıyor.

SAĞLIK GÜVENLİĞİ

Brundtland’a göre “sağlık güvenliği” kavramı en az milli güvenlik kadar önemli. Fakirlikle sistemli mücadele edilmedikçe ve kalıcı çözümler sunulamadıkça, dünyada sağlık alanında yaşanan trajediler ve insan ölümleri devam edecek.

İNSANİ GELİŞİM İNDEKSİ GERİLİYOR

Son beş yıldır insani gelişim indeksi, dünya üzerinde 30’dan fazla ülkede geriledi. Dünya çocuklarının üçte biri yetersiz beslenme tehlikesiyle karşı karşıya. Ortalama bir Afrika ailesi bundan 25 yıl öncesine göre yüzde 20 daha az tüketmek zorunda kalıyor. İşin kötüsü, devletlerin gelişim yardımları da gerileme kaydetti. Pek çok ülke GSMH’lerinin yüzde 0.7’sini gelişim yardımına ayırmaya söz vermişlerdi ama birkaç ülke dışında bu kritere uyan ülke yok gibi.

ÖZEL SEKTÖRÜN ROLÜ

Dünyanın kompleks problemleri ile baş edebilmek için günümüzde hükümetler yetersiz kalıyor. Özel sektörün önemi burada devreye giriyor. Dünya yüzeyinde en büyük 100 ekonomik güçten 49’unun ülkeler değil, aslında çok uluslu şirketler olduğunu biliyor muydunuz? Güç artık şirketlerde! Günümüzün en önemli ve en güçlü kurumları artık ne hükümetler, ne de sivil toplum. En kritik rol ve en büyük güç artık şirketlerde!

GÜÇ ŞİRKETLERDE!

Wal-mart’ı düşünün: Dünyanın 19. en büyük ekonomisi! 250 milyon dolarlık bir satış hacmi! 1.3 milyon çalışan! Amerikan ordusu çalışan sayısından daha fazla! Wal-mart bir ülke olsaydı, Çin’in en büyük sekizinci ticari partneri olacaktı. Wal-mart’ın bir günlük gelirleri 36 bağımsız ülkenin GSMH’sından daha fazla. Bu durumda sizin Wal-mart’ın yaptıklarından bağımsız olabilme lüksünüz yok. Wal-mart sadece çalışanları, müşterileri, tedarikçileri değil tüm küresel ekonomiyi ve toplumları derinden etkileme gücüne sahip. Wal-mart gibi dev organizasyonlar ve çok uluslu şirketler hesaba katılmadan dünyadaki problemlere çözüm bulabilmek ve uygulayabilmek mümkün değil.

KONTROLSÜZ GÜÇ, GÜÇ DEĞİLDİR

Bir de böyle aşkın güce sahip dev bir organizmanın yapabileceği hasarı düşünün. Kontrolsüz güç güç değildir, ama çok uluslu şirketler çoktan kontrolden çıktılar bile. Sınırsız kar hırsı ve ölçüsüz rekabet aldı başını gidiyor. Vahşi kapitalist sistem tehlike sinyalleri vermeye devam ediyor! Ürkütücü olan şu ki, yeryüzünde onların doğayı ve insan hayatını tahrip edici faaliyetlerine engel olabilecek bir hükümet yok. Ama halen umudumuz var, çünkü bu kurumlarda da vicdanlı insanlar, vicdanlı yöneticiler var. Bir şeyleri değiştirmek isteyenler var.

21. YÜZYIL UMUDUMUZ: KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK VE TOPLUMSAL KATKI

Aşağıdaki ilkelerin ve gelişmelerin kritik önemine gönülden inanıyorum:

1) 21. yüzyılda eğer daha güzel, daha barışçıl ve daha insani bir dünyada yaşayacaksak; bunun sağlanmasında en az devletler ve STK’lar kadar, işletmelerin de rolü ve sorumluluğu bulunuyor.

2) 21. yüzyılda, firmalar ve çok uluslu şirketler artık tarihi sorumluluklarını yerine getirmek ve sosyal problemlere özel sektörün yaratıcılığını ve dinamizmini kullanarak bütüncül çözümler üretmek zorundalar.

3) Kurumsal sosyal sorumluluk, son on yılın ve gelecek yirmi yılın en önemli kavramlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

4) 21. yüzyılda hayır, fazilet, iyilik, yardımseverlik, barışseverlik, cömertlik, diyalog, merhamet, sevgi gibi küresel değerler artık kurumsallaşmak zorunda!

5) İyi niyet, vicdan, umut ve inanç; eğer profesyonellikle ve etkinlikle buluşursa ortaya çıkan sinerji ve dinamizm dünyanın pek çok probleminin çözümüne katkıda bulunacaktır.

Çocuklarımız için daha güzel, daha yaşanır, daha barışçıl, daha insancıl bir dünya dileğimle!

Fahri Karakaş

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

..Ben senin iyiniyet ve vicdanından hiç şüphe etmiyorum.Senin gibi düşünen yöneticiler oldugundan da.Her şeyden önce ben öyle bir yerden geliyorum.Uzun yıllar üst düzey profesyonel yöneticilik yaptım.Eger bugün ben senin gibi iyimser bir perspektif içinde degilsem,bu içerden gördüklerim ile ilgilidir.Sana önerim biraz ekonomi-politik,biraz felsefe biraz da uygarlık tarihi üzerine zaman ayırmandır.Eger dünyada açların ve emekten yana olanların evrensel mücadelesi olmasaydı,bugün sözünü ettigin o vicdanlı yöneticileri barındıran kapitalistlerde olmayacaktı.Sen vicdanını müsterih tut,dünyada her gün açlıktan ve yoksulluktan,savaştan,hastalıktan ölen yüzbinlerce insanın kanında hep o vicdanlı yöneticilerin oldugu çok uluslu şirketlerin eli var.Elbette günah çıkarmak için rahibe gitmek mümkün oldugu gibi,geceleri kabusları azaltmak için gündüzleri biraz vicdanlı işlerde yapmak ta her baba profesyonelin "sosyal sorumlulugu" olsa gerek.Ben seni anlıyorum,senin de beni anlayacagını umuyorum...

mehmet selim 
 13.03.2007 14:16
 

...senin kapitalizmin gelişme mantıgından haberin de vardır diye düşünüyorum,ama galiba umutlar küresel sermayenin ücretli profesyonellerine kaldı:))sevgili kardeşim sen rahip olsaydın söyleyecegim bir şey olmazdı ama,bilime soyunmuş bir adama bu aciz söylem yakışmıyor.ABD üniversitelerinde ögretildi sanırım bunlar sana.Uluslararası tekelci kapitalizmin geldigi noktada,küresel emegin elele vermesiyle ancak bir umut kapısı aranabilir,yoksa üç beş profesyonelin insanlıga gösterecegi şefkatle degil.. sevgiler...

mehmet selim 
 11.03.2007 15:53
Cevap :
Merhaba Mehmet Selim, Kuzey Amerika'da içinde bulundukları vahşi kapitalist sistemi samimi şekilde iyileştirmeye çalışan; insancı, paylaşımcıl ve dengeli hale getirmeye uğraşan vicdanlı profesyoneller var. Ben bu insanların bir kısmını bizzat tanıyorum ve samimiyetlerine güveniyorum. Sayıları az, ama çoğalabilirler. Onlarla işbirliği yaparak sistemi iyi ve insani yönde değiştirmeye çalışmanın neresi acizlik? Daha adaletli ve paylaşımcı bir düzene doğru küresel bir değişim olacaksa, bu bence sadece bahsettiğiniz küresel emek sınıfıyla mümkün olacak bir değişim değil. Bizzat sermayenin ve gücün de iyiye kullanılması gerek. Vicdan sadece emeğin tekelinde midir, yöneticilerin vicdanlı ve şefkatli olma hakkını neden onlara çok görüyorsunuz? Afrika'ya gidip hayatını oradaki aç insanlara vakfeden yöneticiler var. Sayıları artsa ve bunun için çalışsak fena mı olur? Kurumsal hayrı teşvik etsek, şirketleri daha insancıl hale getirmeye çalışsak fana mı olur?  11.03.2007 22:34
 

Kurumsal sosyal sorumluluk ve şirketlerle ilgili yorumlarınıza tamamen katılıyorum.Bir ekleme daha yapmak istiyorum, aslında birey olarak bu bizim de sorumluluğumuz. Yöneticiler olarak çalıştığımız şirketlerde işlerimizi daha doğru yapmak, topluma değer yaratacak projeleri başlatmak ta görevimiz, ayrıca birey olarak ta pek çok şey yapabiliriz. Örneğin düzenli maaş alanlar, ya da serbest meslekleri sayesinde iyi bir geliri olanlar her ay 50 YTL ile öğrenci okutabilirler. Otoparka, yemeğe, ona, buna harcarken uçup giden bu miktarın olmamasından dolayı okula gidemeyenler o kadar çok ki. Bana hep "balık verme, ama balık tutmayı öğret" yaklaşımı doğru gelmiştir. Bu yolda hepimiz, her an çok şey yapabiliriz. Sevgiler, Arzu

Arzu Pınar 
 11.03.2007 7:39
Cevap :
Çok haklısınız Arzu Hanım, ne güzel ifade etmişsiniz. Katkınız için çok teşekkür ederim. Sizin gibi vicdanlı ve paylaşımcı yöneticilerimizin artması dileğimle,  11.03.2007 22:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 279
Toplam yorum
: 169
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 2419
Kayıt tarihi
: 09.09.06
 
 

Dr. Fahri Karakaş, Londra’da University of East Anglia’da görev yapmaktadır (Norwich Business Sch..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster