Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '14

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
5023
 

Sırları ifşa ederken..

Sırları ifşa ederken..
 

Bir de öyle ‘sır’ sahibi kimseler vardır ki, alması gereken hiçbir şey yok gibi yaşarlar..


Her yaratıktaki nizamı, programı, ölçüyü görüyor musunuz?

Uzağa gitmeyin, yakınlarınıza bakın.

Seveceğiniz, beğeneceğiniz hayatı kaç kişi yaşıyor?

Kaç kişiye özel durumlarınızı açabilirsiniz?

Ya da kaç kişi açtığınız sırları, duyguları ağır bastığında ortaya dökmemiş?

‘’Herkes bir insandır veya insan olsa yine yeter’’ diye düşünmeniz, bir şekilde elde ettiğiniz SIR’ ları açmanıza bir neden teşkil eder mi?

Önce, bu soruların yanıtını verin!

Evet, sır saklamanın zevkini hiç kimse inkâr edemez. Ancak, sır’rı heba edenlerin çoğunluğu, ‘gayesiz bir halde, sonu dedikoduya uzanacak paylaşımlar için’, kimisi de ‘hazmedemediklerinden ötürü’ bedenlerine, düşüncelerine fazla geldiği için bunu yapar.

Birtakım şeyleri elde edebilmek için yıllarca dur durak bilmeden uğraştıktan sonra kavuştukları özelleri bozuk para gibi harcarken, verimsiz toprakta yetişen ağaç gibi olurlar.

Dolayısıyla, gereğinden fazlasını dağıtan bu tipler ‘adeta dibi delik kovayla’ su taşırlar da farkında olamazlar. Çünkü, o kova hiçbir zaman dolmayacak, ihtiyacı olanın isteği bitmeyecektir.

Bir de öyle ‘sır’ sahibi kimseler vardır ki, alması gereken hiçbir şey yok gibi yaşarlar. İlim namına söyledikleri, ezbere okudukları kitaplardan başka bir şey değildir. Etraflarına hava atmanın zevkiyle, fasit bir daire içinde dönüp dururlar.

Bunlar, güya kimseden bir şey beklemeyen, sırf Allah rızası için hareket etmeye çaba gösteren kimselerdir. Bir şekilde istediklerini elde edince kendilerini mesut sayarlar. Sanki, boşalıma ulaşan bir insanın tatmini vardır onlarda.

Ancak, vahdet yaşamının ilk kuralı; her şeyi bilmekle beraber, sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranmaktır. Ama bu tür bilgileri dahi yoktur onların.

Bazen zamansız paylaşım, endişe, korku ve kederi de beraberinde getirebilir. Öyleyse en iyi yol, söylenenleri hazmetmek ve bir meczup gibi sağda solda sır, sır, sır diye sayıklayarak dolaşmamak veya söylediklerini özel yaşamında bizatihi uygulamak gerekir.

Bunları yapanın pek görülmediği ortamda; zevkleri ve duyguları çelik çemberler içine alarak ve ‘emanet olarak verilenleri’ sağda solda bozuk para gibi harcamayarak yaşamak bir motto olmalıdır.

Tabii bu hususta ve her koşulda Efendimiz’in (s.a.v) işaret ettiği gibi, insanların varacağı en son, en ulvî nokta, düşünerek-basiretle algılayarak bir yaklaşım yapmak, her ağza geleni söylemenin yanlış olacağını kabul edip, sadece Allah'ın makul gördüklerini vahdet-sistem realitesi içinde aktarmak doğru olacaktır...

Unutmamak gerekir ki, insanın huzursuzluğu abuk sabuk konuşmalar ile doğar. Bireyleri zor durumda bırakacak, çekişmeye götürecek şeyleri aktarmak ne derecede doğrudur? Bu husus çok net biçimde tartışılmalıdır.

Söz konusu prensiplere uymayanın sonuçta mutlaka ağzı yanacaktır. 

Bu aşamada iradesizlik diye bir şey yok, aksine iradeyi kötüye kullanma var diye düşünüyorum.

Sevgili okurlar!

Bu yola nice insanlar baş koydu. Sonra, zoru görüp gerisin geriye başladığı yere döndü. Çoğu başladığı yeri bile bulamadı.

Niceleri bu yoldan geçip gitti, isimleri dahi hatırlanmıyor şimdi.

Kaç kişi Allah'ın beğendiği hayatı yaşadı? Ya da niçin yaşayamadı?

Hayatını, ilmini, yaklaşımlarını, sıcaklığını beğendiğiniz, beğenmediğiniz kimseler oldu.

Şimdi eğri oturup doğru düşünelim. Şayet, onlara bazı sırları açtıysanız o insanları ne kadar kötü koşullarda kalmaya mahkum ettiniz, farkında mısınız?

Bilmem ki asırlarca devam eden, kış ve yaz gibi zıt mevsimlerde bile şaşmayan nizam, sırların açıklanması durumunda bireyleri ne hale getirir...

Sonuç;

“Güzel ifade çok konuşmakla olmaz. Allah ve Resulü’nün sevdiği hususları ayırt edebilmekle olur. Lisan aczi, acz sayılmaz; asıl acizlik Hak’kı tanımamaktır.“

Acizene kanaatim bu.

 

Ahmed F. Yüksel

 

 https://twitter.com/sufafy

https://twitter.com/AhmedHulusi

http://www.ahmedhulusi.org/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sırları ifşa edenler; yani Vahdet sırlarını(!) tarihte ne iftira ve işkencelerle karşılaştılar araştıranlar bulsun.. Hoş bilimsel sırları, zamanından önce ifşa edenler de(Galile gibi).. Velhasıl ben bu yolda bizlere ışık tutan tüm Erenler’in önünde saygıyla eğiliyorum ve Onlar’sız bir hayat çoook çoook güdük kalırdı ve yaşam herhalde 'ahmakça' devam ederdi, diye düşünüyorum.. Bu makalenizi de birkaç defa okumam gerektiğini düşünüyorum; ince ince işlemeleriniz var her zamanki gibi:))) sevgilerimle Sayın Yüksel!

Kenan Erkan 
 24.06.2014 17:31
 

Kaç kişiye özel durumlarınızı açabilirsiniz? Baba bir soru gerçekten! Düşünüyorum da var mı desem, yok mu desem böyle birisi?! Gene de tam güvenemediğimi de fark ettim aklıma gelen kişiye.. Belki de bu yüzden, gerçek dostluklar magazinsel hayatınıza yakın olanlar olmuyor. Belki aynı dini- felsefi vs. doğrulara inandığınız kişiler daha mı yakın acaba?! Gözden uzak olsalar da…! Velhasıl güzel konu, güzel yazı..!

Tarkan Taşçı 
 10.06.2014 21:59
 

Çok mühim bir konu. İyi ki ele almış ve bizler için yazmışsınız. Bizler yanlış anlaşılmasın; tasavvufa ve bahsettiğiniz VAHDET yaşamı gönüllüleri bu: Bizler.. Üstelik bu arada Milliyet Blog’da böyle değişik bir ses, nefes gibi gelirsiniz bana siz.. Beyinlerin- Ruhların kendisini bu madde yaşamın dışında da besleyecek verilere ihtiyacı var. Bu yüzden Sayın Yüksel size ayrıca teşekkürler... Çizginizden sapmadan ve sağa sola asla sataşmadan; muhteşem konulara ve dini bilgilere imza atıyorsunuz.. Sırları hele de taşıyamayana açmak ve ulu orta her ortamda; gene; anlamayanlara anlatmak; maalesef yapageldiğimiz en büyük hatalardan.. Hele de ben bunu galiba çok yapıyorum:(( İşte bu yüzden bu yazı bana çok şey kattı. Yani SIR; yani yüksek- derin ilim; kaldıran beyinlerle paylaşılmalı…

Simay Özdemir 
 07.06.2014 12:59
 

Derler ki; ‘’Sır tut ki; sırlanasın!’’.. Ne güzel ve anlamlı bir sözdür. Bir de tasavvufla ilgilenenler bilir ki sır çok önemlidir. Ve eskiden yani gerçek tarikat-şeyhlik olunan dönemlerde dervişler sır tutmakla ilgili sınanırlardı mutlaka.. ama burada çok önemli bir ayrıntıyı vermişsiniz; ulu orta her yerde, yani anlattığımız derinlikli bilgilerin ayrımına varamayan kişilere de konuşmak ve biteviye anlatmak. Tabi ben kendi cümlelerimle yazıyorum izninizle.. Çünkü bu zamanımızda yapılan en fahiş hatadır; gene sizin deyimlerinizden biriyle..Bu durumda hem kendi içselliğimizi- ilmimizi zedeliyoruz, hem bize bu ilmi verenlere yazık- ayıp ediyoruz. Hem de hak etmeyene fazlasını vermek zulmünü yapıyoruz.. İnşallah bunun ayrımını tam olarak yaparız. Çünkü bazen de hak edene bazı gerçekleri açmak ve sır dediğimiz incelikli ve derin tefekkür edenlere özel bilgileri vermek gerekecektir. Saygı ve sevgiyle...

Fürüzan Öztürk 
 02.06.2014 13:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 577
Toplam yorum
: 1804
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10749
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Akşam Gazetesi, Radikal Gazetesi, Piyasalar Dergisi, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Yeni Dünya, Popü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster