Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
391
 

Sis ve saat...

Sis ve saat...
 

Her sabah saatin uykuda olduğu anlarda uyanırdı. Kendini uzun zaman alacağını düşündüğü çocukların öğrenim sürecine vermişti. Uyumsuzlar diye nitelenen, yaşamlarının ilk yıllarından beri üstlerine kapılar kapatılan ya da tamamıyla gün ışığına bırakılan çocuklarla. Çocukların kafasına sokulan ya da sokulmak istenen ya da çocukların kurup da yaşamadıkları düşlere ulaşma niyet ve gayreti taşıyordu.

Her sabah saatin uykuda olduğu zamanlarda çocukların yüzüne bir çiğ tanesi gibi dokunmak istiyordu. Kendisine ancak böyle yardım edebileceğini düşünüyordu.

Zaman insanın bu tür şeyleri gereksizler listesine aldığı zamandı.

Hep bir düş peşine düşerken kendisinde oluşanları düşünmüyor hayatın gerçeği denilen şeyleri de göz ucu ile takip ediyordu. Gerçeği germeden ve çekmeden tabii. İşte böyle bir düşünüş ve yaşam çabasının bir sabahında gözlerini açıp uyandığında her zaman ki gibi olmayan bir şey oldu. Hiç kimsenin olmadığı bu anların tanığı uyuyan saat ve sokağı kalın bir perde ile örten sisti. Saat uyuyor, siste kendince her şeyi görünmez kılmaya çalışıyordu. Bunlara ne kadar tanık denirse o kadar tanıktılar işte…

Bir kaybolmuşluk hikâyesinin sonlarına doğru uslu uslu oturduğu yerden kalkarken, çoktandır yapmadığı bir şey yaptı. Yüzüne gülümseme yayıldı ve uzaklara baktı...

kendini iyi ama belirsiz hissediyordu.

‘iyileştim” diyemedi.

‘atlatıyorum galiba’ diye mırıldandı.

uzaklara bakmayı bıraktı.

tekrar yerine oturmak istedi.

eli ile sandalyesini yokladı, derin bir nefes aldı

ve ohlayarak oturdu. Yüzünde bir şey belirdi.

bir şey bulmuş

bir şey saklamış

bir şey keşfetmiş

bir şey anımsamış

bir şey yapacak

bir şey diyecek

bir şey gülümsemesiydi...

bir şekilde ellerini avuçladı...

başını arkasına attı.

arkasına yaslandı

herhangi bir şey olmuş gibi kalktı..Kaygılı olmanın verdiği derin bir sızıyı duymadan çayını yudumlamaya devam etti.

Aklına “acelesiz bir sevgi” diye kopuk bir düşünce imgesi yuvarlandı. Büyümeye çalışan çocuklara kendi dünyalarında kaybolmuş düşleri anlatmaya çalışan bir “düşçünün” hüznüne kapılıp evinden dışarı adım atmaması geldi aklına. Kaygılandı yine. Sönen, solan, kuruyan ve kopan hayat parçacıklarını toplayan kaygı ve umut…

Oyun oynayan çocukların sesleri geldi kulağına.

”Kendi hikâyelerine hazırlanıyorlar besbelli” diye söylendi.

Kaygı tanıklarımızın gözü önünde kayboldu gitti. Sisin çabası sanki işe yaramıştı. Umut uyandı. Uyuyan saat işe yaramaz denebilir mi şimdi?

Vay be iki tanık da işe yarar gibi duruyorlar değil mi?

güzel oldu..çok güzel...kaygıları dağıldı birden!...yerinden kımıldadı..kaygıları kalkıp gitmişlerdi sanki...

kaygılarını takip etmek istese bile sis çok iyi idi bu sabah.

saatte tam kendinde umut olmuştu.

içi rahatladı...çayını yudumlamaya devam etti.

yüzüne gülümseme yayıldı ve uzaklara bakmayı bıraktı.

ve hemen yanındaki , hemen yanındaki kapıya yöneldi..

‘ah hayat...hadi hazırım’ dedi ve

kapıyı arkasından kapatırken tüm sınıf büyük bir

coşku ile ayağa kalmıştı çoktan..

gülümsemesi yüzündeydi hala...

Resim, www.goodexpreience.com sitesinden alıntıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 761
Kayıt tarihi
: 13.07.07
 
 

Tiyatrocuyum. Ankara Üniversitesi DTFC Tiyatro Bölümü mezunuyum. Drama ve çocuk tiyatrosu üzerine ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster