Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '08

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
367
 

Sırtım Toroslar’a dayalı yolladığım mektup

Sırtım Toroslar’a dayalı yolladığım mektup
 

Doğduğum, büyüdüğüm ve hasretini çektiğim kent Adana’da, kentin ortasından geçen nehrin içgöl haline getirildiği kısımda Demirköprü’ye yakın bir çay bahçesindeyim.

Önümde, o devasa heybetiyle bakana cesaret vererek “ben bu dağlara sırtımı dayadım mı, tüm âleme kafa tutarım” dedirten Toroslar… Sağ yanımda ise, üzerinde martıların uçuştuğu ve dağlardan eriyen tertemiz suların önce arkamda kalan Akdeniz’e, oradan da okyanuslara kadar ulaşmasına yol açan ve Çukurova’nın verimli topraklarının bağrından süzülerek akan Seyhan Nehri…

Seyhan’ın üzerindeki martılar, sanki birazdan yazacağım mektubu, aklımdan geçireceğim düşüncelerimi, diğer sulara ve sahillere taşıyacak Seyhan’ın her bir su molekülüne ulaştırmanın heyecanını duyar gibi uçuşarak, oynaşıyorlar.

Belirttiğim gibi bu satırları bilgisayarımın tuşları aracılığı ile yazarken en büyük dayanağım, önümde duran ve zirveleri bembeyaz karlarla kaplı Toroslar… Akdeniz’e paralel uzanarak, ayaklarını, Doğu ve Güneydoğusu’nu ikiye ayırırcasına Anadolu’nun içlerine kadar uzatan Toroslar… Anadolu’nun en heybetli kale duvarı, en duygulu ve en dürüst aşığı Toroslar… İnce Memed’in evi, Kurtuluş Savaşı’nda düşmandan kaçan analara, bacılara ve yiğitlere kucak açan Toroslar… Yıllardır, İkiye ayırdığı Anadolu’nun, birleşeceği günün hayaliyle yaşayan, bu süre içerisinde Anadolu’nun ayrılmış kısımları arasındaki iletişimi sağlayan, benim de bu birleşme için taşıdığım düşüncelerimi anladığından, harcadığım emekleri gördüğünden, tüm heybetiyle bana gülümseyen Toroslar… Yıllardır, Ortadoğu üzerinde hayalleri olan ABD’nin sınır karakolu olarak kurduğu İncirlik üssünden kente yayılan parazitlerin, iletişim hatlarına zarar vermesinden ötürü kavuşamadığımızdan, kent merkezindeki bizlere uzaktan hüzünle bakan, ama artık, o günlerin geride kaldığını hissederek, tüm heybetiyle gülümseyen Toroslar…

Az önce de, Toroslar’dan gelerek, yanımdan Akdeniz’e doğru yol alan rüzgâr, Torosların, bu satırları yazarken bana yardımcı olacağını söyledi. Aslında söylemedi de, fısıldadı; Toroslar bana sürpriz yapmak istiyormuş ancak rüzgâr dayanamayıp fısıldadı “nasıl olsa ben uzaklara gidiyorum, bana kızsa da bir şey olmaz” diyerek.

Rüzgârın fısıldamasından sonra, martılar geldi yanıma. Onların da bir müjdesi vardı; Seyhan’da yer alan tüm su molekülleri aralarında antlaşmışlardı. Martıların müjdelediklerine göre, düşüncelerimi ifade edeceğim ve aşağıda yer alan mektubu “bakın işte, Türkiye de artık özgür” diyerek, önce Akdeniz’de yer alan ülkelere ulaştıracaklarmış. Cebelitarık’tan çıkarak, kendilerini kaptırdıkları güçlü okyanus akıntılarıyla da tüm karalara ulaştırmayı düşünüyorlarmış. En sona da en önemli görevi bırakmışlar. Söylediklerine göre bu görevi yeniden birleşerek kol kola girmiş bir biçimde icra edeceklermiş; okyanusun ötesinde yer alan ve yıllardır, bizim, biz olmamızı istemeyen, kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışan Dünya kabadayısına “bak kardeşim bizden sana söylemesi, sen Dünya’nın en güçlü silahlarına sahip olsan da, Anadolu’ya sevdalı, Toroslar’ın kucağında yer alan Türkler, tercihlerini sensizlikten yana yaptılar” diyeceklermiş. Buradan şunu anlıyorum; düşüncelerimin tek bir harfine dahi dokunmayacaklarmış.

Yazmaya başlayayım artık müsaadenizle mektubu çünkü martılardan yine bir haber geldi, suyun molekülleri mesaj taşıyıcısı olma şerefine erişmek için akıntıya karşı hareket etmeye başlamışlar. Aman Allahım! bu ne büyük mutluluk, Anadolu sevdalısı Toroslar’dan aldığım destek ve ona dayadığım sırtımla yazacağım mektubumu, onun bağrından çıkarak Akdeniz’e kadar uzanan Seyhan Nehrinin sahipleri önce Akdeniz’e sonra da tüm Dünya’ya ulaştıracaklar…

_________________________________________________________________________
Sevgili ABD,

Sizin, bizi yıllardan bu yana ikinci sınıf bir ülke gibi görmenizden veya Ortadoğu’ya örnek olmamız için öyle şekillendirmeye çalışmanızdan bıktık, usandık ve yorulduk. Siz neden her yere demokrasiyi uygulamaları için müdahale ederken, insan olma erdeminin en olmazsa olmazı akıl kullanma ve aydınlanma gibi kavramları boş veriyorsunuz? En son olarak, doğru ya da yanlış tartışmıyorum ancak Yargıtay Başsavcısı’nın AKP’yi kapatma istemiyle açtığı davaya karşı bizim demokrasimizi savunma görevini sahiplenmişsiniz…

Sevgili ABD, bundan bir kaç yıl önce Avusturya’da aşırı sağcı bir parti iktidar olmak üzereydi ve tüm AB ülkeleri birleşerek, bu partinin iktidar olmasını engellemişlerdi ancak hatırladığım kadarıyla sen o zaman sesini hiç çıkarmamıştın, yanılıyor muyum, yoksa? Onlara sesini çıkarmayan sen, yıllardan bu yana ‘yeşil kuşak’ oluşturarak, kendi hedeflerine ulaşma düşüncesiyle, mazlum halkların bilinçlenerek, kendi haklarını aramalarının, ‘pazar’ olmaktan kurtulmalarının önünü kesmedin mi ki şimdilerde iyi ağabey rolünü oynamak istiyorsun?

Sevgili ABD, yıllar boyunca “bizim çocuklar başardılar sonunda” felsefensin etrafında dönen ve sadece kendi çıkarlarını gözettiğin Türkiye ilişkilerinde, biz Türklerin de aydınlanmalarının, bilinçlenmelerinin önünü kesmedin mi? Sürekli olarak, dışarıya hayran, kendisini ezik hisseden ve de kullanabileceğin iktidarları savunmadın mı? Peki, sen, tüm bu olaylara dışarıdan, bizim içimizi, neler hissettiğimizi bilmeden ve bu ülkenin akıl kullanan kesiminin fikirlerine saygı duymadan yıllardır müdahale ederek, demokrat olmadığını göstermiyor musun? Hem sen nereden bileceksin ki Anadolu’nun derinlerinden gelen sesin bizlere neler fısıldadığını? Bilemediğin halde, sen bu müdahaleleri hak olarak görürken, AB’ye üye bir ülkeye dışarıdan baskılar gelirken sesini çıkarmazken, bizim sistemimizin kendisini koruma refleksini dışarıdan müdahale ederek yok etmeye çalışıyorsun?

Sevgili ABD, benden sana söylemesi: “Bundan sonra, bu topraklarda senin tarafından kullanılanların değil, bu toprağın sesini duyabilen, gönül gözü açık insanların dediği olacak”. Bizler, dışarıya açık, serbest rekabet koşullarında üreterek, 1978 yılında Kemal Derviş’in de içinde bulunduğu Dünya Bankası komisyonunun raporuna ters düşecek biçimde pazar olmaya isyan ederek, Cumhuriyetimizin değerleriyle barışık bir yaşam sürmek istiyoruz, buna da var mı acaba bir itirazın? Sanırım sen de anlıyorsun artık Kovboyculuk oyununun bitmek üzere olduğunu?

1946’dan bu yana, aydınlanmadan, demokratikleşmesi için çabaladığın bu coğrafyada kargaşa yaşanıyorsa eğer, sen ve senin içerideki adamlarının sorumluluğu çok yüksektir. Senin olduğun yerde ne yazık ki “kimin eli kimin cebinde” belli olmuyor. Sen, hem ‘yeşil kuşak’ oluşturmaya çalışıyorsun, o kuşak üzerinde yaşayan insanların aydınlanmalarının, bilinçlenmelerinin önünü keserek, hem de ardından ‘İslamiyet’e’ savaş açıyorsun, onu ayaklar altına alınacak yapıya büründürttükten sonra. Yok, Sevgili Arkadaşım ABD, sen artık uzak dur bizden… Dokuz yıl yaşadığım Almanya’da iken Avrupa ülkelerinin arkasına saklanarak, onları ön saflara sürüp sana zarar gelmeden nasıl yol aldığını gözlemiştim zaten… Sen, onları da kullandın yıllarca…

Seninle daha medeni ilişkiler kurabileceğin, senin dışındakilere de saygı duyabileceğin ve onların gelişiminin önünde kocaman dev gibi duran gövdeni çekme özverisinde bulunabilecek kadar erdemli olacağın yarınlarda buluşmayı dilerim.

Umarım, ne demek istediğimi/istediğimizi (İnce Memed’in evi, Kurtuluş Savaşı’nda düşmandan kaçan analara, bacılara ve yiğitlere kucak açan Toroslar ile benim) anlamışsındır. Gel yanlış yapma, koskoca evrende küçücük bir toz zerresi olan Yerküre üzerinde beraber yaşamak zorunda olduğumuzu unutma ve her milletin de kendi milletinin, ülkesinin, coğrafyasının iyiliğini düşüneceğini unutma. Başka milletleri zayıf düşürmek için onları, kardeşin kardeşi vurmasına yol açacak karmaşalar içine itme çabalarından, düşüncelerinden vazgeç… Bırak her millet, kendisi için en iyisini ve de en akıllısını kendisi seçsin… Buna sen müdahale etme! Bırak bir millet kendi sistemini korumak zorundaysa korusun… Buna da sen müdahale etme! Çünkü sen, objektif ya da tarafsız olamıyorsun… Hep kendi çıkarların doğrultusunda, sana bağlanacak, köle olacak insanları tercih ediyorsun doğal olarak…

Şimdilik benden bu kadar Sevgili ABD, umarım mesajlarım anlaşılmıştır…”
____________________________________________________________

Rahat bir uyku çekerim artık bu gece, Anadolu sevdamda, Torosları da yanıma almanın ve o dağların bağrından çıkan suların molekülleri aracılığı ile ilgili yerlere mesajlarımı iletmiş olmanın rahatlığı içerisinde. Artık kesinlikle eminim, geçenlerde yazdığım “Biliyorum, Güneş yeniden doğacak” başlıklı yazımda yazdığım gibi güneşin doğacağından. Ve bu doğan Güneş, ülkemizi ve insanlığı öyle bir aydınlatacak ki bu ülkede artık sadece iyiler kazanacak ve bu kazanan iyiler, kötüleri de iyi yapma mücadelesinde sonsuz başarılar elde edecekler. Bu coğrafyanın aydınlanması, yine Mustafa Kemal’in gösterdiği tünelden geçildikten sonra tamamlanacak ve sonsuz mutluluklara doğru hep beraber yelken açacağız. İşte o zaman, herkes görecek Türklerin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kim olduklarını…

Evet, Dünya ile barışık ama kullanılmadan ilişki kurarak yaşama sevdasındayız bizler ve bunu da başaracağız.

Sevgili su moleküleri, size de yardımlarınız için şimdiden çok teşekkür ederim…

Ve son sözümde sana Sevgili Toroslar; bugün görmeseydim eğer, senin o gülen yüzünü, rüzgâr fısıldamasaydı eğer, bana olan desteğini ve de ben bunu hissedemeseydim, sanırım resim eksik kalırdı. Sana da, resmin son fırça darbelerini atmandan dolayı çok teşekkür ediyorum. Seninle daha çok şey başaracağız, bu aşamadan sonra…

Selam olsun! İnce Memed’in evi, Kurtuluş Savaşı’nda düşmandan kaçan analara, bacılara ve yiğitlere kucak açan Toroslar’ın eteklerinde; Çukurova’nın başında yer alan Adana’dan, vatanda ya da gurbette olsun tüm memleket sevdalılarına…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yüreğiniznin sesini, Torosların sesini, anadolunun sesini duydum satırlarınızda. ne mutlu size böyle tutkulu yaşamak ve yaşamı tartacak kadar akıllı olmak nasip edilmiş size.. Esen kal sevgiyle kal..

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 16.03.2008 13:30
Cevap :
Değerli Hemşerim Serap Hanım, nazik düşünceleriniz için çok teşekkür ederim.. Umarım bu yazılarımla biraz da olsa sizlerin düşüncelerine tercümanlık yapabiliyorumdur... Saygılar, sevgiler..  16.03.2008 15:12
 

Yazın da yüreğinden çıkmış, sanki Torosların haşmetli büyüleyici görüntüsü gibi. Bu kelimelerin sahibini yürekten kutluyorum.

serifsoner 
 16.03.2008 12:02
Cevap :
Çok teşekkür ederim... Saygılar, sevgiler...  16.03.2008 13:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 868
Kayıt tarihi
: 26.01.07
 
 

Kimim? Nereden gelir, nereye giderim?29 Kasım 1970 tarihinde Türkiye'nin Doğu-Batı geçiş yolunun en ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster